3 Mart 2022 Perşembe
Rusya Nereye?...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Mart 03, 2022
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
Ordular, onun bunun elinde bir ihtiras aleti olmaktan uzak tutulmalıdır
II. Dünya Savaşının en etkileyici fotoğraflarından biri olan bu fotoğraf, dünya savaş tarihinin en büyük tank savaşlarından biri olan ve Alman kuvvetlerinin "Blitzkrieg" (Yıldırım Harekatı) adını verdikleri savaş doktrini kapsamında Sovyetler Birliğine karşı gerçekleştirilen ünlü "Kursk Muhabereleri"nde çekilmiştir.
Rus siperleri üzerine yürüyen yüzlerce Alman tankının yarattığı dehşetin iki Rus askeri üzerinde yarattığı ruh halini bire bir yansıtan bu fotoğrafı önemli kılan diğer bir husus da, Sovyet ihtilali ile başlayan ve dini tümden yasaklamak adına işi kiliseleri kapatmaya kadar vardırmaya kararlı bir rejimin temsilcisi olan Stalin'nin, başlayan Alman saldırıları sonucu, "askerin moralini yükseltmek gerekçesi ile" 7 Ekim 1941'de din yasağını kaldırmasıdır. Resimde, hayatının son anlarını yaşadığını düşünen bu Sovyet askerinin, boynundaki haçı öpmesinin ardındaki hikaye de budur.
Böyle durumlarda, Atatürk'ün "Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir." sözünü hatırlamamak mümkün mü?
Sözümüzü yine onun bir konuşmasından aldığımız şu sözlerle bitirelim:
"TBBM ordusu...şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan uzaktır."
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Mart 03, 2022
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
26 Mart 2021 Cuma
ŞÜKRÜ KAYA'NIN ÇAKMAĞI
Mustafa Kemal Paşa'dan devlet adamlığı dersi! İzleyin, siz de şahitlik edin.
Devamını gör...Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Mart 26, 2021
1 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar, Videolar

Posts Relacionados
1 Haziran 2020 Pazartesi
ABD fena karıştı!..
ABD, zaman zaman "dünyada eşi benzeri olmayan bir ülke" anılsa da ve aslında bu tanımlama, onun bir "özgürlükler ülkesi" olduğuna dair "gizli bir atıf" içerse de, bu tanımlama bence sadece onun "coğrafi özellikleri bakımından" geçerli sayılabilir. Zira, meselenin iç yüzünü bilenler için (veya sadece W.A.S.P'ın, yani Beyaz, Anglo-Sakson, Protestan tanımlamasını bilenler için bile...) durum hiç de dışarıdan göründüğü gibi değildir.
Bu dediklerimizle ne kastettiğimizi, ABD'de neler olduğunu bilmek ve anlamak için, onun kuruluş günlerine gitmek ve onun "founding fathers", yani "kurucu babalar"ının "zihinsel mekanizmaları"nın nasıl çalıştığını iyi özümsemek gerekir. Irk ayrımcılığı, kadını ikinci sınıf insan görme, keskin bir "zengin-fakir" ayrımı vb. gibi ögeleri-deyim yerinde ise-"dibine kadar kullanan" bir zihniyetin, diğerlerini sömürmek üzere kurduğu bu hakimiyeti ilâ-nihaye götüremeyeceği açıktır!
Bütün bunlar konusunda bilmeyenlere, ne demek istediğimiz ile ilgili küçük bir fikir verebilmek için, aşağıda ABD tarihinden küçük fakat ilginç bir kaç detay sunalım:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Haziran 01, 2020
0 yorum Etiketler: Dünyadan Haberler, Güncel, Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
26 Aralık 2019 Perşembe
Liman von Sanders'ten Enver Paşa'ya Sarıkamış yerine, alternatif harekât önerisi
“..General Liman von Sanders’in Romanya ve Ukranya ile ilgili bir planı Enver Paşa tarafından kabul edilseydi, harbin bütün seyrinin değişmesine ve Birinci Cihan Harbi’nin bambaşka neticelere varmasına ihtimal vardı.
Plan şuydu:
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Aralık 26, 2019
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
23 Aralık 2019 Pazartesi
Sarıkamış'ta Napolyonculuk oynamak...
Bu harekât hakkında çok şey yazılmış, çok şey söylenmişse de, bugün burada bugüne kadar sözü çok edilmemiş iki tarihi bilgi ve görüş üzerinde durmak istiyorum.
Bunlardan ilki, (daha önce benim de kimi yazılarımda bahsettiğim) Enver Paşa'nın kendine "idol olarak" Napolyon Bonapart'ı seçmiş olmasıdır. Enver'in kafasındaki Sarıkamış Harekatı fikrini yanlış ve zamansız bularak kendisini uyaran (ve aynı zamanda harp okulundan hocası olan) Hasan İzzet Paşa'yı, bu şekilde görüş belirttiği için azarlayan ve üstelik de "Hocam olmasaydın seni şimdi şurada kurşuna dizdirirdim!.." diyen Enver paşa, 10. Kolordunun başına onun yerine arkadaşı Yarbay Hafız Hakkı'yı (paşalığa yükselterek) atamıştı.
İlginçtir ki, Hafız Hakkı "Paşa" da kaleme aldığı hatıratında her ne kadar olup bittikten sonra Sarıkamış harekâtı için “Ah Enver ah! Bu kış seferini ta’cil etmek (acele ettirmek), sonra da bu parlak taarruzda 9. Kolordu’yu dörtnala kaldırmakla, 100 bin masumun kanına girdin! Allah seni affetsin!” demiş olsa da, harekât öncesinde,12 Kasım 1914'de “Napolyon’un aç ve çıplak askerlerine İtalya’yı gösterdiği gibi bizde Kafkasya’ya girmeliyiz" dediğini unutmuş görünüyor.
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Aralık 23, 2019
0 yorum Etiketler: ittihat ve terakki, Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
16 Aralık 2019 Pazartesi
"Hırsızlıktan Çökmekte Olan Bir İmparatorluğun Sultanı..."
Üzerinden bir yüzyıl geçmiş, daha hâlâ "Osmanlı neden çöktü?.." diye soruyor ve orada burada sorumluluğu üzerine yıkabileceğimiz bir şahıs arayıp duruyoruz! Bırakın bir devleti, bir imparatorluğu, sıradan bir işletmeyi bile batıran, o işletmenin "hırsız-yöneticileri ve personeli"dir. Bu ayrıntının farkında olmayanların "kurtuluşu" sistemde değil kişilerde aramaları ise bir başka acayipliktir.
Aşağıda, Osmanlı toprakları üzerinde bir İsrail devleti kurmak için çabalayan Teodor Herz'in bu yolda yaptığı çalışmalarını kaleme aldığı hatıratından Doğan Avcıoğlu'nun alıntılayarak, kendi yorumu ile beraber değerlendirdiği çarpıcı satırlar:
"Herzl, tehdit, rüşvet ve sermaye getirme silahlarını kullanır.
İmparatorluğun mali işlerini yöneten Osmanlı Bankası'nı toptan satın almak ve bu yoldan Sultan Hamit üzerinde baskı yapmak tehdidini, inandırıcı biçimde sahneye koyar.
Osmanlı Bankası idarecilerine verilecek 50 milyonluk bir garanti ile, Türkiye'ye akan musluklar kesilecektir. Tehdit etkili olur.
