Genel Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2016 Salı

"Osmanlı padişahları içki içer miydi?.."



İlber Ortaylı Hoca bir Tv. sohbetinde:

"Bir vesile İngiltere'de bulunduğum bir sırada, benim orada bulunduğum haberini alan bir grup Pakistanlı öğrenci, Osmanlılar hakkında sorulu-cevaplı bir konferans vermem için bana ricada bulundular, ben de kabul ettim. Durumları olmadığını da görerek "beni toplantı mahalline götürecek taksinin parasını ben kendi cebimden karşılarım, siz salonu ayarlayın" diyerek kendilerini de rahatlattım. Neyse konferans günü geldi, herkes yerini aldı ve biz konferansımıza başladık.

Ben konuştukça, Pakistanlı çocuklar da çok düzgün bir İngilizce ile ve büyük bir merak içinde bana Osmanlı İmparatorluğu hakkında çok güzel ve ilginç sorular sormaya başladılar. Buraya kadar herşey güzel! Yalnız, o bu derken, aradan biri çıktı ve o da İngilizce olarak bana "Osmanlı padişahları içki içer miydi?.." diye bir soru sordu. Ben de sorusunu cevaplamadan önce kendisine İngilizce olarak "Türk müsün?.." diye sordum. O da tasdik etti. Aslında Türk olduğunu İngilizcesindeki aksandan falan değil fakat sorduğu sorudan anlamıştım. Yani, diğer öğrencilerin çok zekice sorular sorduğu bir yerde böyle bir konuyu olsa olsa bir ancak bir "Türk" merak ederdi ve ancak bir "Türk" sorardı diye düşündüm..." diyor.

Devamını gör...

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Bilişşel (Kognitif) Tuzaklar


Hiç şüphesiz her eylem, bir kararın, her karar da bir düşüncenin eseridir.
Düşünce bulanık oldu mu sağlıklı bir karar almak da zorlaşır.
Dolayısı ile, böyle bir bulanıklık içinde verilmiş bir kararla başlatılmış bir eylem de bambaşka ve istenmeyen sonuçlar verebilir.
Bu bakımdan, insanın gerçekte neyi amaçladığını iyi bilmesi, zihninde oluşturacağı düşünceyi besleyecek olan alt yapının "sağlam" olması gerekir.

Evham ve endişelerle sarmalanmış, önyargılardan arındırılamamış bilgilerle oluşturulmuş bir altyapı ile doğru düşünceler üretilemeyeceği, dolayısı ile eyleme geçildiğinde istenilen sonucu vermeyecek yanlış kararlara yol açacağı açıktır.

Dr. Ramazan Kurtoğlu, işte bütün bu istenmeyen sonuçlarla karşılaşmamak için yazdığı "Küresel Para Savaşları ve Davranış Ekonomisi – Nörofinans" adlı kitabına "finansal karar alıcılar" için dikkat edilmesi gerekenlerin bir listesini "Bilişşel (Kognitif) Tuzaklar" başlığı altında ele almış.
Ama netice olarak, bu kriterlere bakıldığında genel olarak da işe yarar oldukları görülebildiği için ben de bu listeyi okuyucu ile paylaşmayı uygun gördüm. Dilerim yararlı olur.

İşte o liste:


Devamını gör...

13 Ağustos 2013 Salı

Kuzey Amerika'nın kolonizasyon süreci

Bilişim teknolojilerinin sağladığı olanaklarla hazırlanmış ve hareketli görsellerle desteklenmiş güzel bir sunum...


Devamını gör...

12 Temmuz 2012 Perşembe

Tarih, Tarih yazmak ve Tarihçiliğe dair küçük bir not...

"Bir milletin tarihini araştırmak sadece meslekten tarihçilere bırakılamaz. Çünkü ilim san'atın, ilim adamı san'atkârın gördüklerini göremez. San'atkârlardaki "nüfuz-ı nazar" (olaylara derinlemesine bakabilme) ilim adamında yoktur. Tarih ilmi, belgeleri konuşturarak, "Görünen Tarih"e dayanır. Oysa ki belgelerle tarih, vesikacı tarihçilik çok defa belgeleri yazanların maksadına, tercihine, şahsi yorumuna, o tarihi anların ve olayların durmadan değişen şartlarına bağlıdır. 


(II. Dünya Savaşı'ndan sonra ele geçirilen Nazi belgeleri o savaşı bizzat yürüten Alman generallerinin, savaş sonrasında Müttefikler'e söyledikleri ile çelişmiştir.) O bakımdan ilhamını tarihten alan, duygu ve düşüncelerini milli tarihin olayları ve kaynakları ile besleyen san'atkârların eserleri ve fikirleri, en az meslekten tarihçilerin söyledikleri kadar doğru ve değerlidir." 


                                                                                                  Nihad Sami BANARLI(*)


------------------------------------


(*) "Edebiyat Sohbetleri" adlı kitabından... (Shf.: 17)

Devamını gör...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Afrika ne kadar büyük, hiç merak ettiniz mi?

Dünyanın orta yerinde durup durduğu halde, çoğu zaman nasıl oluyorsa gözlerden uzak kalan ve ancak "açlık" ve "yoksulluk" konuşulduğunda akla gelen, o da yetmiyor gibi çoğu zaman da "Kara Kıta" olarak anılan bu devasa kıtanın gerçekte ne kadar bir büyüklüğe sahip olduğunu hiç düşünmüş müydünüz? 


Zira Afrika kıtası, dünyadaki belli başlı ülke ve kıtalarla karşılaştırıldığında ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor. Bunu anlamak için ise aşağıdaki "karşılaştırmalı" grafik/tabloya bakmak yetiyor:


(Resmi, gerçek boyutu ile görmek için üzerine tıklayınız...)


Devamını gör...

18 Nisan 2011 Pazartesi

Olasılıklar Fiziği Kuantum; Varlık ve Kader Üzerine...

"Varlık, evren, insan, canlılar, cansızlar, varlık, kader, zaman, hız... Kısacası tüm bir kainatı anlamak için gereken bilgileri oldukça sade bir dille izah eden aşağıdaki makaleyi, konuya ilgi duyan arkadaşlar için burada paylaşıyorum."

Kuantum sözü Almanca olup “miktar” demektir.  Bu sözü ileri sürmüş olan fizikçi Max Planck enerjinin bölünemez en küçük parçası olarak tanımlamıştır.

Kuantum fiziği nedir?

Kuantum Fiziği doğanın en küçük parçaları ile ilgilenen bir kuramdır. İlgi konusu içine atomlar, atom çekirdekleri, bu çekirdeklerin yapıları ve onları oluşturan parçacıklar ile bu parçacıklar arası etkileşimlerdir.


Klasik fizik ile kuantum fiziği arasında ne fark vardır?

Devamını gör...

21 Mart 2011 Pazartesi

Dini imanı olmayan sadece para mı?

Hani bilirsiniz, küçük adamlara mahsus "büyük laflar" vardır. Bu klişe laflarla büyük meseleleri bir çırpıda hallettiğini düşünerek kasım kasım kasılan bu tür vatandaşlardan biri bir gün, bir meseleden dolayı şu malûm lafı etmişti: "Herkesin bir fiyatı vardır!" Yani?!.. Yani, "bu dünyada satın alınamayacak hiç kimse yoktur!.." Yahu Hoca, mesela desek ki, senin fiyatın kaç para, ne cevap verirdin acaba?!.. 


Önünü sonunu düşünmeden edilen böyle lafların halk içinde revaç bulmaması için halkın içinden çıkmış olmasına rağmen seviyesi halkın üzerinde olan büyük adamlara ihtiyaç vardır. Ki, onlara da siyasi literatürde inkılâpçı ya da devrimci adamlar deniyor. Tıpkı Mustafa Kemal gibi, tıpkı Hz. Muhammed gibi... Çünkü onlar, içinde yetiştikleri milletlerinin hata ve sevaplarının idrakinde olan insanlardır. Hata ve günahlar içinde kaybolup gitmiş bir halkı, içine düştükleri o gayya kuyusundan çekip çıkarmayı kendilerine vazife edinmiş büyük, fedakâr ve cefakâr adamlardır. "Halk için, halkla beraber" sözünü halkın seviyesinde, onun düşündüğü gibi düşünmek, onun yaptığı gibi yapmak olarak anlayıp, bunu böyle benimseyen, böyle anlayan ve böyle yapanı da "başarılı politikacı" olarak tanımlayan bir zihniyet, kendisi ile birlikte halkını da batırmaya mahkûmdur!

Devamını gör...

