"Böyle Buyurdu Berdûş" diye başlamış bugünkü makalesine değerli Nadim Macit hocamız...
Evet, maksatlarına nail(!) olmak için her yolu mübah sayan ve sadece bu niteliğiyle bile girdiği her ortamı iğrenç bir havayla dolduran emperyal zihniyet, yine aşağılık propaganda araçlarından birine daha sarılmakta olduğunu ilan etti: "Anaların ideolojisi olmaz"mış!
"Birisi “anaların ideolojisi olmaz” diyor; birileri de gözyaşlarına boğuluyor. Bir şeylere karar vermişler ya; önünü ardını düşünmüyorlar. Gözyaşlarını tutamadıklarına göre ruhlarını da verdikleri karara esir etmişler." diyerek çok isabetli bir teşhisle bu yeni oyunu tespit eden Yeniçağ Gazetesi'nden sayın Ahmet ERCİLASUN şöyle devam ediyor;
"Kim demiş anaların ideolojisi olmaz diye? İstiklal Savaşında, sırtında mermi, kucağında yavrusunu taşıyan kadının resmini görmedin mi hiç sen? Kara Fatmaları, Şerife Bacıları duymadın mı? Vatanın bağımsızlığı için savaşmadı mı bu kadınlar? Vatanın bağımsızlığı bir ideoloji değil mi? Vatanın bağımsızlığı yoksa, analar babalar bağımsızlık ideolojisi taşımıyorlarsa vatan sevgisinden bahsedilebilir mi? Vatan sevgisi de, hainlik de ölçülür kardeşim! Bağımsızlık ideolojin yoksa, anaların bağımsızlık ideolojisi olmasın diyorsan ölçüyü kendin koyuyorsun demektir.
Haydi İstiklal Savaşını unuttun. PKK ile vuruşurken evladını şehit veren anaların “vatan sağ olsun” dualarını da mı duymadın? Bu anaların da mı ideolojisi yok? Niçin “vatan sağ olsun” diyorlar? Sen bu milletin çocuklarını davulla zurnayla askere uğurladığını bilmiyor musun? Vatanın bütünlüğü ülküsü de bir ideolojidir kardeşim! Bu bütünlük için evladını şehit veren anaların ideolojisi yok diyorsan, kendi ölçünü kendin koyuyorsun demektir.
Bir de görüştüklerine bak! Daha sözlerinin üzerinden bir gün geçmeden sana, bana, ülkeye, devlete meydan okuyorlar. “Hiç kimse DTP üzerinden PKK’yı, sayın Apo’yu tasfiye etmeye kalkmasın; buna izin vermeyiz; asıl muhatap onlardır” diyorlar. Hem de en yetkili ağızdan. Bunları söyleyen kadının ana olup olmadığını bilmiyorum; ama o bir kadın ve gördüğün gibi ideolojisi var. "
Bir taraftan birbirlerini etekleyerek kamuoyu önünde "sorun çözücü yegâne zevat" şovları yapan malum zihniyet ve yardakçıları, öte yandan hazırladıkları bu iğrenç nevaleyi yutmaya amade demokrasi(!) sevdalısı hödük sayısının ne kadar olabileceğinin de yoklamasını yapmış oluyorlar.
Yine N. Macit Hoca'dan aldığımız satırlarla yazımızı bitirelim:
"Böyle Buyurdu Berduş;"Malazgirt’ de Ermenicedir. Eleşkirt, Mazgirt, sonu girt, kirt, kert, gelen her yerleşim yeri Ermenicedir. Bu isimlere dokunmayan Alparslan’dan daha mı Türksünüz yoksa?"
Yoruma bak, hizaya gel. Tarihin yorumu desen değil. çözümleme desen değil. Tam anlamıyla tarih dışı kalmış aklın tahrife kilitlenmiş üçüncü hali.
Bu yorumun mahreci ve menşei girt, kirt ve kert’dir. Ama ne yapacaksın zaman bunların, hüküm bunların.
Madem böyle buyurdu berdûş, işittik itaat ettik! Ne diyelim Kert kardeş!