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Aralık 16, 2019
0 yorum Etiketler: Milli Güvenlik Meselelerimiz, Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
17 Kasım 2019 Pazar
"Cibilliyet ve ahlâk itibariyle" Vahdettin
"Tarihte bir eşine daha nadir tesaduf edilecek olan Sultan Vahdettin, cibilliyet ve ahlak itibariyle, Sultan Abdulhamidi Saniden pek çok daha aşağıydı. Hatta, bir Bayram gününde, tekmil Saltanatı Seniyeye mensup Şehzade ve Sultanlar, arzı tebrikat icin Saraya gittiklerinde, Prens Sebahattin’in validesi Seniha Sultan, biraderinden ahvali sormuş, Padişah da, cevap olarak,
≪Umum Hanedanı Saltanatın refah ve istikbalini temin ettim≫
diye cevap vermiş. Seniha Sultan,
≪Ben şahsımızı ve hanedanımızı sormuyorum, memleketimiz ne haldedir, onu bilmek istiyorum≫
demesi üzerine, Vahdettin,
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Kasım 17, 2019
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
3 Ekim 2019 Perşembe
"Günün birinde hangi duvar dibinde veya hangi sokak ortasında can vereceğimi ben de bilmiyorum"
Osmanlı'nın sayılı devlet adamlarından olan Mithat Paşa'nın oğlu Ali Haydar Mithat Bey'in "Hatıralarım" başlığı ile 1946'da yayınlanan kitabında yer alan şu satırlar, eminim ki, onun şahsiyeti hakkında önemli ipuçları barındırmaktadır.
Buyurun, okuyalım:
"Tal’at Paşanın, her ne kadar tahsili noksan idiyise de, muktedir ve yüksek kaliteli bir devlet adamı ini. Her şeyi çabuk kavrayan, zeki, hamiyetli, vicdanı pak ve temiz bir zattı. Hiç bir zaman büyüklüğe kapılmaz, sadeliğini ve neş'esini muhafaza eden bir karakteri vardı, tevazuu, adeta bir zevk sayardı; hü'kumeti şahsiyeden de zevk almazdı. Memlekete hizmet etmiş tarihi simalara büyük hürmeti vardı. Bana, birkaç defa, Sadaret Sandalyesini göstererek, şu sözleri söylediğini hatırlarım :
≪Bu sandalyeye oturmuş olan büyük adamları hatırladıkça kendimden utanıyorum.≫
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Ekim 03, 2019
0 yorum Etiketler: ittihat ve terakki, talat paşa, Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
29 Haziran 2019 Cumartesi
Şehitlerine ve gazilerine sahip çıkmayan bir millet iflah olur mu?
Eski iktidara göre, Kuvâ-yı Milliyeci demek haydut, maceraperest veya reji devrindeki tütün kaçakçısı demekti.
Karakolun ilk mensuplarından Üsküdar Jandarma tabur mülhakı Atıf Bey, sonradan muhasebata murakıp(denetçi) olmuştu. Bir aralık bir işi oluyor. Kalburüstü milletvekillerinden birisi bu işle meşgul olmayı üstüne alıyor ve kendisinden tercüme-i hal(özgeçmiş) istiyor. Atıf veriyor.
Bir iki gün sonra aynı milletvekili tercüme-i hali iade ederek;
—Bunu değiştir, Kuvâ-yı Milliye bahsini çıkar, diyor.
Atıf hiddetle soruyor;
—Neden ?
—Malum ya, şimdi Kuvâ-yı Milliyecilik hoş görünmüyor, reji kaçakçısı gibi bir şey telakki ediliyor '
—Teşekkür ederim! Diyor, yürüyor.
İşte eski iktidar nazarında Kuvâ-yı Milliyeci demek bu idi.
Memleket hayat ve istiklâlinden sarfınazar (eden) bu efendiler, oturdukları yaldızlı, marokenli koltuklarını evvela bu Kuvâ-yı Milliyecilere borçlu olduklarını çoktan unutmuş bulunuyorlardı.
Benim tanıdığım Ömer Kaptan isminde bir arkadaş vardır. Memleket ufukları, Mütareke'nin kara karanlığıyla karardığı ilk günlerde silahını omuzlamış, bin bir cephede kıyasıya, ölesiye dövüşmüş ve en nihayet bir milis zabiti olarak müfrezesinin başında güzel İzmir'e ilk girenlerden olmuştu.
Kendisine verilen işgal mıntıkasında İzmir'in en ileri zenginlerinden adını açıklamak istemediğim bir Rum'un evi de vardı. Oraya girdiği zaman bir torbada dört bin altın, sayısı gayri malum tomarla dolar, drahmi ve büyük bir madeni kutu içinde ağzına kadar dolu mücevherat ele geçiriyor. Bunları alarak olduğu gibi büyüklerden birinin huzuruna çıkarıyor ve bütün safiyetiyle;
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Haziran 29, 2019
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
2 Haziran 2019 Pazar
Hangisi: Kardeş mi, arkadaş mı?
