Emperyalist bir argüman olarak "Kürtçülük" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emperyalist bir argüman olarak "Kürtçülük" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2020 Cumartesi

"Ermeni ve Kürt sorunu" yaratmada Bulgar Komitacılığı "deneyimi" ve bundan istifade eden İngiltere



Her fırsatta Türkiye Cumhuriyetinin (amiyane tabirle) "tekerine taş koymak" için kullanılan "Ermeni Meselesi" ve daha sonra devamında "Kürt Sorunu" olarak Batılı devletlerce, sürekli altı ısıtılarak sıcak tutulan meselelerin kimin "patenti" altında üretildiğine baktığımızda, tarih bize İngilizleri işaret ediyor.

Çok tarihçi tarafından gözardı edilen ve bir çoğu tarafından da "birbirinden bağımsız gelişen olaylarmış gibi" ele alınan bu meselelerin "ilk denemesi" Bulgarların Osmanlılardan koparılması çalışması idi ve başarılı da oldu. "Slav milliyetçiliği" ve "Ortodoks Hristiyanlığı" çerçevesinde, Rus Çarlığı tarafından tarafından uygulamaya konulan, Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere ve İtalyan devletleri tarafından da "sessiz kalınmak suretiyle" onaylanan bu projeden, gün geldi o günün İngiliz devleti de istifade etti! 


Bu durumun kısa hikayesini de, yakınlarda rahmet-i rahmana kavuşan gazeteci-yazar Orhan Koloğlu'nun 1998 yılında yayınlanmış olan "Avrupa kıskacında Abdülhamid" adlı kitabından okuma şansı buluyoruz. 

Makalemizin başlığından da anlaşılabileceği üzere, Osmanlının yıkılışını hızlandırmak ve Hindistan'da kurduğu sömürge düzenini bilhassa kuzeyindeki Rus tehlikesinden korumak için  İngiltere, doğu Anadolu'da kendisine "bağımlı" bir Ermeni devleti kurarak, kendince bu tehlikeyi def'etme çaresi bulmuş oldu. Yöntem ise belliydi; Osmanlıyı, önce (tıpkı Rusya'nın 1877'de yaptığı gibi) tebaasına zulmeden bir devlet olarak dünya kamuoyuna tanıtmak, ardından da "bu zulme baş kaldırmak için" tıpkı Rusların Bulgarlara yaptırdığı gibi, Ermenilere de silahlı çeteler kurdurtmak! (Hınçak, Taşnaksütyun vb.) Ve bütün bunlardan neredeyse bir asır sonra "başarısız olan" ikinci Ermeni Silahlı Terör örgütü ASALA ve o da başarısız olunca "Kürt sorununu çözmek için" ortaya çıkarılan malûm PKK Terör örgütü!.. Hepsinde de yöntem aynı!

Devamını gör...

10 Haziran 2019 Pazartesi

"Milliyetçi-Muhafazakârlığın" Ahlâkla İmtihanı

Her fırsat düştüğünde tekrar etmekten bıkmadığım sözdür; Bu ülkede "partili olmak", ilke ve prensipler doğrultusunda çalışmak değil, lidere koşulsuz şartsız biat ederek "parsadan pay kapmak" olarak anlaşıldığı ve liyâkata göre görev tevdiî yerine, "makama talip olma" adapsızlığına rağbet edildiği için, bugüne kadar herhangi bir partinin taraftarı olmadım ve kendime böyle bir çatı altında yer aramadım. Fakat bu durumu, haklı olanın yanında durmaktan kaçınmayı gerektirecek kadar da ileri taşımadım.

Sadede gelecek olursak; adı etnik terörle anılan bir çetenin uzantısı olduğu bizzat kendi idarecilerince dahi muhtelif zeminlerde, defalarca ikrar edildiği halde, yıllardır bir "siyasi parti" olarak devletin her türlü yardımından yararlanmaya devam eden bir "parti"nin, danışıklı ve kanlı bir "siyaset"in belirleyici bir ögesi olmaya devam etmesinin mevcut siyasi sistemin elemanları tarafından da ısrarla istendiği anlaşılıyor, hatta bulunduğu noktada tavizsiz bir şekilde "fonksiyonunu icra etsin diye" sistemin diğer elemanlarından açıkça destek görüyor!

Devamını gör...

22 Ekim 2017 Pazar

Erdoğan'ın Konfederalizmle İmtihanı


Barzanistan'ın kanalı Rudaw'ın Washington temsilcisi Namo Abdulla, RTE'na attığı tiwitte demiş ki:

"Confedralism w/ oil-rich Kurdistan would help Erdogan achieve his vision of transforming Turkey into regional superpower." 

(Petrol zengini kürdistan'la konfederalizm, Erdoğan'ın TR'yi bölgesel süpergüç yapma vizyonuna yardımcı olur).

"Barzanistan hayali suya düştü" diye düşünenler, bir daha düşünsün derim.
Ta başından beri yapılan planlama tıkır tıkır işliyor.
RTE'ye; "Böyle bir teklifle gelirseniz düşünürüz" dememek için hiçbir mazeret bırakmayacak kadar net ve bir o kadar da "baştan çıkarıcı" bir teklif!
Hele ki AKP'yi "böylesine yıpranmış bir şekilde 2019 seçimlerini nasıl alırız" kaygısı sarmışken...

Devamını gör...

4 Mart 2017 Cumartesi

'Kuzey Irak, 2 Sene İçinde Türkiye'ye Katılacak'

Ya da Yiğit Bulut efendinin deyişi ile "Türkiye'nin genleşmesi"nin kısa hikayesi:


Başından beri söylediğimiz bu, Irak'ın kuzeyi önce Türkiye'ye katılacak (Nasrettin hocanın kazanı doğurtması misali), ortalık sevinçten "yeni Osmanlı" nidaları ile inleyecek. Zat-ı muhterem başkanlıktan aldığı yetki ile Diyarbakır'ı (aradaki 3-5 vilayeti de içine katarak) K.Irak'ın başkenti (ya da kendi deyişi ile "Güneydoğu'nun yıldızı") ilan edecek. Daha sonra da Barzani "vazgeçtim, ben oynamıyorum" deyince de Diyarbakır'da onunla beraber gidecek! Yani, daha önce kazanın doğurmasına sevinenler, sonrasında "yahu hiç kazan ölür mü" dahi diyemeyecekler!..

Barzani'nin iç politik hesaplara dahil edilmesinin arkasında yatan , yaşanan bayrak krizinin arkasında yatan, Neo-Osmanlıcılık fikrinin arkasında yatan, "bu gömlek Türkiye'ye dar geliyor!.." teranesinin altında yatan şey işte hep bu; 

Osmanlıcık gazı ile Türkiye'yi BOP projesine uygun olarak (kibar ve "bilimsel" ve cafcaflı deyiş ile) "yeniden dizayn" etmek!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut'un 2013 yılında yaptığı konuşma :


'Kuzey Irak, 2 Sene İçinde Türkiye'ye Katılacak' 




Devamını gör...

1 Ağustos 2013 Perşembe

Erdoğan, PYD konusunda tam anlamı ile "senkronize" olamamış...


Hemen söyleyeyim, yazının başlığı Cengiz Çandar'ın "Rojava'da yeni sayfa - Salih Müslim'in ardından..." adlı yazısından alınmadır.

Çandar, her ne kadar başbakanın bu durumunu PYD ile ilişkilendirse de, bizce başbakanın bu "senkronize olamama" durumu sadece o bahsettiği olayla sınırlı değil! Daha önce, "Taksim olayları, bu kadar hırçınlık niye ve bu ülke nereye gidiyor?"  başlığıyla kaleme aldığımız yazımızda da dilimiz döndüğünce izaha çalıştığımız üzere, "başbakan, şimdiye kadar Türkiye'nin milli güvenliğini ilgilendiren olayların hangisiyle senkronize olabildi ki?.." diye artık ciddi ciddi sormak ve sorgulamak gerekiyor!..

Şimdi gelelim asıl konuya:

Kamuoyunun zihnini alıştırmak maksadı ile gündemde çok da öne çıkarılmadan ama daima özenle de gündemde tutulan bir konu var. O da, "Apo" nam katilin affı meselesi!

Mâlum, köprülerin altından çok sular geçti. Onun hakkında şimdiki başbakanca sarf edilen "sayın" ifadesi ile milletin hop oturup, hop kalktığı günlerden Apo'nun barış güvercini olduğu günlere geldik! "AK medya"nın bu neticeyi elde etmekte gösterdiği gayreti ise doğrusu kimse inkâr edemez!

Doğrusunu söylemek gerekirse, bir vatandaş olarak içimizde artık "Apo affedilecek mi?" diye bir kaygı da "hamdolsun" ki kalmadı!

Birileri için bir zamanlar imkânsız olan hayaller öyle bir gerçek oldu ki, bunları görünce "Apo affedilse ne olur, affedilmese ne olur" diyesi geliyor insanın!

Başbakandaki bu "senkronizasyon bozukluğu"nu tespit eden ve yıllardır adeta gönüllü bir "Kürtçü" gibi "görev" yapan Cengiz Çandar, gündemdeki olaylardan yola çıkarak lafı ustaca Apo'nun affı meselesine getiriyor ve başbakanın süregelen bu asenkronik durumuna kendince şöyle bir ayar veriyor:

Devamını gör...

19 Ağustos 2011 Cuma

"Kürtçüler" bunu bir daha düşünmeli!..

"Kürtçü" düşüncenin peşine düşenler ve bunların yardakçıları, Türkiye Cumhuriyetinden daha ziyade, Kürtlerin başına sardıkları belanın büyüklüğünün bilmem ki ne kadar farkındalar?!.. 


Meselenin son derece uzağında, kendi hallerinde hayat mücadelelerini sürdürmeye çalışan insanların bile yüreğinde nihayet keskin bir nefret hissi uyandırmayı becerebilmiş olan bu aymazlar, her gün "konuk" edildikleri televizyon kanallarında "görüş" belirttiklerini zannederek, bu milletin gözünün içine baka baka, sözde "haklı" davalarının mücadelesini verdiklerini iddia ediyorlarsa, hemen söyleyelim; çok yanılıyorlar!.. 


Ha, bir de bunlara yancılık yapan sözde "liberal-sosyalist-sosyaldemokrat" bir güruh var ki, bu Kürtçüler bir gün deseler ki; "biz bugüne kadar anladık ki yanlış yapmışız, o "sorun" dediğimiz şey "Kürt Sorunu" değil başka bir sorunmuş!.." Bunlar, ellerinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi ağlayıp, zırlayarak bunların paçalarına yapışırlar ve: "Hayır, vallahi de tillahi de sizin böyle bir sorununuz var!.." diyerek bunları yeniden bu işe ikna etmeye çalışırlar!.. Bu da ayrı bir mesele!..


Her ne ise, yeniden konumuza dönecek olursak; bunlar hakikaten çok yanılıyorlar, zira şu ülkenin en sade insanının yüreğinde bile en sonunda bir "kazık yemişlik hissi" uyandırmayı başarabildiler!.. Çünkü, "ne verilse daha fazlasını isteyen" bir arsızlıkla ve "istekleri" yerine gelmedikçe yakmaya, yıkmaya ve öldürmeye devam edeceklerini söyleyenlerin bu küstahlıklarını, epey bir müddettir sükunetlerini ve soğukkanlılıklarını muhafaza etmeye çalışarak izleyen bir büyük kitle, artık  kendilerinin "keriz" yerine konulduğunu düşünüyor!..  

Devamını gör...

KÜRTÇÜLERİ PERİŞAN EDEN RAPOR!


“ABD Temsilcisinin 89 Yıl Önce Hazırladığı Kürt Raporu’nun Sırrı”


Türkiye’de “Kürt Sorunu” diye adlandırılan ayrılıkçı Kürtçü faşizmi besleyen iki ana damar vardır. Bunlardan biri aşiret-tarikat kontrolündeki feodal yapı, diğeri ise emperyalizm kıskacıdır.  

Yüzyılın başında Anadolu’da “uydu bir Kürt devleti” kurdurmak isteyen ABD, İngiltere ve Fransa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, Anadolu’daki Kürtlerle çok yakından ilgilenmiş, ayrılıkçı Kürtleri önce Türk ulusunun ölüm kalım mücadelesi olan Türk Kurtuluş Savaşı’na, sonra da çağdaş Türk ulus devletine karşı isyana teşvik etmiştir. Kurtuluş Savaşı yıllarında ve sonrasında Anadolu’da Türkiye karşıtı 30’dan fazla Kürtçü isyan çıkmıştır.[1]

“Kürt Sorunu”nun, daha doğrusu “ayrılıkçı Kürtçü faşizmin” kaynağını doğru anlamak için, Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında Türkiye’de cirit atan ABD, İngiltere ve Fransa temsilcilerinin ve ajanlarının hazırlayıp ülkelerine gönderdikleri Kürt raporlarını iyi incelemek gerekir.

Örneğin, ABD’nin Türkiye’deki Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark L. Bristol, 20 Şubat 1922’de İstanbul’dan Washington’a gönderdiği bir “Kürt raporunda” şu bilgilere yer vermiştir:
“Sayın Dışişleri Bakanı Efendim!

Devamını gör...

18 Ağustos 2011 Perşembe

"Ver Şam'ı, Al Kandil'i!.."

Birdenbire hızlanan PKK terörü ve buna paralel olarak İran topraklarında terörist faaliyetlerini artıran PKK'ın PJAK'ındaki bu hareketlenme, yıllardır sürdürülen bir planlamanın öngördüğü bir şekilde, önümüzdeki dönemde Ortadoğu dengelerini önemli ölçüde değiştirecek çok daha büyük olayların yaklaşan ayak sesleri olarak tanımlanabilir.


Meseleye, Suriye-Türkiye-İran üçgeni üzerinden baktığımızda, bu Kürt ayrılıkçı terör örgütünün aslî fonksiyonunun ne olduğunu daha rahat görebiliyoruz. 


Suriye yönetimi ile mezhep temelinde bir yakınlığı bulunan İran'ın, sadece bu nedenle bile olsa diskalifiye edilmesi, BOP planlamasının önemli bir hedefidir. Kaldı ki, Irak'ın kuzeyinde "kurdurulan" Kürt Federe Devleti'nin uzun vadede kendisinden beklenen hedeflere ulaşabilmesi de İran'ın bölgedeki gücünün kırılmasına bağlıdır. Şu anda İran, Türkiye ve Suriye arasında sıkışmış ve Amerika/İsrail desteği ile ancak ayakta durabilen Kürdistan'ın, bu şekli ile devam edebilmesi ve özellikle "büyük parça"yı Türkiye'den, diğer parçaları da Suriye ve İran'dan kopararak (bu planın) nihai amacı olan "Büyük (Judaik) Kürdistan"ı gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu hedefin gerçekleştirilmesi ise göründüğü kadarı ile "eş-zamanlı" bir çalışma yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Zira, İran pasifize edilmeden Türkiye'den koparılacak o "büyük parça" ile büyütülecek bir Kürdistan'ın yaşama şansı yoktur. Her halükarda, Ortadoğu'nun bu iki büyük aktörü; İran ve Türkiye'nin karşı karşıya getirilerek kafa kafaya çarpıştırılmaları ve böylece BOP Planına engel teşkil eden "potansiyel" enerjilerini böylece boşaltmış olmaları gerekmektedir. Bunun için "Füze Kalkanı" projesi dahil her türlü siyasi, stratejik ve ekonomik unsurları tahrik eden ama bugüne kadar bunlardan istediği  verimi alamayan "proje sahipleri", bu defa "Suriye" kozunu kullanarak Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirmeye karar vermiş görünüyorlar.

Devamını gör...

7 Ocak 2011 Cuma

"Unsur-u hakimi Türk olan bu vatanda Türklerle tevhidi mukadderat etmek"

Yukarıdaki tanımlama, Mustafa Kemal Paşa'nın; 2 Şubat 1923, İzmir İktisat Kongresi öncesinde söylediği: “… Unsur-u hakimi Türk olan bu vatanda Türklerle tevhidi mukadderat etmiş sadık bazı unsurlarımız vardır ki, bilhassa Yahudiler, bu millete ve bu vatana sadakatlerini ispat ettiklerinden, şimdiye kadar müreffehen imrar-i hayat etmişler ve bundan böyle refah ve saadet içinde yaşayacaklardır” sözlerinden alınmış bir tanımlamadır ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni var eden iradenin ortaya koyduğu "Müdafaa-i Hukuk" ideolojisinin, Türkiye toprakları üzerindeki "Milli Hakimiyet" anlayışının ne olduğuna dair açık bir delil mahiyetindedir.

"Unsuru hakimi Türk olan bu vatanda Türklerle tevhidi mukadderat etmek", yani: "Hakim unsuru Türk olan bu vatanda yaşayan ve Türklerle kader birliği etmiş diğer sadık unsurlar..."

Bu kadar açık ve net!

Devamını gör...

24 Eylül 2010 Cuma

İsrail'in "Kürt" ilgisi

Önceleri daha üstü kapalı bir şekilde sürdürülen İsrail devletinin Kürt ilgisi, son gelişmelere paralel olarak daha açık bir şekilde dillendirilmeye başlandı. Bu "ilgi", PKK Terör Örgütü dahil olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin başını ağrıtan bir çok güvenlik sorununun temel kaynağının ne olduğu gerçeğini daha iyi anlamamamızı sağlıyor. PKK elebaşılarından Murat Karayılan'ın daha bir kaç gün önce İsrail'de yayın yapan Kanal2 televizyonunda yayınlanan görüntüleri ve İsrail yetkililerine; "Ortak düşmanımız Türkiye" diye seslenmesi, önümüzdeki günlerde bu muhabbetin(!) meyvelerinden Türkiye'nin daha çok tadacağı anlamına da geliyor. Bu amaca hizmet için kurulmuş İsrail-Kürt Enstitüsü'nün web sitesinde Ramazan Kerim tarafından yayınlanan bir makale bu muhabbetin boyutlarını ortaya koyması bakımından gayet manidar. İşte o makale:


Kürtler ve Yahudiler arasındaki genetik bağlar

Devamını gör...

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Reytinginiz batsın!

Plazalar, AVM'ler, şık restoranlar, pahalı kulüpler ve konforlu arabalardan müteşekkil, kendi küçük "cennet"lerinden bu memlekete burunlarının ucuyla bakanlar, daha çok ünün daha çok para demek olduğu kendi piyasalarında, "reyting"lerini artırmak uğruna, bu memleketin ne kadar can alıcı meselesi varsa kendi programlarına "meze" yapmakta birbirleriyle resmen yarışıyorlar.


Bugüne kadar bu milletin çözülmedik bir sorunu kalmamış olacak ki, epey bir zamandır ha bire "Kürt Sorunu" başlığı altında birilerinin bambaşka maksatlar için ortaya attığı bir konuyu gerçek bir "sorun" haline getirmek için büyük bir uğraş veriyorlar. Türk filmlerinin vazgeçilmez tecavüzcüsü rolüyle ünlenen aktörü "tecavüzcü Coşkun" gibi, "sorunlu" taraf "Kürtler"i oynayan belirli tipler, ekranların baş köşesine kuruluyor, karşılarına oturtulan prof.lardan, siyasetçilere, siyasetçilerden emekli askerlere kadar kim varsa onlara ve ekran başında kendilerini izleyenlere saç baş yoldurmaya devam ediyorlar. Kimi zaman da bu "zihin tecavüzünü" tahlil ettirmek maksadıyla, bilirkişi mahiyetinde prof. dr. etiketli kimi allameler programlara davet ediliyor ve bu tecavüzün kaçınılmaz olduğu konusunda bir bilim adam(!) sıfatıyla izleyiciyi ikna etme görevini vakur bir eda ile yerine getirmiş oluyorlar.

Devamını gör...

26 Mart 2010 Cuma

Taş atan çocuklar ve aç yatan çocuklar...

DEVLET ÇÖZÜM “ÖNERMEZ”, “TEDBİR” ALIR!

Sen şunu bunu bahane edip, alenen devlete meydan okuyacaksın, silah alıp dağa çıkacak, askere kurşun sıktığın yetmiyor gibi çocuk, bebek, kadın kız demeden savunmasız insanları dahi vahşice katledeceksin, sonra da şunları bunları istiyorum diyerek devletle pazarlığa oturmayı talep edeceksin. Sana bu gazı verenlerin beslemelerini de arkana alıp ille de devlet ”çözüm” üretsin diye bir de yaygara yapacaksın!


Tabii, emperyalist oyunun bir geleneği de budur; önce taşlar bağlanır, köpekler sonra salınır!


Ne garip bir tecellidir ki, hayatı boyunca hak etmedikleri bir şeye el uzatmaya ne tevessül, ne teşebbüs, ne de tenezzül etmiş, böyle bir durumu akıllarından dahi geçirmemiş ve bunu en aşağılık bir hâl kabul etmiş olanların canları, malları, dişleri ve tırnaklarıyla amansız bir mücadele vererek var ettikleri bu Cumhuriyette, bu mücadeleyi verenlerin çocukları da ne yazık ki halen aç geziyor! Nerede, ne zaman, ne yaptıklarını ve kim olduklarını bile tam mânâsıyla bilemediklerimiz ise sefih bir saltanatın varisleri imişçesine her türlü arsızlığı ve hayasızlığı kendilerine hak biliyor, efendilerine hizmet adına kendi çocuklarını aşağılık bir oyunun figüranları haline getirmekten zerrece utanç duymuyorlar.

Devamını gör...

17 Kasım 2009 Salı

Herkesin Türkiye’ye ihtiyacı var bir Türklerin yok!

.

Kabul etmekte kimsenin bir tereddüdü olamayacağı bir şey varsa o da dünyanın en güzel, en kıymetli ve buna karşılık da en çok göz dikilen, sahip olunmakta hemen bütün dünyanın can attığı, şu Gazi Anadolu'muzun bu mübarek topraklarının değerini; öyle görünüyor ki en az anlamış olan bizleriz!

Yine de ne mutlu ki, artık bu memlekette, bu vahim ve derin uykudan büyük bir silkinişle bir an önce uyanmak gerektiğinin farkına varmış olan insanlar var ve sayıları da her geçen gün biraz daha artıyor!

Biliyoruz ve artık eminiz ki, pek yakında bu milletin öz evlatları birbirine kaynaştıkça, önünü hiç bir bendin, hiç bir setin ve hiç bir kuvvetin kesemeyeceği, coşarak ve çağlayarak ilerleyen kutsal bir sel haline gelecek ve düşmanlarını mahvetmeden de durulmayacaktır. Coşkunluğu günbegün artan ve eninde sonunda düşmanını mahvedecek ve kahredecek bu milli selde bir damla olma şerefine nail olabileceklere şimdiden ne mutlu diyor ve Yeniçağ Gazetesi'nin değerli yazarlarından Sayın Hasan Demir'in makalesi ile sizleri başbaşa bırakıyorum:

Devamını gör...

10 Ekim 2009 Cumartesi

(S)açılımcılar Bu Röportajı Okusunlar

.

“Türklük tehlikeye düştü. Kurtuluş Savaşı’na katıldım.”

Enver Behnan’ın İlk Millet Meclisi Dersim milletvekili Diyap Ağa’yla röportajı (Yeni Gün, 27 Temmuz 1931)


“Bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım”.
“Biz Kürt değiliz, biz Türk’üz.”
“Türklük tehlikeye düştü. Kurtuluş Savaşı’na katıldım.”
“Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, kıymetini bilelim.”
Millet Meclisi’nin ilk azalarından Diyap Ağa’ya Karaoğlan’da rast geldim. Felaket ve zafer günlerinin bu bir hatırası olan bu aksakallı ihtiyara yaklaştım. Selam verdim ve kendimi tanıttım. Ertesi günü Natbantoğlu Hıfzı Bey’le beraber misafir kaldığı Kayseri Oteli’ne gittik. Otelin avlusunda bu tarihi şahsiyetle karşı karşıya idik. İri ak kaşlarını kaldırdı, mavi gözlerini gözlerime dikti:

Devamını gör...

8 Eylül 2009 Salı

VATANDAŞ GÖZÜYLE "AÇILIM" VE "KARDEŞLİK"

.

"Pırt Açılımı"

"İdaresine talip olup vatandaşından yetki aldığınız memleketin menfaatlerini bir kenara bırakarak, şunun bunun talimatlarıyla bu ülke hakkında verilmiş kararları uygulamaya başlarsanız, hem kendinizi hem de bu memleketi rezil edersiniz. İşte sizin "açılımınız", işte vatandaşın açılımı!"

Devamını gör...

6 Eylül 2009 Pazar

"KARDEŞLİK" MESELESİ VE BAZI HATIRLATMALAR

.

"Doğru siyaset", şüphesiz ki, olacağı olmadan, geleceği daha gelmeden öngörebilmek ve olayları kendi hedefine hizmet edecek şekle sokabilmek sanatıdır. Bilgisizce ve hissiyata dayalı tepkiler vererek olaylara müdahil olunabileceği düşüncesinin adı da, siyaset değil, olsa olsa günü kurtarabilmek telaşının bir tezahürü olabilir.

Yoktan yaratılan bir "sorun"u "biz zaten kardeşiz" diye söze başlayıp, ardından da taviz üzerine taviz vererek çözebilmenin dünyada bir örneği daha yoktur.

Buyrun size tarihten bir kaç satır:

Devamını gör...

1 Eylül 2009 Salı

ŞİMDİ DE BU PALAVRALAR!

Apo'nun "beraber kurtardık" palavrası!.


Milletimize adeta zorda kabul ettirilmek istenilen garip bir dayatma var!.. “Kurtuluş Savaşı’nı beraber yaptık!..” sloganı yayılmak isteniyor.. Bunu hem Ankara’dakiler yapıyor, hem de Apo mahreçli PKK kaynakları!..


Ankara’dakiler hem de aralarında omzu kalabalık saf yetkililer de dahil, “dedelerimiz koyun koyuna şehitlikte” muhabbetine pek meraklılar! O kahraman şehitlerin etnik kimliklerini vurgulayıp sanki “Kurtuluş” ta iki ayrı millet varmış intibaı vermek doğru mu?!.. Apo ve çetesi bunu bilerek yapıyor... Onların stratejisyenleri (Batı) böyle bir dayatma geliştirip ellerine tutuşturmuştur... Apo da bu çerçevede sallıyor (Ortak vatan Türkiye-Kürdistandır(!) Kurtuluş Savaşını Türk-Kürt birlikte yaptı, birlikte kurtardık) diyerek kafasına göre Kurtuluş Savaşı üretiyor!..


Bu sözleri doğru değil, hesap kitap ortada..


Araştırmacı Gökçe Fırat’ın çalışması var... Buna göre Kurtuluş Savaşı sırasında verilen şehitlerle ilgili yöresel ve rakamsal bilgiler şöyledir..
Bunlar, yani "Kürtçülük" yapanlar belirli bir guruptur ve biz daha kurtuluş savaşımıza başlamadan önce İstanbul'da dış destekli bir Kürt Klübü kurarak bu yönde faaliyetlerine başlamışlardır ki, bu faaliyetlerin kökü 1800'lü yılların başına kadar da uzanır ve kaynağı yine aynı guruptur.

Bu noktada, Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın bir İngiliz kaynağından aktardığı bir bilgi çok dikkate değerdir. Bu kaynak; "PKK'nın basıp, katliam yaptığı köylerin en dikkat çekici özelliği, tarihteki ermeni olayları sırasında ermenilere karşı en çok direnen köyler olmasıdır!" diyor.


Kökenlerinin Kürt oldukları dahi şüpheli olanların, dışardan destekli hıyanetlerinin baş amacı; bizi Türkler ve Kürtler olarak iki keskin çizgiye ayırarak karşı karşıya getirmektir. Bunu unutmayalım. Bu ihanet şebekesinin her türlü silahlı/silahsız propagandayı rahat rahat yapmasına göz yuman bir idarenin zaafları Türkiye Cumhuriyeti'nin güçsüz olduğu görüntüsünü vermiş ve bir takım insanlar güçlü olanın yanında görünmek gereğini duymuşlarsa, bu sonucun müsebbibi en başta onlara bu cesareti veren bu idaredir.

Devletseniz gücünüzü ortaya koyacak ve devlet gibi davranacaksınız! Bunun başka yolu yoktur!


...

Devamını gör...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

VAZİYETİMİZ BUDUR !

















Haber (1)


PKK'lıya miting gibi cenaze!

PKK'lıların cenazesinin teslim alınışı mitinge dönüştü

10.08.2009 / haberturk.com

Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi Kato Dağı'nda 5 Ağustos'ta güvenlik güçlerince etkisiz hale getirilen 2 PKK'lının cenazeleri ailesi tarafından alındı.
Cenazenin alınışı sırasında Beytüşşebap esnafının kepenk kapattığı gözlendi.

BEYTÜŞŞEBAP / AHT Kato dağında güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonlarda 5 Ağustos'ta etkisiz hale getirilen PKK'lı teröristler "Xemgin" kod adlı Erhan Şimşek ile "Sema" kod Muhsine Ete'nin aileleri Beytüşşebap Cumhuriyet Başsavcılığı'na cenazeleri almak için başvurdu. Başsavcılığın onayından sonra Beytüşşebap İlçe Devlet Hastanesi'nde 2 PKK'lının cenazesi ailelerine teslim edildi. PKK'lılardan Muhsine Ete'nin cenazesi toprağa verilmek üzere Siirt'e, Erhan Şimşek'in cenazesi ise Muş'a götürüldü.

Bu arada DTP Beytüşşebap İlçe Teşkilatı önünde toplanan yaklaşık bin kişi, cenazelerin aileye verilmesinin ardından, ilçe merkezine 2 kilometre uzaklıktaki hastaneye doğru yürüyüşe geçti. PKK ve Öcalan lehine slogan atarak yürüyen grup, yoğun güvenlik önlemleri altında hastaneye geldi.Hastane önünde toplanan kalabalığa konuşan DTP Beytüşşebap İlçe Başkanı Rahmi Ataman, geçmişte yaşamını yitirenlerin cenazelerinin cumhuriyet savcılarınca verilmediğini söyleyerek, "Barışın konuşulmasına rağmen halen bölgede operasyonların devam ediyor. 1 Eylül'e kadar ya onurlu bir barış gelecek ya da bu savaş daha derinleşecek. Bizim çağrımız barışın bir an önce gelmesidir" diye konuştu.

Konuşmaların ardından, sloganlar atarak yürüyüşe geçen grup, cenaze araçlarının ilçe dışına çıkmasıyla olaysız bir şekilde dağıldı. Polisin yoğun güvenlik önlemi aldığı yürüyüşte, sık sık PKK ve Öcalan lehine slogan atılırken, ilçedeki esnafın kepenk kapattığı gözlendi.


Haber (2)

“Operasyondaydım hakim bey”

07.08.2009 / LALE ŞIVGIN / Tercüman
--------------------------------------------------------------------------------
İkinci Ergenekon iddianamesinin dünkü duruşmasını izlemek için salona girerken, beni nelerin beklediğini bilmiyordum. Ancak salonda tanık olduğum diyaloglar tarihe yazılacak cinstendi.

Salonun havasızlığı ve bunaltıcı sıcağa rağmen, öyle bir diyalog yaşandı ki salonda buz gibi bir hava esti.

Hakim Köksal Şengün, karşısındaki 1985 doğumlu 24 yaşındaki gence; "Önceki duruşmaya neden gelmedin?” sorusunu yöneltti.

Hakimin karşısındaki genç ise mahcup bir tavırla; "Gelemedim çünkü operasyondaydım” dedi.

Operasyonda olduğu için bir önceki duruşmaya gelemeyen o gencin adı Eren Mumcu.

Teğmen Mumcu; ikamet adresi sorulduğunda "Kışla”; görevi sorulduğunda ise, "Hakkari Yüksekova'daki Dağ ve Komando Tugay Yardımcılığı” cevabını verdi.

Mumcu, "Gelemedim çünkü operasyondaydım” diyerek aslında tek bir cümleyle Ergenekon tartışmalarına son noktayı koymuş oldu.

Artık "Ergenekon davası nedir” diye soranlara şu cevabı verebiliriz.


Ergenekon davası, dağdaki teröristle çatışmaya giden genç bir teğmeni; "terörist” suçlamasıyla sanık sandalyesine oturtmaktır”

Düşünebiliyor musunuz; dağda teröristle çatışmaya giren 24 yaşındaki bir teğmen, Silivri'de terörist muamelesi görürken, dağdaki bebek katilleri için açılım planları yapılıyor. Teröristle mücadele eden askeri, Ergenekon marifetiyle dağdan indirenler, dağdaki bebek katillerini ise afla, açılımla indirmeye hazırlanıyor.



Merak ettiğim iki şey var;

Birincisi;
Eren Mumcu'yu sanık sandalyesinde gören meslektaşları bundan sonra hangi motivasyonla teröristle çatışmaya girecek?

İkincisi ise;
genç teğmeni terörle mücadele için gittiği operasyondan ötürü neredeyse özür diletecek hale getirenler acaba bu ülkenin geleceği için ne düşünüyor?



Mum ışığında adaleti aramak


Dünkü duruşmaya damga vuran bir başak ifade de gazeteci Mustafa Balbayía aitti.

Balbay mum ışığında adalet aradıklarını söyledi. Ama işin vahim tarafı daha sonradan ortaya çıktı. Çünkü Balbay bu sözü mecazi anlamda kullanmıyordu. Balbay Silivri Cezaevinde 28 Şubatítan bu yana elektriklerin kesildiğini, çok nadir olarak cezaevine elektrik verildiğini söyledi. Elektrik olmadığı için iddianameyi çalışamadıklarını dolayısıyla savunmalarını hazırlayamadıklarını belirten Balbay, bir an önce elektriklerin verilmesini talep etti. Duruşma çıkışında Silivri'deki elektrik skandalını değerlendiren CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü ise bunun bir skandal olduğunu söyledi. Mengü bir cezaevinde en önemli şeyin elektrik ve aydınlatma olduğunu; bunun cezaevi güvenliği açısından da son derece hayati olduğunu ifade etti. Mengü haksız değil. Bir cezaevi düşünün ki son teknolojiyle yapıldığı iddia edilsin ama elektriği olmasın!


...

Devamını gör...

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Ahmet Hakan'ın "Açılım Andı"(!)


Açılım andı


“Dağlarında kan akmasın memleketimin” diyerek açılım sürecine katkı sağlayacağıma...

30 yıla yaklaşan ve 40 bine yakın insanın ölümüne neden olan savaşın bitirilmesi için, sorunu çözmek şöyle dursun, bir başlangıç yapmanın bile mukaddes olduğunun bilincinde olacağıma...


Eksiği gediği gözlere sokup maraza çıkarmayacağıma...

Milletin duyarlılık alanlarını kaşıyarak bir “Türk sorunu” yaratmaya çalışanların oyunlarını bozmak için gayret göstereceğime...

“Bu işten kim kazançlı çıkar” diye hesaplar yapıp, “Tayyip çözeceğine çözülmesin daha iyi” diye düşünenler gibi davranmayacağıma...

Tayyip Erdoğan’ın ayağının kaymasını beklemek yerine, aldığı büyük riskin hakkını verip takdir edeceğime...

Hiçbir şey yapmayanların değil, eksik gedik de olsa bir şeyler yapmaya çalışanların yanında saf tutacağıma...

Süreci baltalayanların ölümden, kandan ve şiddetten gayri bir seçenek sunmadıklarını hiç aklımdan çıkarmayacağıma...

“On üçüncü çirkin adam” yaftasını boynumda taşımaya her daim hazır olacağıma...

Sırf açılım başarıya ulaşsın diye, AKP’nin son dönemde başka alanlarda takındığı “kibirli” ve “uzlaşmaz” tutumları gündeme getirmeyeceğime...
NAMUSUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE ANT İÇERİM...

16.08.2009 / HÜRRİYET


 
* * * * *

PEKİ, AHMET HAKAN:Madem üzerine yemin edebileceğin bir namus ve şerefin olduğuna inanıyorsun, öyleyse şunlara da cevap ver! :

- 30 yıla yaklaşan ve 40 bine yakın insanın canına mal olan ve emperyalist maşalar eliyle icra ettirilen ve hangi maksada hizmet ettiğini bugün her ehli namusun bildiği bu terör faciasını hangi vicdanla, hangi namusla ve hangi şerefle “savaş” diye tanımlayabiliyorsun!

- Dağlarda kan akıtanlar kimlerdir? Binlerce vatan evladını genç yaşlarında toprağa düşüren bu alçaklık öyle “ortaya karışık romantizm” edebiyatına malzeme edilecek bir iş de değildir! Öyleyse, namusuna ve şerefine, bunların kim olduğunu ‘adlarıyla, sanlarıyla’ söyle!

- Milletin duyarlılık alanlarını kaşıyarak bir “Türk sorunu” yaratmaya çalışanların oyunlarını bozma yeminleri ediyorsun.

- Haklısın!

- Bu milleti bir koyun sürüsü haline getirmek için az gayret sarfetmediniz!

- Onu o gözle görmek, göstermek için az sevda çekmediniz!

- Asırlardan bu yana süzülüp gelmiş bir milli karakteri yok saymak için atmadığınız takla, yapmadığınız soytarılık kalmadı!

- Türk’üm demeyi bile bu millete çok gördünüz!

- Tarihinin hiç bir döneminde kimseyi aşağılamamış, her gelene gönlünü ve sofrasını açmış, ekmeğini paylaşmış, devletinin her türlü mihneti üzerine yüklenmişken, kendi vatanında yarı aç, yarı tok yaşamaya mahkûm edilmişken bile devletine asla asi olmamış, tevekkül ve tevazuunu bir an bile olsun bırakmamış, kendi bayrağını çiğneyenlerin dahi bayraklarının ayaklar altında kalmasına razı gelmemiş, asırlarca kendisine diş bileyenlere dahi kin tutmamış bir milletin, elinde kalan şu son vatan parçasına hayasızca göz dikenlere karşı duranlar mı şerefli ve namuslu, yoksa onları “Türk sorunu” yaratanlar diye hedef gösterenler mi?


İçinde şeref, namus, insaf ve izandan en ufak bir kırıntı dahi kalmışsa, o kırıntılar senin doğruyu söylemene kâfi gelecektir!

- “Bu işten kim kazançlı çıkar” hesapları da yapmayacakmışsın! Aferin! Hayatını kâr/zarar denklemleri ve pazarlıklar üzerine kurmuşlar için oldukça önemli bir iddia! Sorun şu ki; bizim kültürümüzde, yani Türk’ün kültüründe; kâr/zarar hesapları, alınır satılır emtialar için konu olabilir. İşte onun için M. Akif:

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Diyor!

Mevzubahis olan vatanımız olunca ve vatan da bizim için namusla denk olduğundan, bu konuda biz Türkler çok kıskanç oluruz pek sayın Hakan! Ve dolayısıyla o dünyaca malûm olan tevazuu ve hoşgörümüzden eser kalmaz! Bizim bu tarzda düşüneceğimizi güya bilmezden gelerek, ancak birilerinin kaşıması ile Türklüğümüzü hatırlayabileceğimizi ileri sürmek, TÜRK'ü bu kadar hafife almak ihtiyacının bir tezahürü değilse nedir?

Önce bir sorun yaratıp sonra da al bunu çöz diyenlerin iddialarına eblehçe kanabilecek tiplerden olmadığınız açık! Koyun sürülerini mezbahaya sükûnetle götürmek üzere hazırlanmış bir "KÖSEMEN" olduğunuzu ise "gören" görüyor!

Falan veya filanın "açılım"ını kutsal bir işmişçesine desteklemenin ve bunun için yeminler etmenin Türk milleti ile bir ilgisi olamayacağına göre, bu türden mesajları; ilgililerine doğrudan iletmeyi denemenizin daha yerinde bir iş olacağını haddimiz(!) olmayarak tavsiye eder, bu girişiminizin, umduklarınıza sizi kavuşturmakta faydalı olması dilek ve temennisinde bulunmamıza her ne kadar "kanımız" mani olsa da, sevdiklerinizle(!) aranızdaki muhabbetin artmasını dilemekte bir manimiz olmadığını bilmenizi rica(!) ederiz!


...

Devamını gör...

AÇILIM AZDIRDI!














HABER ÖZET OLARAK ŞÖYLE:
"Cumhurbaşkanı Gül’ün şifreli söylemlerle kamuoyuna duyurduğu, AKP’nin inatla sürdürdüğü ’açılım’ bölücü teröristleri kudurttu.

Fransız gazetesi Le Monde’a Kandil Dağı’nda röportaj veren Murat Karayılan önce akıl almaz isteklerde bulundu, ardından da Türkiye’ye tehditler savurdu. Terörist sayısını artırırmış! KarayIlan, “TSK silah bıraksın. Türk devleti bizden özür dilesin. AKP samimi olduğunu kanıtlasın. Başkanımızın (bebek katilini kastediyor) yol haritasını kabul edin. Diyalog gerek. Taraflar birbirini affetmeli. 7-8 bin adamımız var. Gerekirse bu rakamı kolayca yükseltebiliriz” dedi.

Açılım meyvelerini veriyor! İktidarın açılım projesi bölücüleri kudurttu..." (16/08/2009 / Yeniçağ Gzt.)

MADEM BÖYLEYMİŞ, O HALDE ŞUNU UNUTMAYIN:
Şunu iyi bilin ki; bu ülke ve bu cumhuriyet hakkında son sözü söyleme yetkisi gelip geçici hükümetlere değil, sadece ve sadece bu millete aittir! Milletin rızası hilafına söylenecek ve verilecek hiç bir sözün bu millet nezdinde bir kıymeti yoktur!

Aşağılık bir emperyal çıkar için gönüllü maşa olmaya amade olmak da her insanın harcı değildir!
 
Bütün bir geçmişi bir anda inkâr edip, yabancı bir güçten destek alarak bize çemkirenlerin asıllarını ve nesillerini sorgulamak artık bizim için bir farzdır. Merhametine sığınarak asıllarından dönenleri hor ve hakir görmeyi kendine ayıp sayan bu millete reva görülen bu şerefsizlik, bu milletin unutacağı bir şey değildir! Geçmişte olduğu gibi, bugün de en aşağılık işlerde baş göstermeyi marifet sayan ve bundan bir menfaat sağlayabileceğini zanneden gafiller, sattıkları şerefleri karşılığında kendilerini satın alanların kapısında bir köpek dahi olamayacaklarını elbette bilmiyorlar!
Tarihin sayfalarını defalarca işgal eden bu gibi şerefsizler, uğrayacakları akibeti bilemeyecek kadar akılsızlarsa, bunda bizim bir dahlimizin olmadığı açıktır. Öyleyse bekleyelim, zeval bulsunlar!

*Haberin tamamını okumak isterseniz yazı başlığını tıklayınız

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.