Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2019 Pazartesi

"Milliyetçi-Muhafazakârlığın" Ahlâkla İmtihanı

Her fırsat düştüğünde tekrar etmekten bıkmadığım sözdür; Bu ülkede "partili olmak", ilke ve prensipler doğrultusunda çalışmak değil, lidere koşulsuz şartsız biat ederek "parsadan pay kapmak" olarak anlaşıldığı ve liyâkata göre görev tevdiî yerine, "makama talip olma" adapsızlığına rağbet edildiği için, bugüne kadar herhangi bir partinin taraftarı olmadım ve kendime böyle bir çatı altında yer aramadım. Fakat bu durumu, haklı olanın yanında durmaktan kaçınmayı gerektirecek kadar da ileri taşımadım.

Sadede gelecek olursak; adı etnik terörle anılan bir çetenin uzantısı olduğu bizzat kendi idarecilerince dahi muhtelif zeminlerde, defalarca ikrar edildiği halde, yıllardır bir "siyasi parti" olarak devletin her türlü yardımından yararlanmaya devam eden bir "parti"nin, danışıklı ve kanlı bir "siyaset"in belirleyici bir ögesi olmaya devam etmesinin mevcut siyasi sistemin elemanları tarafından da ısrarla istendiği anlaşılıyor, hatta bulunduğu noktada tavizsiz bir şekilde "fonksiyonunu icra etsin diye" sistemin diğer elemanlarından açıkça destek görüyor!

Devamını gör...

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Vatanseverlik biat değil, sorumluluk gerektirir

-"En azından şimdi yürüyen bir sistem var, kaos ve belirsizlik yok..." diyenlere:


-"Peki, heyet bir yanlışlık yapıp, bir haini lider seçtiyse, bizim bunu onlara gösterme sorumluluğumuz yok mu?!.."


Devamını gör...

4 Haziran 2017 Pazar

"MUHALEFET LİDERİ İSEN DÜŞÜNECEKSİN!.."


Devamını gör...

3 Şubat 2017 Cuma

Mustafa Kemal'i beğenmeyenlere...



Son zamanlarda, (siyasi ortamın müsaitliğinden de istifade ile) Mustafa Kemal Atatürk'e ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ne her cepheden saldıran kimi "beslemeler" ve bu beslemelerin sığ ve sloganvari yalanlarına kapılarak zehirlenen genç nesile mensup kimi meczup tabiatlı zavallılar, şuursuz bir öfke ile kendi ayaklarına kurşun sıkmaya devam ediyorlar. 

Apaçık bir şekilde önümüzde duran yakın tarih belgelerini dahi görmezden gelen, bu tarihi argümanları değerlendirme yetenek, iz'an ve vicdanından mahrum bulunduğuna şüphe duymadığımız bu güruhun önüne hangi belgeyi koyarsanız koyun, o yine bildiğini okumaya devam ediyor. 

Bu yüzden, ben bildiklerimi belgelere dayanarak paylaşıyor ve bu tipleri ikna etmek gibi kendime bir misyon yüklemediğimi bu vesile ile beyan etmiş oluyorum. 

Bu güruha verilecek en güzel cevabı, değerli (yasaklı) gazeteci Hayrullah Mahmud Özgür vermiş, buraya onun bir makalesinden ilgili satırları alıyor ve madem Mustafa Kemal'i beğenmiyorsunuz, öyleyse onda kusur aramadan önce, buyrun bunlara cevap verin diyorum:  

Devamını gör...

19 Nisan 2016 Salı

Köy Enstitüleri demişken...


Genç Türkiye Cumhuriyetinin, milletini çağdaş uygarlık seviyesine mümkün olabilecek en hızlı yoldan ulaştırmak için çare olarak düşündüğü Köy Enstitüleri, bugün geldiğimiz noktadan baktığımızda şüphesiz maksadına çok uygun düşen, başarılı bir girişimdi. Fakat, mateessüf devam ettirilemedi.