Osmanlının son döneminde dünyaya gelip, cumhuriyetin ilk döneminde hayata gözlerini yuman bir nesle ait iki kişi; biri şair, yazar, yayıncı Yusuf Ziya Ortaç, diğeri de onun çağdaşı Halit Ziya Uşaklıgil...
Yusuf Ziya'nın 1963 yılında yayınlanmış, "Bir varmış, bir yokmuş: Portreler" adı altında derlediği anılar sayesinde okuma şansı bulduğum hikayelerden birini buraya alarak, sizlerle paylaşmak isterim. Zira beklenmedik bir anda ve umulmadık bir anda ağızdan öyle sözler çıkar ki, duyduğunuzda, bunun nesilden nesile aktarıla aktarıla adeta genetik bir halmış kimi endişe ve kaygıların bir tezahürü olduğuna istemeden şahitlik etmiş olursunuz. Bu anlatılanlar da böyle bir şey işte...
Buyrun:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Haziran 02, 2019
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
10 Nisan 2019 Çarşamba
31 Mart vak'ası ve "kahraman-ı hürriyet türedisi" Enver Paşanın ettikleri
Fakat biz burada, bu hatırat sayesinde, olayların tam göbeğinde yer alan Enver Paşa'nın o günkü tutum ve davranışlarının da ilginç bir şekilde bu vesile ile tespit edildiğini görüyoruz. Maksadımız yine aynı; onu Mustafa Kemal ile mukayeseye kalkışarak, M. Kemal'i milletin gözünden düşürmeye çalışanların bu uğurda sarf ettikleri gayretlerin ne denli temelsiz olduğunu ortaya koymak. Adaleti kısaca "eşyayı ait olduğu yere koymak olarak" tanımlarlar eskiler. Bizim de yapmaya çalıştığımız bu. Şimdi geçelim ilgili kitaptan alıntıladığımız o bölümü okumaya:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Nisan 10, 2019
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
16 Nisan 2018 Pazartesi
İki Kumandan - İki emir
Askerlik mesleğini en iyi tanımlayan söz şüphesiz, onun bir "sertlik mesleği" olduğunu ifade eden sözdür. Lâkin, söylemeye gerek yok, "kumanda edilenler" üzerinde disiplini sağlamanın en etkin şekli olduğu kabul edilen sertliğin de yerli yerince kullanılması elzemdir.
İşte bu yazının konusu da, inanıyoruz ki, son zamanlarda sıkça bahse konu etmek durumunda kaldığımız "Mustafa Kemal ve Enver Paşalar" arasında başlatılmaya çalışılan bir "üstünlük" tartışmasına açıklık getirecek olan iki "yaşanmışlık"tır.
Bunlardan ilkini daha önce "Türk'ün Cehennem Ateşinde Yürüdüğü Yıllar" sayfamızda yayınlamıştık. Bu sebeple ilk evvel oradan bir alıntı yapacağız ve sonra da M. Kemal'e ait bir hatıratı yazacağız. Buyrun:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Nisan 16, 2018
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
4 Temmuz 2017 Salı
Tarihin tekerrürüne şahitlik eden bir kitap daha...
İşte, değişen dünya koşullarında, Osmanlıya siyasal bir rota çizmek gerektiğinin farkında oldukları halde buna hazırlıksız yakalanan ve deneme-yanılma yöntemi ile işin içinden çıkmaya çalışan (ve haliyle çıkamayan) bir kadronun ümitsiz çırpınışlarını, bizzat teşkilatın içinden birinin kaleminden okumak, günümüzde, tarihin nasıl kendini tekrar ettiğini anlamak bakımından önemli.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Temmuz 04, 2017
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
8 Haziran 2017 Perşembe
Mehmet Akif'ten koşulsuz şartsız biate ibretlik tavır!
Adam gibi adam Mehmet Akif ve günümüzün liderine koşulsuz şartsız biat etmeyi marifet belleyen ama aslında iktidarın nimetlerinden çöplenmeye can atan çakma vatanseverler!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Haziran 08, 2017
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar, Videolar

Posts Relacionados
29 Ağustos 2016 Pazartesi
Enver Paşa'nın gözünde Türk askeri
Daha önce de yazmıştık;
Enver Paşa'ya ilgi son zamanlarda bir hayli arttı.
İnsanların kendi tarihlerine olan ilgilerinin arttığını görmek gerçekten memnuniyet verici.
Lâkin, gönül isterdi ki, bu "ilgi", kimi malûm odakların samimiyetsiz ve maksatlı "sevgi"lerinden kaynaklanmamış olaydı!
Ama ne yazık ki birdenbire ortaya çıkan bu abartılı Enver Paşa sevgisi de böyle mihrakları ürünü, sakat bir sevgi!
Maksatları, bin türlü iftira ve çarpıtmalarla yıkamadıkları Mustafa Kemal'i, bu defa da yeni icat ettikleri bu yöntemle; onun Türk semalarında hâlâ parlamakta olan yıldızını sözümona körelterek ve onu bilhassa "milliyetçi" ve "Türkçü" kesimlerin gözünden düşürüp yerine Enver Paşa'yı koyarak, Türkler arasına böylece yeni bir nifak daha sokmaktır.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Ağustos 29, 2016
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
19 Nisan 2016 Salı
Köy Enstitüleri demişken...
Genç Türkiye Cumhuriyetinin, milletini çağdaş uygarlık seviyesine mümkün olabilecek en hızlı yoldan ulaştırmak için çare olarak düşündüğü Köy Enstitüleri, bugün geldiğimiz noktadan baktığımızda şüphesiz maksadına çok uygun düşen, başarılı bir girişimdi. Fakat, mateessüf devam ettirilemedi.
Köy Enstitüleri için her ne kadar “ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır” denilse de. Bu fikrin, Atatürk’e ve fikirlerine sonuna kadar bağlılığı ile öne çıkan ve 1935 yılında başladığı Milli Eğitim Bakanlığı görevini, 26 Aralık 1938’e kadar sürdüren ve bu tarihte görevinden istifa eden Saffet Arıkan’a ait olduğunu anlıyoruz.
İşte bu; son derece başarılı ve gerekli bir kurum olan köy enstitülerinin neden “devam ettirilmediğini” anlamaya çalıştığımızda, bu nedenler bizi, önce Atatürk’ün kafasında ve fikirlerinde bulunan “nasıl bir cumhuriyet” sorusuna verdiği cevapları ve onun ölümü ile fikirlerinin nasıl dışlandığını anlamaya mecbur kılıyor. Başka bir deyişle; köy enstitülerinin neden ortadan kaldırıldığı konusunu cevaplamak için Atatürk’ün ölümünün hemen ardından gelişen siyasi hareketlenmeyi ve bu hareketliliğin başını çeken “ikinci adam” İsmet İnönü’nün Atatürk’ün fikir ve düşüncelerini nasıl aşama aşama devre dışı bıraktığını ve hem Türkiye Cumhuriyetinin geleceğini, hem de uzunca bir dönem Türkiye Cumhuriyetinin kaderini elinde tutan Cumhuriyet Halk Partisinin halk nezdindeki itibarını nasıl tehlikeye attığını görmek ve anlamak gerekiyor.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Nisan 19, 2016
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar, Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Atatürk'ün gözünden İsmet İnönü
Milli mücadeleye diğerlerinden biraz daha geç katılmış olsa da, bu “öne çıkış”ı, daha açık bir ifadeyle M. Kemal’in kendisine özel bir önem atfettiği bu ismin bu önemi hangi özelliği nedeni ile hak ettiği ise hep merak edilmiş bir konudur.
Bu konuda yapılmış muhtelif yorumlar varsa da ben burada bunun nedenini birinci ağızdan, yani bizzat Atatürk’ün ağzından bize nakleden bir insanın yazdığı hatıratından alarak sizlere sunmak istiyorum.
Bu isim Milli Mücadele döneminde önemli görevler ifa etmiş bulunan İstiklâl Mahkemelerinde görev yapmış, daha sonra Cumhuriyet döneminde “Bahriye Vekilliği”(Denizcilik Bakanlığı) da yapmış bulunan, “Topçu İhsan” ismiyle de bilinen İhsan Eryavuz’dur.
İhsan Eryavuz gibi önemli bir ismin anılarını gün ışığına çıkararak yakın tarihimize ışık tutacak çok önemli bir belgeyi bizlere kazandıran Kamil Maman bey, bu anıları “KARA DEFTER” adı ile kitaplaştırmış bulunuyor. İşte ben de bu kitaptan, İhsan Eryavuz’un yukarıda bahsettiğimiz konuya dair çok önemli bulduğum bir anlatısını burada sizlerle paylaşmak istiyorum.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Mayıs 27, 2015
4 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
27 Nisan 2015 Pazartesi
“Ve yaptı!”
Burhan Oğuz, cumhuriyetin ilk döneminde yaşamış aydın-mühendislerimizden biri. Mesleği dışında ülkenin tarihine ve sosyal yapısına duyduğu merak ve bu yönde yaptığı araştırmaları yazıya dökerek kitaplaştırması ise bizler için eski deyimle kendisine ne kadar medyun-u şükranız(teşekkür borçluyuz) dedirtecek kadar önemli.
Burhan Oğuz'un çalışmalarını önemli kılan diğer bir husus da Osmanlı'dan bakiye kalan önemli isimlerle olan yakınlığı ve onlarla özel sohbet ortamlarında bulunmuş bir isim olmasıdır. Kendisi hakkında daha fazla bilgiyi http://tr.wikipedia.org/wiki/Burhan_O%C4%9Fuz adresinde bulabilirsiniz diyerek asıl konumuza geçecek olursak, "Sarıkamış Harekâtı" adı ile bilinen ve milletçe içimizde sonsuza kadar derin bir acı olarak kalacak olan bu faciaya dair kısa bir anekdotu Oğuz bize şöyle naklediyor:
"1943 yılında bir akşam Beylik Mandra’da yaptığımız bir domuz avından Beykoz’a dönmüş, gece iskelede vapur bekliyorduk (ava iştirak edenler arasında Nuri ve Halil Paşa’lar, “avcı” Sait Selahattin Bey, Şükrü Bey, Dr. Kamerettin Kanıçelebi… vardı. Halil Paşa çok içerdi. Yeğeni Nuri ona rakı içmemeye “şeref-i askeriyesî” üzerine yemin ettirmişti. O da şerefi kurtarmak için konyak içerdi). Halil Paşa bir ara bekleme salonundan çıkıp iskele üzerine, demir parmaklıklara geldi. Ben de yanına vardım ve lâfı Sarıkamış harekâtına getirdim. Paşa, cebindeki şişeyi yarılamıştı. Büyük içtenlikle bana bu işi şöyle hikâye etti:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Nisan 27, 2015
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
20 Mart 2015 Cuma
Hitler'in tuttuğu tek söz
"Yoğun bombardıman, ilerideki çok az Alman askerinin etkili direniş göstermesini sağladı. Birçoğu ağır mermi şoku içindeydi. "Saklanacak yerimiz yoktu" diye anlatacaktı Gedikli Onbaşı Karl Pafflik sorgusunda. "Hava ıslık ve patlama sesleriyle doluydu. İnanılmaz kayıplar verdik. Sağ kalanlar kurtulma çabasıyla siperlerde ve sığınaklarda çılgınlar gibi koşturup duruyordu. Dehşetten dilimiz tutuulmuştu."
Birçok asker dumandan ve kargaşadan yararlanarak teslim oldu. Firar etmek için çoğu askerden daha haklı sebepleri olan 500. Straf Alayı'ndan en az yirmi beş kişi ellerini yukarıya kaldırıp, kırma Rusça'yla "İvan, ateş yok, biz hapis" diye bağırıyorlardı. 500. Straf Alayı'ndan bir firari, sorgucularına meşhur Berlin yorumunu aktardı:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Mart 20, 2015
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados





