Böyle Buyurdu Berdûş; Türkiye Cumhuriyeti olmak yerine diyelim Milli Mücadelemizdeki etkili bir örgütün adından esinlenerek ‘Anadolu ve Rumeli Cumhuriyeti’ olsaydı. Sanırım bu gibi sorunlar bu kadar baş ağrıtıcı olmazdı.
Haaa, işte zurnanın zırt dediği yer. Açılımın zırt dediği yer burası.
Bütün mesele Türk kimliğine duyulan kin ve nefrettir. "
NOT: Makalelerin tamamını okumak için yazı başlığına tıklayınız.
16 Ağustos 2009 Pazar
Böyle Buyurdu Berdûş
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Ağustos 16, 2009
0 yorum Etiketler: 2. Cumhuriyetçiler, Milli Güvenlik Meselelerimiz, Şehitlerimiz...

Posts Relacionados
8 Ağustos 2009 Cumartesi
BU EVLATLARA YAZIK DEĞİL Mİ!

Kimin umurunda değerli kardeşim, kimin umurunda?
Ankara'da epey bir zamandır koltuk hesaplarından gayrı başka hesap yapılmadığını, kim nereden, kiminle, nasıl bir koltuk kapar, nasıl ikbâle erer, hesapların bundan ibaret olduğunu bilmez misin?!. Bu hesapların sonunda büyük ihaleler var, son model arabalara kurulup, anlı şanlı güzellerle ultra modern otel odalarında al takke ver külah olmak var! Katlar var, yatlar var! Bu nedenle bu çığlıklar, bu feryatlar, bu figanlar Ankara'dan duyulmaz sevgili kardeşim, duyulmaz!
Onlar ölür, ölebilir, ölmelidir, bu onların görevi değil mi! Yan gelip yatmayacaklar ya, ölecekler elbette! Yollarız, giderler, görevleri gereği gerekirse ölürler! Çok gerekiyorsa patlatırlar bir nutuk: Kanları yerde kalmayacak! Kalır oysa, kalıyor kanlar yerlerde...Gencecik fidanlar bütün samimiyetleriyle ve vicdani sorumluluklarını ve milletlerine olan borçlarını unutmadan veriyorlar canlarını daha yirmili yaşlarında, hayatlarının baharında...Kim duyuyor, kim umursuyor! Onlar, o ıssız dağlarda, uçsuz bucaksız yalnızlıklarda, vatan topraklarında biz varız, bizler buradayız diyerek kahramanca öne atılırken, o millet televizyonlarda göbek havasına alkış tutuyor! Bunlar bir filmin senaryosu değil! Hayatlar, ölümler, kopan bacaklar, yarım kalan vücutlar bir gerçek!
Ne diyor büyüklerimiz! Kurtulalım bu hükümetten! Canı yananlara da nasihatları hazır: Sağcı isen şu partiye, solcu isen şu partiye git! Böyle yap ki deva bulsun dertlerin! Ya vatansever olmak! Ya işinde gücünde kendi halinde biriyken; yeter artık, hangi insafa, hangi vicdana sığar bu haksızlık diyerek ayağa kalkan vatanseverler! Onları hangi kategoriye sığdıracaksınız sevgili büyüklerimiz?
Beyler, arkadaşlar; artık yeter!
Siyaseti bir çirkefe çeviren bu bozuk zihniyetten medet ummayı kader bellemeye devam mı edeceğiz!?..Can verilecekse hep birlikte verilir, sıkıntı çekilecekse, hep birlikte çekilir! Milletinin şerefini ayaklar altına düşürmemek işini gencecik omuzlara yıkıp, arkasından “açılım” yapacağız diye olmadık kepazeliklerle bu şehit kanlarını kirletmek hangi vicdanın eseridir!
En kutsal bildiğimiz ne varsa onun uğruna, evlatlarımız, geleceğimiz, bayrağımız, şeref ve haysiyetimiz uğruna bugün bütün bunları kendine dert etmeyen kim varsa milli vicdanın cehenneminde sonsuza kadar kavrulacaktır. Bilesiniz!
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Ağustos 08, 2009
0 yorum Etiketler: Şehitlerimiz..., Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados






