10 Haziran 2019 Pazartesi
"Milliyetçi-Muhafazakârlığın" Ahlâkla İmtihanı
Sadede gelecek olursak; adı etnik terörle anılan bir çetenin uzantısı olduğu bizzat kendi idarecilerince dahi muhtelif zeminlerde, defalarca ikrar edildiği halde, yıllardır bir "siyasi parti" olarak devletin her türlü yardımından yararlanmaya devam eden bir "parti"nin, danışıklı ve kanlı bir "siyaset"in belirleyici bir ögesi olmaya devam etmesinin mevcut siyasi sistemin elemanları tarafından da ısrarla istendiği anlaşılıyor, hatta bulunduğu noktada tavizsiz bir şekilde "fonksiyonunu icra etsin diye" sistemin diğer elemanlarından açıkça destek görüyor!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Haziran 10, 2019
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak "Kürtçülük", Siyasal İslamcılık, Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
5 Temmuz 2017 Çarşamba
Vatanseverlik biat değil, sorumluluk gerektirir
-"En azından şimdi yürüyen bir sistem var, kaos ve belirsizlik yok..." diyenlere:
-"Peki, heyet bir yanlışlık yapıp, bir haini lider seçtiyse, bizim bunu onlara gösterme sorumluluğumuz yok mu?!.."
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Temmuz 05, 2017
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
4 Haziran 2017 Pazar
"MUHALEFET LİDERİ İSEN DÜŞÜNECEKSİN!.."
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Haziran 04, 2017
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
3 Şubat 2017 Cuma
Mustafa Kemal'i beğenmeyenlere...
Apaçık bir şekilde önümüzde duran yakın tarih belgelerini dahi görmezden gelen, bu tarihi argümanları değerlendirme yetenek, iz'an ve vicdanından mahrum bulunduğuna şüphe duymadığımız bu güruhun önüne hangi belgeyi koyarsanız koyun, o yine bildiğini okumaya devam ediyor.
Bu yüzden, ben bildiklerimi belgelere dayanarak paylaşıyor ve bu tipleri ikna etmek gibi kendime bir misyon yüklemediğimi bu vesile ile beyan etmiş oluyorum.
Bu güruha verilecek en güzel cevabı, değerli (yasaklı) gazeteci Hayrullah Mahmud Özgür vermiş, buraya onun bir makalesinden ilgili satırları alıyor ve madem Mustafa Kemal'i beğenmiyorsunuz, öyleyse onda kusur aramadan önce, buyrun bunlara cevap verin diyorum:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Şubat 03, 2017
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
19 Nisan 2016 Salı
Köy Enstitüleri demişken...
Genç Türkiye Cumhuriyetinin, milletini çağdaş uygarlık seviyesine mümkün olabilecek en hızlı yoldan ulaştırmak için çare olarak düşündüğü Köy Enstitüleri, bugün geldiğimiz noktadan baktığımızda şüphesiz maksadına çok uygun düşen, başarılı bir girişimdi. Fakat, mateessüf devam ettirilemedi.
Köy Enstitüleri için her ne kadar “ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır” denilse de. Bu fikrin, Atatürk’e ve fikirlerine sonuna kadar bağlılığı ile öne çıkan ve 1935 yılında başladığı Milli Eğitim Bakanlığı görevini, 26 Aralık 1938’e kadar sürdüren ve bu tarihte görevinden istifa eden Saffet Arıkan’a ait olduğunu anlıyoruz.
İşte bu; son derece başarılı ve gerekli bir kurum olan köy enstitülerinin neden “devam ettirilmediğini” anlamaya çalıştığımızda, bu nedenler bizi, önce Atatürk’ün kafasında ve fikirlerinde bulunan “nasıl bir cumhuriyet” sorusuna verdiği cevapları ve onun ölümü ile fikirlerinin nasıl dışlandığını anlamaya mecbur kılıyor. Başka bir deyişle; köy enstitülerinin neden ortadan kaldırıldığı konusunu cevaplamak için Atatürk’ün ölümünün hemen ardından gelişen siyasi hareketlenmeyi ve bu hareketliliğin başını çeken “ikinci adam” İsmet İnönü’nün Atatürk’ün fikir ve düşüncelerini nasıl aşama aşama devre dışı bıraktığını ve hem Türkiye Cumhuriyetinin geleceğini, hem de uzunca bir dönem Türkiye Cumhuriyetinin kaderini elinde tutan Cumhuriyet Halk Partisinin halk nezdindeki itibarını nasıl tehlikeye attığını görmek ve anlamak gerekiyor.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Nisan 19, 2016
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar, Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
8 Temmuz 2015 Çarşamba
AK patentli "dinsiz imansız CHP" ya da "Ustasından Culluk Avlama Dersleri"...
MHP’nin kuruluş amacına öteden beri yapılan en iddialı eleştirilerin başında, soğuk savaş döneminde kurulan bu partinin aslında o dönemin ihtiyaçları içinde “şekillendirilmiş” bir parti olduğu iddiası gelir. Bu iddiayı öne sürenler, ABD’nin ünlü “yeşil kuşak stratejisi”ne geçişi ile beraber MHP’de “Türk-İslam sentezi”ne doğru bir yönelişin ABD’nin bu stratejisi ile manidar bir paralellik içinde olduğunu söylerler ve savunurlar.
Bu iddiayı yazının en başında öylece bırakarak biz yazımıza devam edelim ve MHP adına basın açıklamasında bulunun Yusuf Halaçoğlu’nun 8 Temmuz 2015 tarihli ajanslara düşen şu beyanatına bakalım:
“MHP'li Yusuf Halaçoğlu Deniz Baykal'ın dün Tarafsız Bölge programında Meclis seçimleriyle ilgili gündeme getirdiği iddialara cevap verdi. Halaçoğlu açıklamasında, "Biz eğer Sayın Baykal’ı desteklemiş olsaydık, kamuoyunda şunlar yansıtılacaktı: 'Siz Baykal’ı seçtiniz, bir muhalif adı altında' AKP’nin tabiriyle 'dinsiz bir partinin inançsız bir partinin adamını seçtiniz' diye bize yükleneceklerdi" ifadelerini kullandı.”
Şimdi bu beyanatla MHP, daha önce de zımnî olarak sürdürdüğü bu düşüncesini bu defa ilk kez açıkça seslendirmiş oluyor. Durum bu olunca, buradan hareketle de artık şu tespiti yapmakta siyaseten yarar görüyorum:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Temmuz 08, 2015
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
29 Mayıs 2014 Perşembe
Helal Cumhurbaşkanlığı olur mu?!..
İçi boşaltılmış bir İslam anlayışına sırtlarını dayayanların "helal" konusunda gösterdiği duyarlılık ise akıllara seza! Kendi cepleri söz konusu oldu mu işlerini kitabına uydurmayı gayet güzel becerliyorlar. Konu ne olursa olsun, yeter ki ucunda para olsun, üzerine helal damgasını vurdun mu olay bitiyor! Gelsin paralar, sağılsın davarlar!
Sayıları giderek artan bu ensesi kalın, cebi şişkin "helalci taifesi", şüphesiz her sektörde iştah uyandırıyor. Sattığı ya da pazarladığı her ne ise onun üzerine işte bu "helal damgası"nı vurdurtmayı becerebilenler ise köşe olacağını biliyor. Neyse, aslında konumuz bu değil ama bu dediklerimiz az sonra diyeceklerimizle ilintili, ya da en azından bir vatandaş okuduğu bir haberden yola çıkarak bu haberi kafasındaki soru işaretleri ile ilintilendirmiş ve ortaya-çok da haksız diyemeyeceğimiz-daha başka bir soru çıkmış. Fakat önce o haber:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Mayıs 29, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
6 Mart 2014 Perşembe
Ah şu kahrolası paraleller!
