25 Mart 2013 Pazartesi
Masonik bir sembol olarak Pentagon binası
ABD'nin başşehri Washington D.C (District of Columbia), 1791'de, kendilerini "Hür Masonlar" olarak tanıtan masonik yapılanmanın o dönemki başkanı olan George Washington başkanlığındaki bir heyet tarafından masonik sembollere göre dizayn edildiği de bir sır değil.
Amerika Birleşik Devletleri'nin başkentinde yer alan ve ABD Savunma Bakanlığı binası olarak 1941 yılında inşasına başlanan ve şekliyle müsemma olarak adına kısaca "Pentagon" denilen bu devasa bina için neden beşgen, yani pentagonal bir biçim tercih edildiği ise hep merak edilip durulan konulardan biridir.
Resmi ağızlar, her ne kadar bu binanın beş kenarının, Ordu, Donanma, Deniz Piyadeleri, Hava Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik kuvvetlerini (Army, Navy, Marine Corps, Air Force, and Coast Guard) temsil ettiğini söyleseler de, yukarıda da belirttiğimiz üzere, caddelerinin yerleşiminden resmi binalarındaki detaylara kadar, her köşesi masonik sembollerle bezenmiş bir şehir olan Washington DC'de yer alan Pentagon binasının masonik bir mesaj verecek şekilde planlanmadığına inanmak çok zor.
Bilindiği gibi, genişletilmiş BOP projesini yazan, tasarlayan Pentagon ve CIA adamlarının (Abromowitz’ler, Edelman’lar vs.) Yahudi oldukları da bir sır değil. İşte, gazeteci ve yazar Tevfik Bir, "Şeytan, Firavun ve İşgal" başlığı altında kaleme aldığı yazı dizisinin bir yerinde bu konuya da değiniyor ve bu garip şekilli binanın neden bu şekilde inşa edildiğine dair gayet dikkate değer bir bilgi veriyor:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Mart 25, 2013
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen...

Posts Relacionados
15 Mart 2013 Cuma
İngiltere Tarihi ile İlgili İlginç Bilgiler
Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün, 1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:
* İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu. Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
* Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti.
Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Mart 15, 2013
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen...

Posts Relacionados
17 Ocak 2012 Salı
Hayatın ve Ölümün Şehri
II. Dünya Savaşının hemen arefesinde Uzak Doğu'da yaşananlar Batı Cephesinde olup bitenler kadar nedense pek ilgi çekmemiştir.
İlgi yönlendirmede önemli bir araç olduğu inkâr edilemeyecek sinema sanatını en güçlü şekilde icra eden Amerikan sinemasının, yani Hollywood'un, (özellikle savaş filmleri söz konusu olduğunda) içinde Amerika'nın olmadığı bir hikayeye pek sıcak bakmaması, dolaylı olarak dünya milletlerinin kendi sunduklarına göre odaklanmasını sağlmaktadır.
"Sağlamaktaydı" desek daha doğru olacak. Zira değişen dünya koşulları ile beraber, Amerika'nın bu konudaki "tekel"i de kırılacak gibi görünüyor. Öyle ki, Uzak Doğu'da yeni ve büyük bir yıldız olarak parlayan Çin, sadece sınai üretimde değil kültürel konularda da artık dünya çapında önemli eserlere imza atıyor. Bunlardan biri de; "City of the Life and Death", yani "Hayatın ve Ölümün Şehri" adlı 2009 yapımı bir film.
Bütünüyle Çin sinemasının imkânları, yönetmenleri ve oyuncuları ile "siyah/beyaz" olarak çekilen bu film, izleyenlerin zihinlerinde gerçekten önemli izler bırakan, son derece etkileyici bir film.
Konusunu yaşanmış bir olaylardan alan bu film, emperyalist paylaşım savaşlarının Doğu cephesindeki yansımalarına da ışık tutuyor. Bu anlamda, Ağustos 1937'de Çin üzerinde egemenlik hakkı olduğu iddiası ile Çin'e asker çıkaran Japonya'nın, kimilerince "Büyük Doğu Asya Savaşı" olarak da adlandırılan bu savaşta, Nanking şehrinde Çin halkına yaptığı katliamlar ve Çinli kadınlara reva gördüğü tecavüzler, bu filmle son derece çarpıcı bir şekilde sinema diline aktarılmış.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Ocak 17, 2012
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen..., Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
16 Kasım 2011 Çarşamba
Kraliçe Viktorya döneminde İngiliz tesettürü!..
Aşağıdaki resimlerde de görüleceği üzere, İngiliz kadınları, çocukları ile resim çektirseler dahi yüzlerini saklamak zorunda kalmışlardır. Kimi görüşlere göre, asıl maksadın, sandalyede kendi başına oturamayacak kadar yaşı küçük olan çocukların resminin çekilmesi esnasında onları kucaklarında tutmak ve kendilerini de bu esnada stüdyoda bulunana perde vb. gibi örtülerle kamufle ederek bu durumu gizlemek olduğu öne sürülse de, mevcut resimler, bu görüşleri geçersiz kılmaya yetiyor.
Gerçek olan şu ki, kendisi de bir kadın olan kraliçe Viktorya döneminde kadınlar, (anne dahi olsalar) daima birer potansiyel günah kaynakları olarak görülmüşler ve bu yüzden de sürekli aşağılanmaya ve ikinci sınıf insanlar olarak yaşamaya mahkûm edilmişlerdir. O döneme ait aşağıdaki resimlerin, bu konuda bize daha fazla söz söyleme gereği bırakmayacak kadar net ve açık olduğu ise su götürmez bir gerçek!..
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Kasım 16, 2011
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen...

Posts Relacionados
21 Eylül 2011 Çarşamba
Tasmalı Kölelik !
Sakson köleleri, boyunlarında efendilerinin adının yazıldığı tasmaları taşırlarmış. Ki, sahibinin kim olduğu belli olsun, ona göre muamele görsün!
Saksön köleliği, milattan önce 3. yüzyıldan itibaren biliniyor. Avrupa kıtasının eski kavimlerinden olan saksonlar Germen asıllıdırlar. Bugünkü Almanya’nın Saksonya eyâletine ad veren bir kavimdir. Ren ile Elbe nehirleri arasında, M.Ö. 3. yüzyıldan beri bulundukları biliniyor. Mîlâttan sonraki ilk yüzyıllarda bölge dışına taşarak, Britanya Adasına, yâni İngiltere’ye gittiler. Britanya Adasının her tarafına yayıldılar; güney ve güneydoğu kısmına hâkim olup sömürge hâline getirdiler. Denizlerde korsanlık yaptılar. Sekizinci yüzyılda dörde bölünüp, parçalandılar. Zulüm, onları da tarih sahnesinden sildi.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Eylül 21, 2011
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen..., Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
8 Ağustos 2011 Pazartesi
3.5 Dakikada Dünya ve İnsan!..
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Ağustos 08, 2011
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen...

Posts Relacionados
2 Ocak 2011 Pazar
Bir Kalkınmanın Anatomisi
Eski Yugoslavya örneğinde olduğu gibi geçmişte komünist ülkelerle de iş birliği yapan IMF’nin kalkınma reçetelerine karşı en sert tepki yine ekonomilerini merkezi planlama ile yöneten ülkelerden gelmişti. Bu ülkelerden Kuzey Kore IMF reçetelerine gerek kalmadan 1960’lı yıllara gelindiğinde kendi kendine yeterli, disiplinli ve üretken bir iş gücüne sahip iyi yönetilen ve yolsuzlukların olmadığı endüstrileşmiş bir ekonomi kurarak, o yıllarda Japonya dışında tüm Asya ülkelerinden ileride olduğunu göstermişti.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Ocak 02, 2011
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen..., Ekonomi ve Bağımsızlık, Ekonomi Yazıları

Posts Relacionados
17 Ağustos 2010 Salı
Politik Mizah
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Ağustos 17, 2010
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen...

Posts Relacionados
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Zamandan bir pencere açılsa...
Bu 'hayaletli fotoğrafların' yaratıcısı fotoğrafçı Sergey Larenkov.
Bir bilgisayar yazılımını kullanarak 'zamanın içinden pencereler' çalışmasını yarattı. İkinci Dünya Savaşı'nda çekilmiş siyah-beyaz kareler, çekildikleri mekanların bugünkü halleriyle ve aynı perspektifle birleştirildi.
Çoğu şimdi adı St Petersburg olan Leningrad'da çekilmiş. Leningrad 1941-1944 arası Alman işgali altındaydı.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Ağustos 09, 2010
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen...

Posts Relacionados
9 Mayıs 2010 Pazar
NAVİ HALKI, PANDORA GEZEGENİ VE KUTSAL AĞAÇ
Bir internet sitesinde yayınlanan bir haber analizine yazılmış ve AVATAR filminden yola çıkılarak güncel siyasi durumu değerlendiren bir okuyucu yorumu. İlginç bulacağınızdan eminim...
"Ergenekon davası ilk başladığında operasyonlara gaz vermekle ve bizleri yönlendirmekle görevli bir internet sitesinde birbirini hiç tanımayan ve farklı fikirlere sahip üç arkadaş, ülkenin selameti için, bayrak vatan ve özgürlük mücadelesi bağlamında ortak idealler çerçevesinde görüşlerimizi yazıyorduk. Bizlerin bu duruşuna karşılık, ayrılıkçı kürtler, adresi belli cemaat mensupları ve içimizdeki saftorik keklenmişlerin ettiği hakaretler küfürler çok şiddetli idi, ama bizler pek aldırmıyorduk. Görüşlerimizden dolayı bizlere Ulusağcı (bendeniz) Uludinci (Milli görüş çizgisindeki arkadaş) ve Ulusolcu (şimdi CHP'yi destekleyen, eski kulağı kesik devrimcilerden) adlarını yakıştırmışlardı. Bu terimleri hakaret etme aşağılama adına bizlere yaftaladıklarını da açıkça söylüyorlardı. Yaftalama olarak kullandıkları bu terimler onlar için kötülük anlamı dışında hiç bir şey ifade etmiyordu. Bu durum benim çok dikkatimi çekti ve "toplum olarak nerelerden nereye geldik, ve bu işin sonu nereye gidecek?" diye acı acı düşündüm. Açıkçası vatanımı bayrağımı canımdan çok seven bir insan olarak, bizleri var eden ve bir arada tutan kültür değerlerinin bu kadar aşınması ve alay konusu edilmesine üzüldüm...............
Geçenlerde sinemalara Avatar [İMDB ID No: tt0499549] ismiyle bir film geldi. Okuyucular arasında bu filmi seyreden arkadaşlar da mutlaka vardır. Seyrettiğim bu film benim çok ilgimi çekti. Belki seyretmeyenler olmuştur düşüncesiyle film hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum: Film 2100 yılında Navi adlı bir halkın yaşamını sürdüğü Pandora gezegeninde geçiyor. Pandora gezegeninde bulunan çok özel bir element, bütün enerji kaynaklarını tüketmiş ve yok olma sürecine girmiş olan İnsanoğlu için hayati öneme haiz. Pandora gezegenindeki bu çok özel element ise Navi ırkının yurt edindiği olağanüstü boyutlarda büyük ve kutsal saydığı bir ağacın köklerinin altında. İşte bu elementi alabilmek için, o ağacın mutlaka yıkılması ve tahrip olması gerek. İlginç bir özellikte; ağacın köklerinin bir kısmı dışarıda, toprak üzerinde..............
Naviler avlanma dışında, yaşamlarının hemen hemen tamamını ağacın üzerinde geçiriyorlar. Ağacın kökleri arasında kalan çok geniş alan, onlar için toplantı, seromoni merkezi, dalları üzerindeki bitki benzeri açılır kapanır hamaklar ise uyku ve dinlenme yerleri. Dünya egemenlerinin varlığının devamı için mutlak öneme sahip bu elementi alabilmek, ancak Navi ırkının oradan sürülmesi veya yok edilmesiyle mümkün. Naviler 3 metre boyunda, güçlü kasları, son derece savaşçı ve direnişçi özellikleri olan bir canlı türü. İşte film, bu Navi Irkı ile Emperyalistlerin kiralık paralı askerleri arasında geçiyor ve sonuçta ağaç ve çevresindeki ormanlar bütünüyle savaş makinaları ile yakıp yıkılarak, Navi Irkı oradan zayiat vererek ayrılmak zorunda kalıyor.... Filmde benim en çok dikkatimi çeken sahne, Navilerin Kutsal Ağaçlarını tahrip edip yıkabilmek için, hep köklerine ateş etmeleri oldu. Film bittiğinde, bilmem kaç milyar km. öteden yaklaşık 6 yılda uzay
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Mayıs 09, 2010
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen...

Posts Relacionados