3 Aralık 2010 Cuma

Kuantum Fiziği ve Bilinç

İnsanın yaşamı anlama, çözümleme ve kontrol altına alma gayretleri yaklaşık 3500 yıllık geçmişine rağmen halen devam etmektedir. Yaşamı anlamlandırma, doğa olaylarını ve insanı anlama, çözümleme konusundaki felsefi yaklaşımları iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar dilimizde Mekanikçilik ve Yaşamsalcılık olarak isimlendirilebilir. Mekanikçiliğin ana doktrini şöyle ifade edilebilir: madde/enerji, uzay ve zaman ile tanımlanabilen tüm doğa olayları, değişmez bir takım fizik/doğa yasaları ile açıklanabilir. Mekanikçilik bir anlamda materyalizm temel görüşü altında düşünülebilir. Bilim, mekanikçilik ana felsefi düşüncesi altında çalışmalarını sürdüre gelmiştir. Bugün günlük yaşamımızda kullandığımız istisnasız tüm teknolojik aygıtların asıl kaynağı salt bu bilimsel araştırmalardır. Bu anlamda fizik yasalarının yadsınması imkansızdır ve hiçbir normal birey bu yasaların varlığını inkar edemez.

Devamını gör...

20 Kasım 2010 Cumartesi

Nedir bu "Antimadde"?

Ülkemizin gündeminin bizi mahkûm ettiği karanlıklardan kafamızı her kaldırdığımızda, bilim dünyasında gıpta edilesi yeni bir gelişmeye şahit oluyor ve onu hayıflanarak seyretmekten başka bir şey de yapamıyoruz. İşte bu gelişmelerden biri de; "evrenin aynası" olarak anılan "Antimadde" konusunda kaydedilen ilerlemeler. Hürriyet gazetesinden İsmet Berkan da, köşesinde bugün bunu güzel bir şekilde işlemiş. "Bundan sonra keşke hep böyle konularla meşgul olsa!" dilek ve temennilerimle o makaleyi sizlerle paylaşıyorum.

Antimaddenin kısa tarihi

HÜRRİYET’in dünkü birinci sayfasında sürmanşetten verilmiş bir haber, ‘Huzurlarınızda antimadde’ başlığını taşıyordu. Cenevre’deki meşhur Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi CERN’in bilim insanları anti hidrojen atomları yapmıştı.

Çoğumuz, ‘antimadde’yi Amerikalı romancı Dan Brown’ın ‘Melekler ve Şeytanlar’ isimli kitabından (ve aynı isimli filmden) duymuştuk. Romancı dramatik kurgusu için bilimi çarpıtmış, CERN’de üretilen anti-maddeyi bir kutunun içine koymuş, bu yetmiyormuş gibi romanında bu kutunun kötü kişilerce çalınmasını da sağlamıştı.

Oysa anti-maddeyi taşıyacak ve bir yerden bir yere nakledilmesini sağlayacak bir kutunun olması, en azından şimdilik, imkansız.

Devamını gör...

5 Kasım 2010 Cuma

Kitle İletişim Araçları - MEDYA?...

"Gutta cavat lapidem non vi, sed sæpe cadendo"



"Suyun taşı delmesi gücünden değil sürekliliğindendir"

LATİN DEYİŞİ


Yaşadığımız günlerde kitle iletişim araçlarıyla (KİA) geniş çevremiz için bilgi edinebildiğimiz bir gerçektir. Bu bir nimet midir, yoksa bize zararlı olabilen bir şey midir?... Bu çok tartışılabilecek bir konudur. Çünkü KİA aracılığla sadece gelişen sanat olayları ile yapıtları, bilimsel açılım haberleri gibi konuları değil, dünyada olan bitenler konusunda haberleri de alırız.


Sokaktaki adam açısından haber, yakın ya da uzak çevrede olan biteni öğrenmek anlamını taşır. Ama haberci açısından bu konu biraz farklı algılanmaktadır. Artık klasikleşmiş "Köpeğin insanı ısırması değil, insanın köpeği ısırması haber niteliğini taşır" özdeyişini bir yana koyarsak, habercinin başka açılardan da haber niteliğine yaklaştığını görürüz.


Devamını gör...

4 Eylül 2009 Cuma

Lider Kimdir?

.

(Hızla değişen, (ya da değiştirilen) gündem sadece siyasetle sınırlı kalmıyor. Siyasetin yanısıra tarihimiz ve kültürümüzle de ilgili doğru bildiğimiz ne varsa hepsine, bozmak, kafa karıştırmak için el atılıyor! Bu anlamda, Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal'den sonra bir lider bulamamanın sıkıntısını yaşıyor. Yaşamakla da kalmıyor, "Lider" diye ortaya çıkanların hali de bu makalenin önemini daha bir artırıyor.)

İngiliz gazeteci, Sîna dağında karşılaştığı bir Bedevi’ye sorar:


“Sence lider kimdir?”

Bedevi “bir târif yapmak yerine, bir hikâye ile sorunuza cevap verebilir miyim?” der.

Gazeteci “Elbette, anlat hikâyeni” diye cevaplar.


Bedevi anlatır:

Devamını gör...

Beyin gücü ve konformizm!

.

Günümüz dünyasında gelişmiş toplumlardan değil, insanına ve onun zihinsel gücüne yeterli değeri vermeyi öğrenmiş ya da öğrenememiş toplumlardan bahsedilebilir. Zengin ve bol kaynaklara sahip olmak, toplumların kalkınması için gerekli ancak yeterli değildir. Zira bugün dünyada “en etkin” ve “en güçlü” olan memleketler; kaynakları zengin olan ülkeler değil, toplumsal aklını en iyi organize eden ülkelerdir. Bireysel, toplumsal ve örgütsel olarak beyin potansiyelini kullanmayı öğrenmek, başarılı olmanın en önemli gerekleri arasında yer alır.



Bir örgütün başarısı, üyelerinin toplam beyin gücünü, finansmanını ve zaman kaynağını amaçlarına uygun biçimde kullanmasına bağlıdır. Bu üç unsur arasında en önemli olanı, örgütün sahip olduğu beyin gücüdür. Beyin gücü örgütte çalışan insanların bilgi, deneyim, girişim ve örgütlenme yeteneği ile yönetim kabiliyetlerini kapsar. Finansman kaynağı, zaman veya diğer üretim faktörlerinin varlığı, beyin gücü olmaksızın hiç bir anlam ifade etmez. Zira örgütlerin her türden para hareketleri, teknolojik gelişme ve uygulamaları aktif veya pasif, rasyonel veya irrasyonel, etkili ya da verimsiz kullanılabilmesi, sahip olunan beyin güçleriyle yakından ilişkilidir.


Babası, Sony İmparatoru Akio Morita’ya şöyle tavsiyede bulunmuştu:

Devamını gör...

1 Eylül 2009 Salı

Müslüman Saati

.

.
*(Batılı yaşam tarzı ile kendi eski yaşam tarzımızı, "güne başlayış ve bitiriş zamanları" ile değerlendiren ve ilginç sonuçlara ulaşan merhum Ahmet Haşim'in ilgi ile okunacağını düşündüğümüz bir makalesi)

İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilâların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. “Saat”den kasdımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır.

Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre dinden, ırktan ve an’aneden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu hayat üslûbuna göre de “saat”lerimiz ve “gün” lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve sonunu akşamın ışıkları tayin ederdi.

Devamını gör...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Çakalı nasıl bilirsiniz?




















Çakal kelimesinin, çoğu zaman ona isim olmuş hayvandan çok, daha başka tanımlamaları çağrıştırdığı malûmdur.


Kedigiller familyasının pençeleri güçlü, gövdesi kaslı, çok hızlı koşabilen, yırtıcı ve parçalayıcı üyeleri olan Aslan, Kaplan, Jaguar, Panter vb. gibi; "avını kendi bulup, kendi yakalayan" hayvanlarının en büyük belalılarından biri de "ÇAKALLAR"dır. Çünkü çakallar, avlarını yakalamış ve onu yemekle meşgul olan yırtıcıların avlarına ortak olmaya cesaret edemediklerinden, sırtlanları durumdan haberdar etmek için derhal ulumaya başlarlar. Çünkü, sırtlanlar da çakallar gibi hazır yemeyi seven yaratıklardır.


Çakal seslerini duyan sırtlanlar derhal oraya koşarak "avcı"yı kendi kalabalıkları ile taciz etmeye başlar ve avını bırakmaya zorlarlar. Nihayetinde avcı, o ana kadar yediği ile yetinmek durumunda kalır ve bölgeyi terk eder. Çakallar da, çağırdıkları sırtlanlardan arta kalacakları yiyebilmek ümidi ile bir kenarda bekleşir dururlar...


Bilmem niye, birden aklıma geldi, sizlerle paylaşmak istedim...


Kalın sağlıcakla...

...

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.