Her biri bir hükümet düşürmeye yetecek skandalların ardı ardına patlaması dahi hükümeti ve ona fanatikçe bağlananları saplandıkları fikirsizlik batağından çıkışa iknaya maalesef yetmiyor!
Bu öylesine bir hal ki, bütün inançlarının bir şahıs üzerinde tezahür ettiğine inananlar için ortaya çıkan kimi gerçekleri kabullenebilmek, adeta tutunduğu dalı bırakırsa uçuruma düşeceğini gören bir adamın hissiyatına benziyor.
Tabii, bu arada, her şeyin farkında oldukları halde-Hayrullah Mahmud'un tabiri ile-"aman ağzımızın tadı kaçmasın" diyerek olayı geçiştirmeye çalışanları da unutmamak gerek!
Büyük bir iddia ile ortaya koydukları "Siyasal İslam" düşüncesinin dünyevî menfaatler karşısında bu kadar kolay bir hezimete uğraması aslında başlı başına ele alınması gereken bir olay. Siyaseten çoktan mevta olmuş bir iktidara kuru bir inatla hâlâ sunî teneffüs yaptırmak ve serinkanlılıkla durum muhakemesi yapmak yerine despotik kararlarla zaman kazanmaya çalışmak sağlıklı bir aklın eseri midir?
Cumhuriyetin kurucularına "iki ayyaş" diyerek laf dokunduranların bugün içine düştükleri durum "ayyaşlık"tan çok daha vahim! Güneri Cıvaoğlu'nun “3 metre patiska” başlığı altında köşesine aldığı hikaye-kendi deyimi ile-nasıl "cumhuriyet’i kuranların karakterini" yansıtıyor ise, bugün kendi mitinglerinde bile açılan "hırsız var" pankartları da halk nezdinde kendi düştükleri durumu aynı derecede yansıtmıyor mu?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Mart 06, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
27 Kasım 2013 Çarşamba
“Bayern Munich’ten maç kaybetmesi talep edilemez...”
Yani, demem o ki, "salavatın kuvvete bağlı olduğunu" bilmedikten sonra istediğin kadar "ya Allah, bismillah!.." de dur!..
İstediğin kadar eski alışkanlığınla, höt-zöt ederek, ona buna omuz atarak siyaset yapılabileceğini zannet!
El alem görüyor ki, nihayetinde, önün de, arkan da "bağlar gazeli"!..
Bak, Ertuğrul Özkök ne diyor:
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Kasım 27, 2013
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
20 Kasım 2013 Çarşamba
Siyaseti adamlar yapar, bunun adı pespayeliktir!
Kapitalist hegemonyanın kaçınılmaz bir sonucu olarak toplumun her kesimine salgın bir hastalık gibi sirayet eden bir aşağılaşma, bayağılaşma, ilkesizlik ve görgüsüzlük yarışıdır almış başını gidiyor!
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun bir önemi de yok! Bir halk aşığının ifadesiyle durumu özetlersek: "Şimdi rağbet gözel ile zengine!.."
Sosyal hayat vaziyetlerimizi zaten geçtik, peki ya siyaset adına sergilenenler?..
Görüntü; yolun tam da ortasına atılıp saçılmış bir çöp bidonu görüntüsü gibi!..
Vaziyeti görenin içi kalkıyor, insanın yolunu değiştirip elli metre öteden dolanası geliyor!
Evet, iktidarı ve muhalefeti ile, siyaset adına bugün yapılan ne varsa hiç biri ne bir siyasi literatüre, ne akıl, ne mantık, ne de vicdan ölçüsüne sığıyor! Kısacası bunun adı ne siyasettir, ne muhalifliktir, ne de adamlıktır. Tek kelime ile izah edilecek olursa, bunun adı tam olarak pespayeliktir!
Anormal olması gereken ne varsa hepsini normal karşılanabilir bir hale koyma gayretinde olan bugünkü iktidarın vizyonu da misyonu da zaten bellidir! Bu konuda daha fazla söz söylemek de bu saatten sonra abestir!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Kasım 20, 2013
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
17 Ekim 2013 Perşembe
Bunu anlamak bu kadar mı zor?..
Halbuki, önümüzde aşılmayı bekleyen daha nice sarp yamaç varken, tarihin gören gözler önüne apaçık serdiği gerçeklerden yüz çevirmek, tarihe değil ancak ona yüz çevirenlere zarar verecektir. Saplantılı bir tarih anlayışı ile hareket eden, kendi rüyalarını hakikatmiş gibi halka aktarmaya kalkanların ve bu tipten insanların ardına düşenlerin sonu hüsrandır. İnsan; aklın, bilimin ve gerçeklerin ışığında yürüdükçe felah bulur, ileriye gider ve rahat eder. Akıldan ve realiteden kopuk ütopyaların arkasına düşerek mahvolmamış hiç bir millet yoktur!
Bütün bunları şunun için tekrar tekrar yazıyor ve söylüyoruz ki, dünya tarihi için daha dün mesabesinde olan olaylar dahi, kendilerini tarihçi olarak tanıtan ama aslen malûm bir zihniyetin hizmetinde bulunan bir kısım propagandistler tarafından çarpıtılmaya kalkışılmakta ve tarihimiz, bölgemizi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışanların anlayışına uydurulmaya, ya da o anlayışla uyumlu hale getirilmeye uğraşılmaktadır.
Allahtan ki, bunların arkasına düşerek kendi tarihlerini inkâr edenleri ayıktıracak namuslu aydınlar da yok değil. Bunlardan biri de gazeteci Hayrullah Mahmud ve günlük yazılarını koyduğu "ultra-turkler.blogspot.com" adresli bloğundaki; "Ayniyle vaki ve/veya 2007'de "ters ayak" üzerinde yakalanmanın neticesi?!" başlıklı makalesinin bir yerinde şu çarpıcı tespitleri yapıyor:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Ekim 17, 2013
1 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
13 Eylül 2012 Perşembe
Siyasette çap meselesi...
Şu, son zamanlarda ardı ardına gelen terör saldırılarına ve felaketlere bakınca insan hakikaten derin bir yeis içine düşmekten kendini alamıyor.
Fakat bütün bu olup bitenler karşısında sorumlu ve yetkili şahısların bu hadiseleri değerlendirme yetenek(!)lerini görmek, içinizdeki derin üzüntüyü resmen dehşetli bir çöküntü duygusuna dönüştürmekte gecikmiyor!
İnsan psikolojisi böyle durumlarda haliyle kendisine metanet aşılayacak, soğukkanlılığını koruyabilen, aklıbaşında sözler edebilen ve karşı tedbirler alabilen birilerini arıyor. Ve şüphesiz ki, kimin devlet adamı, kimin tüccar-siyasetçi olduğu da özellikle böyle zamanlarda ortaya çıkıyor!
Ve zannederim ki, birilerinin yakın zaman önce diline doladığı ve adına "çap" denilen bu "adamlık ölçüsü" böyle zamanlarda çok daha fazla gündeme getirilmeye ihtiyaç duyuyor! Öyle afra tafra ile bağıra çağıra başkalarının çapına laf etmekle de iş bitmiyor. Çapları ancak çapsız adamlara hükmetmeye yetenlerin kağıttan kuleleri, gerçeklerle yüzleşmek zorunlu hale geldiğinde işte böyle yıkılıveriyor!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Eylül 13, 2012
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
30 Mayıs 2012 Çarşamba
HAY AKLINIZIN DİBİNİ SEVEYİM SİZİN!..