Köy Enstitüleri için her ne kadar “ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır” denilse de. Bu fikrin, Atatürk’e ve fikirlerine sonuna kadar bağlılığı ile öne çıkan ve 1935 yılında başladığı Milli Eğitim Bakanlığı görevini, 26 Aralık 1938’e kadar sürdüren ve bu tarihte görevinden istifa eden Saffet Arıkan’a ait olduğunu anlıyoruz.

İşte bu; son derece başarılı ve gerekli bir kurum olan köy enstitülerinin neden “devam ettirilmediğini” anlamaya çalıştığımızda, bu nedenler bizi, önce Atatürk’ün kafasında ve fikirlerinde bulunan “nasıl bir cumhuriyet” sorusuna verdiği cevapları ve onun ölümü ile fikirlerinin nasıl dışlandığını anlamaya mecbur kılıyor. Başka bir deyişle; köy enstitülerinin neden ortadan kaldırıldığı konusunu cevaplamak için Atatürk’ün ölümünün hemen ardından gelişen siyasi hareketlenmeyi ve bu hareketliliğin başını çeken “ikinci adam” İsmet İnönü’nün Atatürk’ün fikir ve düşüncelerini nasıl aşama aşama devre dışı bıraktığını ve hem Türkiye Cumhuriyetinin geleceğini, hem de uzunca bir dönem Türkiye Cumhuriyetinin kaderini elinde tutan Cumhuriyet Halk Partisinin halk nezdindeki itibarını nasıl tehlikeye attığını görmek ve anlamak gerekiyor.

Devamını gör...

8 Temmuz 2015 Çarşamba

AK patentli "dinsiz imansız CHP" ya da "Ustasından Culluk Avlama Dersleri"...


MHP’nin kuruluş amacına öteden beri yapılan en iddialı eleştirilerin başında, soğuk savaş döneminde kurulan bu partinin aslında o dönemin ihtiyaçları içinde “şekillendirilmiş” bir parti olduğu iddiası gelir. Bu iddiayı öne sürenler, ABD’nin ünlü “yeşil kuşak stratejisi”ne geçişi ile beraber MHP’de “Türk-İslam sentezi”ne doğru bir yönelişin ABD’nin bu stratejisi ile manidar bir paralellik içinde olduğunu söylerler ve savunurlar.

Bu iddiayı yazının en başında öylece bırakarak biz yazımıza devam edelim ve MHP adına basın açıklamasında bulunun Yusuf Halaçoğlu’nun 8 Temmuz 2015 tarihli ajanslara düşen şu beyanatına bakalım:

“MHP'li Yusuf Halaçoğlu Deniz Baykal'ın dün Tarafsız Bölge programında Meclis seçimleriyle ilgili gündeme getirdiği iddialara cevap verdi. Halaçoğlu açıklamasında, "Biz eğer Sayın Baykal’ı desteklemiş olsaydık, kamuoyunda şunlar yansıtılacaktı: 'Siz Baykal’ı seçtiniz, bir muhalif adı altında' AKP’nin tabiriyle 'dinsiz bir partinin inançsız bir partinin adamını seçtiniz' diye bize yükleneceklerdi" ifadelerini kullandı.” 


Şimdi bu beyanatla MHP, daha önce de zımnî olarak sürdürdüğü bu düşüncesini bu defa ilk kez açıkça seslendirmiş oluyor. Durum bu olunca, buradan hareketle de artık şu tespiti yapmakta siyaseten yarar görüyorum:

Devamını gör...

29 Mayıs 2014 Perşembe

Helal Cumhurbaşkanlığı olur mu?!..


Bir şeyin ruhunu, özünü, mânâsını bir kere ıskaladın mı, o şeyin cismaniyeti, yani dış dünyaya verdiği görüntü de tıpkı ölü bedenler gibi bir müddet sonra çürüyor, bozuluyor, kokuşuyor ve çevreye rahatsızlık veriyor.

İçi boşaltılmış bir İslam anlayışına sırtlarını dayayanların "helal" konusunda gösterdiği duyarlılık ise akıllara seza! Kendi cepleri söz konusu oldu mu işlerini kitabına uydurmayı gayet güzel becerliyorlar. Konu ne olursa olsun, yeter ki ucunda para olsun, üzerine helal damgasını vurdun mu olay bitiyor! Gelsin paralar, sağılsın davarlar!

Sayıları giderek artan bu ensesi kalın, cebi şişkin "helalci taifesi", şüphesiz her sektörde iştah uyandırıyor. Sattığı ya da pazarladığı her ne ise onun üzerine işte bu "helal damgası"nı vurdurtmayı becerebilenler ise köşe olacağını biliyor. Neyse, aslında konumuz bu değil ama bu dediklerimiz az sonra diyeceklerimizle ilintili, ya da en azından bir vatandaş okuduğu bir haberden yola çıkarak bu haberi kafasındaki soru işaretleri ile ilintilendirmiş ve ortaya-çok da haksız diyemeyeceğimiz-daha başka bir soru çıkmış. Fakat önce o haber:

Devamını gör...

6 Mart 2014 Perşembe

Ah şu kahrolası paraleller!



Her biri bir hükümet düşürmeye yetecek skandalların ardı ardına patlaması dahi hükümeti ve ona fanatikçe bağlananları saplandıkları fikirsizlik batağından çıkışa iknaya maalesef yetmiyor!

Bu öylesine bir hal ki, bütün inançlarının bir şahıs üzerinde tezahür ettiğine inananlar için ortaya çıkan kimi gerçekleri kabullenebilmek, adeta tutunduğu dalı bırakırsa uçuruma düşeceğini gören bir adamın hissiyatına benziyor. 

Tabii, bu arada, her şeyin farkında oldukları halde-Hayrullah Mahmud'un tabiri ile-"aman ağzımızın tadı kaçmasın" diyerek olayı geçiştirmeye çalışanları da unutmamak gerek!

Büyük bir iddia ile ortaya koydukları "Siyasal İslam" düşüncesinin dünyevî menfaatler karşısında bu kadar kolay bir hezimete uğraması aslında başlı başına ele alınması gereken bir olay. Siyaseten çoktan mevta olmuş bir iktidara kuru bir inatla hâlâ sunî teneffüs yaptırmak ve serinkanlılıkla durum muhakemesi yapmak yerine despotik kararlarla zaman kazanmaya çalışmak sağlıklı bir aklın eseri midir?

Cumhuriyetin kurucularına  "iki ayyaş" diyerek laf dokunduranların bugün içine düştükleri durum "ayyaşlık"tan çok daha vahim! Güneri Cıvaoğlu'nun “3 metre patiska” başlığı altında köşesine aldığı hikaye-kendi deyimi ile-nasıl "cumhuriyet’i kuranların karakterini" yansıtıyor ise, bugün kendi mitinglerinde bile açılan "hırsız var" pankartları da halk nezdinde kendi düştükleri durumu aynı derecede yansıtmıyor mu?  

Devamını gör...

27 Kasım 2013 Çarşamba

“Bayern Munich’ten maç kaybetmesi talep edilemez...”

Yampiri yürüyüşlü, "ağzı iyi laf yapan" adamların elinde oradan oraya sürüklenen bu güzel memleketin kendini "öte dünya"ya adamış şaşkın insanları, dünya siyaset tarihine geçecek sakillikler sergileyen bu iktidarın icraatlarını alkışlamaya devam etseler de, dünya kendi kanunları ile dönmeye devam ediyor...

Yani, demem o ki, "salavatın kuvvete bağlı olduğunu" bilmedikten sonra istediğin kadar "ya Allah, bismillah!.." de dur!..

İstediğin kadar eski alışkanlığınla, höt-zöt ederek, ona buna omuz atarak siyaset yapılabileceğini zannet!

El alem görüyor ki, nihayetinde, önün de, arkan da "bağlar gazeli"!..

Bak, Ertuğrul Özkök ne diyor:

Devamını gör...

20 Kasım 2013 Çarşamba

Siyaseti adamlar yapar, bunun adı pespayeliktir!


(Hızla değiştirilen gündeme geç kalmış, fakat yazmadan geçemeyeceğim bir konu...) 

Kapitalist hegemonyanın kaçınılmaz bir sonucu olarak toplumun her kesimine salgın bir hastalık gibi sirayet eden bir aşağılaşma, bayağılaşma, ilkesizlik ve görgüsüzlük yarışıdır almış başını gidiyor!

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun bir önemi de yok! Bir halk aşığının ifadesiyle durumu özetlersek: "Şimdi rağbet gözel ile zengine!.."

Sosyal hayat vaziyetlerimizi zaten geçtik, peki ya siyaset adına sergilenenler?..

Görüntü; yolun tam da ortasına atılıp saçılmış bir çöp bidonu görüntüsü gibi!..

Vaziyeti görenin içi kalkıyor, insanın yolunu değiştirip elli metre öteden dolanası geliyor!

Evet, iktidarı ve muhalefeti ile, siyaset adına bugün yapılan ne varsa hiç biri ne bir siyasi literatüre, ne akıl, ne mantık, ne de vicdan ölçüsüne sığıyor! Kısacası bunun adı ne siyasettir, ne muhalifliktir, ne de adamlıktır. Tek kelime ile izah edilecek olursa, bunun adı tam olarak pespayeliktir!

Anormal olması gereken ne varsa hepsini normal karşılanabilir bir hale koyma gayretinde olan bugünkü iktidarın vizyonu da misyonu da zaten bellidir! Bu konuda daha fazla söz söylemek de bu saatten sonra abestir!

Devamını gör...

17 Ekim 2013 Perşembe

Bunu anlamak bu kadar mı zor?..


Yalancı bir serabın ardına düşerek olmadık hülyalarla ömür geçirenler, en yalın mantık süzgeçlerine müracaat etme gereği bile duymadan ve adeta kör bir inatla "olmayan bir tarih" yaratmak ve bunun üzerinden bu millete yeni bir gelecek çizmek için beyhude bir şekilde çabalayıp duruyorlar.

Halbuki, önümüzde aşılmayı bekleyen daha nice sarp yamaç varken, tarihin gören gözler önüne apaçık serdiği gerçeklerden yüz çevirmek, tarihe değil ancak ona yüz çevirenlere zarar verecektir. Saplantılı bir tarih anlayışı ile hareket eden, kendi rüyalarını hakikatmiş gibi halka aktarmaya kalkanların ve bu tipten insanların ardına düşenlerin sonu hüsrandır. İnsan; aklın, bilimin ve gerçeklerin ışığında yürüdükçe felah bulur, ileriye gider ve rahat eder. Akıldan ve realiteden kopuk ütopyaların arkasına düşerek mahvolmamış hiç bir millet yoktur!

Bütün bunları şunun için tekrar tekrar yazıyor ve söylüyoruz ki, dünya tarihi için daha dün mesabesinde olan olaylar dahi, kendilerini tarihçi olarak tanıtan ama aslen malûm bir zihniyetin hizmetinde bulunan bir kısım propagandistler tarafından çarpıtılmaya kalkışılmakta ve tarihimiz, bölgemizi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışanların anlayışına uydurulmaya, ya da o anlayışla uyumlu hale getirilmeye uğraşılmaktadır.

Allahtan ki, bunların arkasına düşerek kendi tarihlerini inkâr edenleri ayıktıracak namuslu aydınlar da yok değil. Bunlardan biri de gazeteci Hayrullah Mahmud ve günlük yazılarını koyduğu "ultra-turkler.blogspot.com" adresli bloğundaki; "Ayniyle vaki ve/veya 2007'de "ters ayak" üzerinde yakalanmanın neticesi?!"  başlıklı makalesinin bir yerinde şu çarpıcı tespitleri yapıyor:

Devamını gör...

13 Eylül 2012 Perşembe

Siyasette çap meselesi...



Şu, son zamanlarda ardı ardına gelen terör saldırılarına ve felaketlere bakınca insan hakikaten derin bir yeis içine düşmekten kendini alamıyor. 

Fakat bütün bu olup bitenler karşısında sorumlu ve yetkili şahısların bu hadiseleri değerlendirme yetenek(!)lerini görmek, içinizdeki derin üzüntüyü resmen dehşetli bir çöküntü duygusuna dönüştürmekte gecikmiyor!

İnsan psikolojisi böyle durumlarda haliyle kendisine metanet aşılayacak, soğukkanlılığını koruyabilen, aklıbaşında sözler edebilen ve karşı tedbirler alabilen birilerini arıyor. Ve şüphesiz ki, kimin devlet adamı, kimin tüccar-siyasetçi olduğu da özellikle böyle zamanlarda ortaya çıkıyor!

Ve zannederim ki, birilerinin yakın zaman önce diline doladığı ve adına "çap" denilen bu "adamlık ölçüsü" böyle zamanlarda çok daha fazla gündeme getirilmeye ihtiyaç duyuyor! Öyle afra tafra ile bağıra çağıra başkalarının çapına laf etmekle de iş bitmiyor. Çapları ancak çapsız adamlara hükmetmeye yetenlerin kağıttan kuleleri, gerçeklerle yüzleşmek zorunlu hale geldiğinde işte böyle yıkılıveriyor!

Devamını gör...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

HAY AKLINIZIN DİBİNİ SEVEYİM SİZİN!..


Bir kanser gibi bu ülkenin her noktasına yayılan ve hemen her yurttaşın zihnine saldıran acaip bir çapsızlık ve sığlık hastalığı her gün yeni kurbanlar almaya devam ediyor!

İnsanın, etrafına baktığında zekâ eseri bir söz, aklı selîm bir fikir, zarif bir davranış görememesi gerçekten azap verici bir durum! 

Bu durumun uzunca bir süre devam etmesi halinde ise ortaya “mank” denecek kadar biçare ve güdülmeye hazır bir neslin çıkması da haliyle kaçınılmaz oluyor! Toplumu sinsice kemiren bu illetin yarattığı hasarlı beyinlere artık daha bir sık rastlar olmamız da boşuna değil!

Bu durumun nedenlerini zaman zaman muhtelif yazılarımızda kendimizce sorguladığımızdan, o konulara burada yeniden girmeyeceğiz. Bunun yerine, “nedenler, sonuçları ile ölçülür” ilkesinden hareket ederek, bu durumun nedenlerinden çok sonuçları üzerinde duracağız.

Bu noktadan sonra sadede gelecek olursak, kasıtlı olarak hızla ve sürekli olarak “değiştirilen” siyasi gündem tuzaklarından kurtulmayı başaramayarak fikri bir baş dönmesi yaşayan muhalif siyasilerimizin, bu durumdan dolayı artık zihinsel olarak kusmaya başladıklarını görmek vatandaş olarak bizleri gerçekten üzüyor!..

Nasıl derseniz; daha bundan birkaç gün önce, Ulusal Kanal adlı TV kanalındaki bir haber programında, “Yeni Anayasa” çalışmaları konusunda fikir beyan etmek üzere ekrana çıkan CHP Milletvekili ve aynı zamanda bir “Anayasa Hukukçusu” olan Prof. Dr. Süheyl Batum, canlı yayın esnasında öyle sözler etti ki, ekran başında kendisini izlerken adeta donduk kaldık!.. 

Devamını gör...

11 Nisan 2012 Çarşamba

Türk Solu ve Nazım Hikmet


Bir vatandaş kimliği ile Türk soluna dair yaptığımız kimi gözlemleri zaman zaman burada sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey, sol düşünceye karşı özel bir tavır almaktan çok, üzerinde bulunduğu toprakların jeopolitiği ve bu toprakların barındırdığı Türk nüfusu ile emperyalistlerin gözüne bir diken gibi batan Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı kesintisiz bir şekilde devam eden saldırılar karşısında bir türlü doğru tavır alamayan Türk solunun, bu hali ile Türkiye'ye verdiği zararı ortaya koymaktan ibarettir. Umulur ki, hiç olmazsa artık bundan sonrasında milleti ile barışık milli bir güç olsun da, meydan bugünkü kadar boş kalmasın!..


Evet, bu girizgâhtan sonra gelelim Türk solcularının yerli yersiz, her fırsatta öne çıkardıkları ve "vatan uğruna mücadele vermiş bir kahraman" ilan ettikleri Nazım Hikmet'e... Buna dair, http://devriye.wordpress.com adresli blogda, İbrahim Altuncu imzası ve "Ne ola şu Nazım Hikmet fetişizmi?" başlığı ile yayınlanan ve konuyu bir çok yönü ile ele alan dikkate değer bulduğumuz bir makaleyi, konunun önemine binaen olduğu gibi buraya alıyoruz.


Ne ola şu Nazım Hikmet fetişizmi?


"Türkiye solu başlangıcından bugüne romantik-skolastik doğasını korumaya ısrarla devam ediyor. Bir anlamda modern kültürel hareketler solun ve sağın romantik tavırları ile yoğurulageldi. Her ikisi de aynanın iki tarafında duran bu akımlar edebiyatımızı da etkiledi ve şekillendirdi.

Devamını gör...

Medet ya Akıl!..

Şaşkın ördeklerin göle nasıl daldığını zamanında atalar söylemiş, biz buradan tekrar etmeyelim! Lâkin, epey bir zamandır bu memleketin içinde bulunduğu badireden nasıl çıkacağı hakkında bilir bilmez ahkâm kesenlerin aklının dibini gördükçe, insanın neredeyse; "başımıza bunca iş boşuna gelmemiş" diyesi geliyor!


Atatürk'ün manevi gölgesi altında yıllar yılı barındıkları halde onun nasıl var olduğuna kafa yormamış olanlar,  emperyalizmin cehennemi ateşinden yıllardır kendilerini koruyan bu kalkan üzerlerinden kalkınca ne yapacaklarını şaşırır oldular. Yani, bugüne kadar sahip çıkmadıkları, bugün kıymete bindi!.. Şimdi, bir telaşe içinde vatandaşa çağrılar yapıyorlar: "Birleşin!.."


Özgürlüğün olmazsa olmazı olan "vatan" için bir araya gelmek ve bu niyetle çağrı yapmak elbette abes değil. Ama ayda 1 milyondan fazla ziyaretçisi olan bir "ulusalcı" sitede yazan bir yazarın yaptığı çağrının şekline bir bakar mısınız:

Devamını gör...

14 Aralık 2011 Çarşamba

AKP'nin derdi Bahçeli'yi yine gerdi!..

Türkiye'nin siyaset sahnesinde ne gibi bir rol oynadığı halen meçhulümüz olan Devlet Bahçeli bey, her ne kadar muhalif bir siyasi partinin genel başkanı gibi görünse de, oy aldığı vatandaşlarının duygu ve düşüncelerini sahiplenmekten ziyade partiler üstü bir "ağır abi" gibi davranmayı daha çok sevmiş görünüyor. 


Devlet Bahçeli'nin bugüne kadar yapıp ettiklerine ve söylediklerine bakıldığında, ortada; "sorumluluk sahibi bir siyasetçi" profilinden çok, yukarıda zikrettiğimiz portrenin var olduğunu görmek zor değil. 


Bahçeli ile ilgili düşüncelerimizi yeniden gündeme getirmemizin sebebi ise şu:


Başbakan Erdoğan'ın sağlık durumunda ortaya çıkan beklenmedik bozulma sonrasında AKP içinde başlayan hareketlenme, Bahçeliyi fazlası ile ürkütmüş olmalı ki, bir kaç gün önce Vatan gazetesinden Deniz Güçer'in kendisi ile yaptığı ve 'şike yasası', Fethullah Hoca Cemaati ve AKP arasında yaşanan tartışmalar vb. gibi güncel meselelerin ele alındığı röportajda şunları söylüyor: 


"Türkiye’nin bu kadar iç ve dış sorunlarının arttığı bir dönemde, tek başına iktidar olmuş bir partinin kaosa girmesi o partiden ziyade Türkiye’ye zarar verir. Çünkü alternatif hükümetler kurulması bu Meclis yapısıyla mümkün görünmüyor..." 


?!!!...

Devamını gör...

2 Ekim 2011 Pazar

Halk ve Siyaset

"Halk, basit yaşar ama basit bir yığın değildir." 


Prof. Dr. Şahin Filiz'in; "Halkın Sırtına Binenler" başlıklı makalesinde geçen bu muhteşem vurguyu, bu ülkeyi "muhalefetsiz bırakan" o sözde siyaset erbabına ithaf etmek istiyorum! 


Halk, bireylerden meydana gelse de, bireyden çok daha farklı ve çok daha ötede bir karaktere sahiptir. Bu durum, "toplumsal psikoloji", ya da "kitle psikolojisi" adı altında çok çeşitli incelemelere konu edilmiş ise de, sayın Prof. Dr. Şahin Filiz'in aşağıdaki makalesinin, günümüz Türkiye'sinin fotoğrafını gayet net bir şekilde ortaya koyması ve daha güncel ve daha somut teşhisler içermesi bakımından ayrı bir önem taşıdığına inanmaktayım.


Bu makaleyi; karada yaşamakta ısrar eden balıklar gibi siyasetin kıyısında çırpınıp duran "müzmin muhalefet"e bir faydası olacağını düşündüğümden değil ama en azından "milli muhalifler" için "ufuk açıcı" bir makale olacağının muhakkak olduğu düşüncesinden yola çıkarak sizlerle paylaşmayı gerekli buldum. Şimdi, geçelim o makaleyi okumaya:


HALKIN SIRTINA BİNENLER



Devamını gör...

24 Eylül 2011 Cumartesi

Kuklacının Oyunları ve Pinokyo'nun Halleri


"Hayal kurmak" ve "hayal etmek" çoğu kez aynı anlamda kullanılsa da ikisi de biri birinden farklı kavramlardır. Birincisinde, insanın o an için canı ne istiyorsa onu aklından geçirmesi yeterlidir. İkincisinde ise; (o gün için) gerçekleşmesi fiilen imkânsız olan "niyet ya da emelleri" bir gün gelip gerçek kılmaya yönelik bir "hedef tayini" vardır ve bunun temelinde de mutlaka ki geçerli, tutarlı ve "haklı" gerekçeler olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, "ülkü" edindiğiniz ve ona ulaşmayı özlemle beklediğiniz şey her ne ise, onun için uzun vadeli ve tutarlı bir eylem içinde bulunuyor olmanız gerekir. Aksi halde, sizin bu niyetinizden haberdar bulunanlar-hele ki, ihtirasları aklının önüne geçmeye meyyal biri iseniz-karşınıza özlediğiniz o fırsatı koyar, koyar ama onun hemen önüne de koca bir çukur kazar da, sizin ondan gözünüzü alamayacağınızı ve o çukuru görmeyeceğinizi iyi bilir. Hülasa, emek vermeden "yemek" olmayacağını ve el eli ile "vuslata" erilmeyeceğini iyi bilmek gerekir!...     
Son zamanlarla hızla tırmanan iç ve dış olayların tozu dumanı içinde her kafadan bir ses çıkarken ve Türk medyasının aklı başında yazarlarına birer ikişer kalemden el çektirilirken, yine de internet üzerindeki mütevazi web sitelerinden seslerini duyabildiğimiz nadir akil kalem erbapları, "akıl sahipleri"ne hitap etmekten-şükür ki-vazgeçmiyorlar. Bunlardan biri olan sayın Fatma Sibel Yüksek'in 24 Eylül 2011 tarihli; "Kuklacının Oyunları ve Pinokyo'nun Halleri" başlıklı makalesini, ben de burada "akıl sahipleri" ile paylaşmayı kendime vazife sayıyorum. Söz, sayın Yüksek'te:   


* * *

Devamını gör...

15 Temmuz 2011 Cuma

MHP'nin Açmazları (3)

Buraya kadar söylediklerimizi toparlayacak olursak; "sağlam bir ideolojiye sahip olmayan siyasi partiler, halihazırdaki ya da gelecekte gerçekleşmesi muhtemel sorunlar karşısında aciz kalmaya mahkûmdurlar" diyebiliriz. Zira, varlık sebeplerinin ne olduğunu bilemeyenler; "ne için" hizmetlerine talip olduklarını vatandaşlarına izah edemezler!.. 


İşte bu yüzdendir ki, iktidardaki o "özel partiye" bakarak kafası karışan şaşkın muhalefetin o külyutmaz(!) siyasetçileri, muhalefet ettikleri "parti"nin benimseyip uyguladığına kanaat getirdikleri; "küreselleşen(!) dünyadaki "yeni siyaset" anlayışının kodlarını "nihayet"(!) çözmüş olmalılar ki, kendileri de, semt pazarındaki pazarcılar gibi; "..madem onlar şunun yanında bunu bunu veriyorlar, öyleyse biz de bunun yanında size şunu da veriyoruz ey vatandaş!.." tarzında "siyasi promosyon" işlerine girişiyor ve bu "promosyonların" kendilerine "iktidar olma şansı" verebileceğini zannederek, bütün umutlarını bu tarz bir siyasete(!) bağlayabiliyorlar!.. 

Devamını gör...

8 Temmuz 2011 Cuma

MHP'nin Açmazları (2)

22 Temmuz 2007 seçimleri, mevcut "MHP yönetimi" hakkındaki bir önceki yazımızda vardığımız hükümleri pekiştirecek örnekler içermesi bakımından önemlidir. 


İlginçtir; anılan seçimler öncesinde meydanlarda, "Apo"'yu asmak için ip atan ve "ABD'ye de kaçsa getirip Yüce Divanda yargılatacağız!.." diyecek kadar AKP'ye "öfkeli" görünen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçimlerden hemen sonra, MHP'nin Grup Başkanvekili Mehmet Şandır'ın, 6 Ekim 2007 tarihli Hürriyet Gazetesine verdiği demecindeki; "Milletin AKP'ye öfkesinin sözcüsü olmak istemiyoruz " sözlerine, nedense müdahale etme gereği bile duymamıştır?!.. Yoksa, "vekili" olmaya talip oldukları kesimin "AKP'ye öfkeli" olmadığını mı düşünüyorlardı, ya da "milletin AKP'ye öfkesini" haksız mı buluyorlardı, doğrusu bugüne kadar bunu anlayabilmiş değiliz?!!..  


Söz konusu demeçle ilgili olarak, Bahçeli ve ekibi tarafından partiden uzaklaştırılan isimlerden biri olan merhum Mehmet Gül, 10 Ekim 2007 tarihinde, Yeniçağ Gazetesindeki köşesinden MHP yönetimine şöyle sesleniyordu:


"MHP Genel Başkan yardımcısı Mehmet Şandır diyor ki "Milletin AKP'ye öfkesinin sözcüsü olmak istemiyoruz." Yani laf ola beri gele.


Lafın tabanı olmazsa öyle olur derler.


Oysa ki siyasi partilerin en önemli görevlerinden biri sadece halkın öfkesini değil, halkın tepkilerini de izleyip değerlendirmek hak değil vazifedir de. Halkın bütün özlem talep ve ihtiyaçlarının, maddi ve manevi ihtiyaçlarının da, öfkesinin de sözcüsü olacaksın. Aksi halde bir parti kurmanın anlamı yok, figüran görevi görürsün.

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.