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Mayıs 30, 2012
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
11 Nisan 2012 Çarşamba
Türk Solu ve Nazım Hikmet
Evet, bu girizgâhtan sonra gelelim Türk solcularının yerli yersiz, her fırsatta öne çıkardıkları ve "vatan uğruna mücadele vermiş bir kahraman" ilan ettikleri Nazım Hikmet'e... Buna dair, http://devriye.wordpress.com adresli blogda, İbrahim Altuncu imzası ve "Ne ola şu Nazım Hikmet fetişizmi?" başlığı ile yayınlanan ve konuyu bir çok yönü ile ele alan dikkate değer bulduğumuz bir makaleyi, konunun önemine binaen olduğu gibi buraya alıyoruz.
Ne ola şu Nazım Hikmet fetişizmi?
"Türkiye solu başlangıcından bugüne romantik-skolastik doğasını korumaya ısrarla devam ediyor. Bir anlamda modern kültürel hareketler solun ve sağın romantik tavırları ile yoğurulageldi. Her ikisi de aynanın iki tarafında duran bu akımlar edebiyatımızı da etkiledi ve şekillendirdi.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Nisan 11, 2012
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
Medet ya Akıl!..
Atatürk'ün manevi gölgesi altında yıllar yılı barındıkları halde onun nasıl var olduğuna kafa yormamış olanlar, emperyalizmin cehennemi ateşinden yıllardır kendilerini koruyan bu kalkan üzerlerinden kalkınca ne yapacaklarını şaşırır oldular. Yani, bugüne kadar sahip çıkmadıkları, bugün kıymete bindi!.. Şimdi, bir telaşe içinde vatandaşa çağrılar yapıyorlar: "Birleşin!.."
Özgürlüğün olmazsa olmazı olan "vatan" için bir araya gelmek ve bu niyetle çağrı yapmak elbette abes değil. Ama ayda 1 milyondan fazla ziyaretçisi olan bir "ulusalcı" sitede yazan bir yazarın yaptığı çağrının şekline bir bakar mısınız:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Nisan 11, 2012
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
14 Aralık 2011 Çarşamba
AKP'nin derdi Bahçeli'yi yine gerdi!..
Devlet Bahçeli'nin bugüne kadar yapıp ettiklerine ve söylediklerine bakıldığında, ortada; "sorumluluk sahibi bir siyasetçi" profilinden çok, yukarıda zikrettiğimiz portrenin var olduğunu görmek zor değil.
Bahçeli ile ilgili düşüncelerimizi yeniden gündeme getirmemizin sebebi ise şu:
Başbakan Erdoğan'ın sağlık durumunda ortaya çıkan beklenmedik bozulma sonrasında AKP içinde başlayan hareketlenme, Bahçeliyi fazlası ile ürkütmüş olmalı ki, bir kaç gün önce Vatan gazetesinden Deniz Güçer'in kendisi ile yaptığı ve 'şike yasası', Fethullah Hoca Cemaati ve AKP arasında yaşanan tartışmalar vb. gibi güncel meselelerin ele alındığı röportajda şunları söylüyor:
"Türkiye’nin bu kadar iç ve dış sorunlarının arttığı bir dönemde, tek başına iktidar olmuş bir partinin kaosa girmesi o partiden ziyade Türkiye’ye zarar verir. Çünkü alternatif hükümetler kurulması bu Meclis yapısıyla mümkün görünmüyor..."
?!!!...
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Aralık 14, 2011
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
2 Ekim 2011 Pazar
Halk ve Siyaset
Prof. Dr. Şahin Filiz'in; "Halkın Sırtına Binenler" başlıklı makalesinde geçen bu muhteşem vurguyu, bu ülkeyi "muhalefetsiz bırakan" o sözde siyaset erbabına ithaf etmek istiyorum!
Halk, bireylerden meydana gelse de, bireyden çok daha farklı ve çok daha ötede bir karaktere sahiptir. Bu durum, "toplumsal psikoloji", ya da "kitle psikolojisi" adı altında çok çeşitli incelemelere konu edilmiş ise de, sayın Prof. Dr. Şahin Filiz'in aşağıdaki makalesinin, günümüz Türkiye'sinin fotoğrafını gayet net bir şekilde ortaya koyması ve daha güncel ve daha somut teşhisler içermesi bakımından ayrı bir önem taşıdığına inanmaktayım.
Bu makaleyi; karada yaşamakta ısrar eden balıklar gibi siyasetin kıyısında çırpınıp duran "müzmin muhalefet"e bir faydası olacağını düşündüğümden değil ama en azından "milli muhalifler" için "ufuk açıcı" bir makale olacağının muhakkak olduğu düşüncesinden yola çıkarak sizlerle paylaşmayı gerekli buldum. Şimdi, geçelim o makaleyi okumaya:
HALKIN SIRTINA BİNENLER
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Ekim 02, 2011
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
24 Eylül 2011 Cumartesi
Kuklacının Oyunları ve Pinokyo'nun Halleri
* * *
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Eylül 24, 2011
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
15 Temmuz 2011 Cuma
MHP'nin Açmazları (3)
İşte bu yüzdendir ki, iktidardaki o "özel partiye" bakarak kafası karışan şaşkın muhalefetin o külyutmaz(!) siyasetçileri, muhalefet ettikleri "parti"nin benimseyip uyguladığına kanaat getirdikleri; "küreselleşen(!) dünyadaki "yeni siyaset" anlayışının kodlarını "nihayet"(!) çözmüş olmalılar ki, kendileri de, semt pazarındaki pazarcılar gibi; "..madem onlar şunun yanında bunu bunu veriyorlar, öyleyse biz de bunun yanında size şunu da veriyoruz ey vatandaş!.." tarzında "siyasi promosyon" işlerine girişiyor ve bu "promosyonların" kendilerine "iktidar olma şansı" verebileceğini zannederek, bütün umutlarını bu tarz bir siyasete(!) bağlayabiliyorlar!..
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Temmuz 15, 2011
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz, Türkiye'nin demokrasisi

Posts Relacionados
8 Temmuz 2011 Cuma
MHP'nin Açmazları (2)
İlginçtir; anılan seçimler öncesinde meydanlarda, "Apo"'yu asmak için ip atan ve "ABD'ye de kaçsa getirip Yüce Divanda yargılatacağız!.." diyecek kadar AKP'ye "öfkeli" görünen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçimlerden hemen sonra, MHP'nin Grup Başkanvekili Mehmet Şandır'ın, 6 Ekim 2007 tarihli Hürriyet Gazetesine verdiği demecindeki; "Milletin AKP'ye öfkesinin sözcüsü olmak istemiyoruz " sözlerine, nedense müdahale etme gereği bile duymamıştır?!.. Yoksa, "vekili" olmaya talip oldukları kesimin "AKP'ye öfkeli" olmadığını mı düşünüyorlardı, ya da "milletin AKP'ye öfkesini" haksız mı buluyorlardı, doğrusu bugüne kadar bunu anlayabilmiş değiliz?!!..
Söz konusu demeçle ilgili olarak, Bahçeli ve ekibi tarafından partiden uzaklaştırılan isimlerden biri olan merhum Mehmet Gül, 10 Ekim 2007 tarihinde, Yeniçağ Gazetesindeki köşesinden MHP yönetimine şöyle sesleniyordu:
"MHP Genel Başkan yardımcısı Mehmet Şandır diyor ki "Milletin AKP'ye öfkesinin sözcüsü olmak istemiyoruz." Yani laf ola beri gele.
Lafın tabanı olmazsa öyle olur derler.
Oysa ki siyasi partilerin en önemli görevlerinden biri sadece halkın öfkesini değil, halkın tepkilerini de izleyip değerlendirmek hak değil vazifedir de. Halkın bütün özlem talep ve ihtiyaçlarının, maddi ve manevi ihtiyaçlarının da, öfkesinin de sözcüsü olacaksın. Aksi halde bir parti kurmanın anlamı yok, figüran görevi görürsün.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Temmuz 08, 2011
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados























