Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Haziran 2020 Pazartesi
ABD fena karıştı!..
ABD, zaman zaman "dünyada eşi benzeri olmayan bir ülke" anılsa da ve aslında bu tanımlama, onun bir "özgürlükler ülkesi" olduğuna dair "gizli bir atıf" içerse de, bu tanımlama bence sadece onun "coğrafi özellikleri bakımından" geçerli sayılabilir. Zira, meselenin iç yüzünü bilenler için (veya sadece W.A.S.P'ın, yani Beyaz, Anglo-Sakson, Protestan tanımlamasını bilenler için bile...) durum hiç de dışarıdan göründüğü gibi değildir.
Bu dediklerimizle ne kastettiğimizi, ABD'de neler olduğunu bilmek ve anlamak için, onun kuruluş günlerine gitmek ve onun "founding fathers", yani "kurucu babalar"ının "zihinsel mekanizmaları"nın nasıl çalıştığını iyi özümsemek gerekir. Irk ayrımcılığı, kadını ikinci sınıf insan görme, keskin bir "zengin-fakir" ayrımı vb. gibi ögeleri-deyim yerinde ise-"dibine kadar kullanan" bir zihniyetin, diğerlerini sömürmek üzere kurduğu bu hakimiyeti ilâ-nihaye götüremeyeceği açıktır!
Bütün bunlar konusunda bilmeyenlere, ne demek istediğimiz ile ilgili küçük bir fikir verebilmek için, aşağıda ABD tarihinden küçük fakat ilginç bir kaç detay sunalım:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Haziran 01, 2020
0 yorum Etiketler: Dünyadan Haberler, Güncel, Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
25 Ocak 2016 Pazartesi
Hayat - ölüm sarmalında insan
“İki kapılı bir han” olan dünyaya her gün binlerce yeni konuk geliyorken, binlercesi de bir diğer kapıdan uğurlanıyor. Bu “uğurlamala”lar da ölen insanın dünyadaki “statü”süne göre ya “görkemli” ya da “mütevazi” oluyor. Ki, esasen bilhassa “bu uğurlamaların” nasıl olacağı, kişinin kendi inisiyatifine de bırakılmıyor; insanlar kendiliğinden bu işin nasıl olması gerektiğine “naturaları gereği” otomatikman zaten karar veriyorlar. Neyse, zaten asıl konu bu değil ama konuyu “ete kemiğe bürünüp Yunus deyû görünen” ve “ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil” diyenin kendi hakkındaki şu dileği ile noktalayalım:
Bir garip öldü diyeler,
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuğalar
Şöyle garip bencileyin
* * *
Evet, ölümün aslında “geride kalanlar” bakımından zor olduğunu biliyoruz da onun insanlar için bir “hak” olduğunu, onun Allah’ın insanlara verdiği bir “söz” olduğunu, Allah’ın da “verdiği her sözü yerine getiren” olduğunu çoğu zaman unutuyoruz.
Devamını gör...
11 Temmuz 2013 Perşembe
ALLAHSIZLIK DİZ BOYU!..
Yukarıda resmi yer alan eli bastonlu vatandaş ödeyemediği su borcu yüzünden hapise atılmış ve bu durum dün itibarı ile bütün haber sitelerinde ve tv.lerde yayınlanmıştır. Haberin detayını merak edenler aşağıdaki linkten ona ulaşabilirler.
Belki her gün yüzlercesinin, binlercesinin yaşandığı, fakat ancak arada bir ancak böyle bir tanesinin haber olduğu bu ülkede bu durum, diğer herşey bir yana; "Müslüman" olmakla övünmeyi bir refleks haline getirmiş bir ülkenin hakiki durumunu ortaya sermesi bakımından tam bir utançtır, rezalettir ve tam anlamı ile bu ülkede ne gibi bir allahsızlık ve kitapsızlığın hüküm sürdüğünün ve buna sebep olanların ve kayıtsız kalanların suratlarına ve sıfatlarına defalarca çarpılası bir delilidir!
Kölelik, faiz, haksız kazanç, hak/emek gaspı gibi insan haysiyetine uymayan ne varsa onu yeryüzünden kaldırmak için görevlendirilmiş ve bu uğurda eline kılıç alıp canını ortaya koymuş, sadece bu yönüyle dahi hürmet, saygı ve takdire fazlası ile layık bir Resulun ümmetine mensup olmakla iftihar ettiklerini iddia edenler, O'nun; "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" ihtarını ise anlaşılıyor ki görmezden geliyorlar.
Adamcağız tv.de diyor ki: "Bir oğlum var, 20 TL yevmiye ile çalışıyor. Onun eline bakıyoruz. O da boğazımıza yetmiyor ki..."
Devamını gör...
7 Nisan 2013 Pazar
Orhan Gencebay, Kadir İnanır ve Kürt Barışı?..
Sanki bütün mesele, bir anlık öfkeye kapılarak kavgaya tutuşmuş ve birbirinin yakasını bir türlü bırakmaya yanaşmayan iki tarafı Allah rızası için aralamakmış gibi bir havayla ortaya sürülen bu "pis tezgâh"ı milletten gizlemek, pardon; "millete anlatmak" üzere belirlenen "ne idüğü belli" bir takım zevatın arasına, malûmunuz, sanat camiasından Orhan Gencebay ve Kadir İnanır gibi bir takım insanlar da serpiştirilmiş bulunuyor.
"Bu iş size düşer abiler!.." gazıyla, kendilerini bu meseleye müdahaleye manen sorumlu hissetmiş insanlar havasına giren ve iki tarafı(!) "barıştırmak" için kolları sıvayan bu iki ağır abi, barıştan ve anaların gözyaşlarından dem vurarak güzel güzel ortalıkta gezinirken, gazeteci Sabahattin Önkibar ortaya öyle bir kılçık attı ki, yenir yutulur gibi değil!
5 Nisan tarihli Aydınlık Gazetesindeki köşesinde şöyle yazmış Önkibar:
Gencebay ile Kadir’i, mama deyip Ulusoy mu ikna etti?
Rahmetli Saffet Ulusoy, kardeşi Yılmaz Ulusoy’un atraksiyonlarını anlatmak için bir yurt dışı seyahatında bana “ O ne İngiluzdur. Nereden girup, nereden çikacağını kimse kestiremez” demişti.
Devamını gör...
18 Eylül 2012 Salı
Türkiye'nin Bölgesel Güç Olma Hesapları
"Güç", 'diğer varlıkları etkileyerek onların konumlarını, şekillerini değiştirebilme ve kendisine yönelik aynı etkilere direnme yeteneğini varlığında barındırma' olarak tanımlanabilir. Eskilerin deyimi ile mütteharrik (tahrik eden, harekete geçiren kuvvet) kuvvet olarak da özetlenebilir.
Siyaseten, bugünlerde Türkiye hakkında çokça telaffuz edilen "bölgesel güç" söylemleri, kimi emeksiz-yemek heveslilerini heyecanlandırsa ve onlara eski imparatorluk rüyaları gördürse de, el eli ile gerdeğe girilmeyeceği gerçeği ortadadır. Türk milletine olmadık rüyalar gördürmeye kalkmadan önce konu ile ilgili aşağıdaki değerlendirmeleri okumak ve anlamak gerekir.
Türkiye'nin Bölgesel Güç Olma Hesapları
Siyaseten, bugünlerde Türkiye hakkında çokça telaffuz edilen "bölgesel güç" söylemleri, kimi emeksiz-yemek heveslilerini heyecanlandırsa ve onlara eski imparatorluk rüyaları gördürse de, el eli ile gerdeğe girilmeyeceği gerçeği ortadadır. Türk milletine olmadık rüyalar gördürmeye kalkmadan önce konu ile ilgili aşağıdaki değerlendirmeleri okumak ve anlamak gerekir.
Türkiye'nin Bölgesel Güç Olma Hesapları
Türkiye uzun bir süredir bölgesel güç olma iddiasında.
Toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasıla değeri itibarı ile dünyanın ilk 20 ekonomisi içinde yer aldığından beri, kişi başına değer, gelir bölüşümü ve beşeri kalkınma indekslerindeki yerini göz ardı ederek bunu istiyor.
Onun için de birileri, bunlara ilaveten toplumsal ve siyasi sorunları da hesaba katarak, zaman zaman “siz önce evinizin içini düzeltin” diyiveriyor. Tabii değme güçlerin veya super güçlerin, hatta bu uyarıda bulunan pek ülke yetkililerinin de önce evlerinin içine bakması gerek. Oysa hak etsin veya etmesin birçok ülke, küresel veya bölgesel bir güç olmaya öykünüyor. Tabii Türkiye de.
Güney Kore dururken Türkiye Neyine Güveniyor?
Devamını gör...
Toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasıla değeri itibarı ile dünyanın ilk 20 ekonomisi içinde yer aldığından beri, kişi başına değer, gelir bölüşümü ve beşeri kalkınma indekslerindeki yerini göz ardı ederek bunu istiyor.
Onun için de birileri, bunlara ilaveten toplumsal ve siyasi sorunları da hesaba katarak, zaman zaman “siz önce evinizin içini düzeltin” diyiveriyor. Tabii değme güçlerin veya super güçlerin, hatta bu uyarıda bulunan pek ülke yetkililerinin de önce evlerinin içine bakması gerek. Oysa hak etsin veya etmesin birçok ülke, küresel veya bölgesel bir güç olmaya öykünüyor. Tabii Türkiye de.
Güney Kore dururken Türkiye Neyine Güveniyor?
3 Kasım 2011 Perşembe
Türkiye'yi ele geçiren vasatlar cuntası!..
Adına "küreselleşme" denilen bir illet, dünya ülkelerinin sadece ekonomik varlıklarını bir sülük gibi emmekle kalmıyor, binlerce yıldan bu güne süzülerek gelmiş koca bir dünya kültürünü de bir kemirgen hızıyla yeyip bitirerek arkasında, adına "kültür" denilemeyecek kadar iğrenç bir atık bırakıyor.
Dünyadaki her bir şeyi ölçüp biçmekte "maddiyat ölçeği"nden başka bir ölçek tanımayan bu "küresel elit", yediği bunca herze yetmiyormuş gibi bir de, kurduğu çadır tiyatrosunda sahneye çıkardığı çengilere bizden "sanatçı" muamelesi yapmamızı bekliyor!..
Seviyesizliğin her türlüsünün yüceltilmeye ve ödüllendirilmeye değer bulunduğu bu yapay dünyada, olan bitenleri büyük bir merakla takip eden ve yeni katılımlarla giderek büyüyen ve bir "sürü" haline gelen bir "güruh"un varlığı her ne kadar bir gerçek ise de, bu sürüye dahil olmayı sonuna kadar reddeden önemli bir topluluğun varlığını korumakta olduğu da inkâr edilemez.
"Sürü"ye dahil olmayı reddederek seviyesini korumakta direnen kararlı insanlar için giderek yaşanması zor bir hale gelen bu yapay dünyada, "sufliyet" ile "asalet" arasında derinden derine yaşanan bu çatışma, bakalım nasıl sonuçlanacak diyelim ve konu ile ilgili güncel bir vak'ayı mükemmel bir şekilde tahlil eden aşağıdaki makaleyi okumaya geçelim:
Neşet Ertaş'tan Nihat Doğan'a Nasıl Düştü Bu Ülke?
Devamını gör...
Dünyadaki her bir şeyi ölçüp biçmekte "maddiyat ölçeği"nden başka bir ölçek tanımayan bu "küresel elit", yediği bunca herze yetmiyormuş gibi bir de, kurduğu çadır tiyatrosunda sahneye çıkardığı çengilere bizden "sanatçı" muamelesi yapmamızı bekliyor!..
Seviyesizliğin her türlüsünün yüceltilmeye ve ödüllendirilmeye değer bulunduğu bu yapay dünyada, olan bitenleri büyük bir merakla takip eden ve yeni katılımlarla giderek büyüyen ve bir "sürü" haline gelen bir "güruh"un varlığı her ne kadar bir gerçek ise de, bu sürüye dahil olmayı sonuna kadar reddeden önemli bir topluluğun varlığını korumakta olduğu da inkâr edilemez.
"Sürü"ye dahil olmayı reddederek seviyesini korumakta direnen kararlı insanlar için giderek yaşanması zor bir hale gelen bu yapay dünyada, "sufliyet" ile "asalet" arasında derinden derine yaşanan bu çatışma, bakalım nasıl sonuçlanacak diyelim ve konu ile ilgili güncel bir vak'ayı mükemmel bir şekilde tahlil eden aşağıdaki makaleyi okumaya geçelim:
Neşet Ertaş'tan Nihat Doğan'a Nasıl Düştü Bu Ülke?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Kasım 03, 2011
0 yorum Etiketler: Emperyalist Kültür ve Politikalar, Güncel

Posts Relacionados
10 Ocak 2011 Pazartesi
YENİ NESİL SENSÖRLÜ-ÇİPLİ İLAÇLAR YOLUYLA İNSANLARI KONTROL
Dini imanı, allahı kitabı, "para" olan, menfaati olmadan adım atmayan, fakiri fukarayı, öksüzü yetimi zaten takmayan, takmadığı gibi bunları, soyulacaklar ve yolunacaklar listesinde hep en başa koyan global emperyalist sermaye, çağın teknolojik imkânlarından sonuna kadar faydalanarak kurduğu sömürü düzenini, yeni boyutları ile sürdürmeye devam ediyor.
Bu vurgun sisteminin en gözde sektörlerinden olan "sağlık sektörü", şüphesiz ki, en çok "ağız sulandıran" sektörlerin başında geliyor. İşte, bir taşla "kuş sürüsü" vurmaya alışık bu tröstlerin, çok yakın bir gelecekte; "teknoloji insanlığın hizmetinde" şiarı ile insanlığa "sunacağı/dayatacağı" muhakkak olan ilaç(!) konusundaki yeni konseptleri!
YENİ NESİL SENSÖRLÜ-ÇİPLİ İLAÇLAR YOLUYLA İNSANLARI KONTROL
Devamını gör...
Bu vurgun sisteminin en gözde sektörlerinden olan "sağlık sektörü", şüphesiz ki, en çok "ağız sulandıran" sektörlerin başında geliyor. İşte, bir taşla "kuş sürüsü" vurmaya alışık bu tröstlerin, çok yakın bir gelecekte; "teknoloji insanlığın hizmetinde" şiarı ile insanlığa "sunacağı/dayatacağı" muhakkak olan ilaç(!) konusundaki yeni konseptleri!
YENİ NESİL SENSÖRLÜ-ÇİPLİ İLAÇLAR YOLUYLA İNSANLARI KONTROL
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Ocak 10, 2011
0 yorum Etiketler: Emperyalist Kültür ve Politikalar, Güncel

Posts Relacionados
8 Ekim 2010 Cuma
AKP ile Sabah Siftahı
Bugün, yani 8 Ekim cuma günü...
Televizyon kanallarını gezinirken, NTV'de yayınlanan bir sabah programına rastlıyorum. Programa konuk olan isim Bülent Arınç.
Konu; güncel siyaset. Ve lâf dönüp dolaşıp CHP'nin taze genel başkanı Kılıçdaroğlu'nun, memleketin bunca hayati meselesi içerisinden en öncelikli görerek seçip, yeniden alevlendirdiği "Türban" meselesine geliyor.
Tıpkı, yüzde yüz golle sonuçlanacak bir akın geliştiren bir takımın, son pası yanlışlıkla rakip oyuncuya vererek bütün bir akını heba etmesi gibi, Kılıçdaroğlu'nun, kale önünde kendi ayağına gelmiş topu cömertce rakibine plase etmiş olması, belli ki Arınç'ı ziyadesi ile keyiflendirmiş.
Program sunucusu; "peki ama "kamusal alanda" da örtünme meselesi gündeme gelirse..." dedikçe, o hiddetleniyor ve: "Bırak şimdi kamusal mamusal alanı da üniversiteyi konuşalım. Konumuz bu, önce bunu halledelim..." diyerek lâfı programcının ağzına tıkıveriyor.
Devamını gör...
Televizyon kanallarını gezinirken, NTV'de yayınlanan bir sabah programına rastlıyorum. Programa konuk olan isim Bülent Arınç.
Konu; güncel siyaset. Ve lâf dönüp dolaşıp CHP'nin taze genel başkanı Kılıçdaroğlu'nun, memleketin bunca hayati meselesi içerisinden en öncelikli görerek seçip, yeniden alevlendirdiği "Türban" meselesine geliyor.
Tıpkı, yüzde yüz golle sonuçlanacak bir akın geliştiren bir takımın, son pası yanlışlıkla rakip oyuncuya vererek bütün bir akını heba etmesi gibi, Kılıçdaroğlu'nun, kale önünde kendi ayağına gelmiş topu cömertce rakibine plase etmiş olması, belli ki Arınç'ı ziyadesi ile keyiflendirmiş.
Program sunucusu; "peki ama "kamusal alanda" da örtünme meselesi gündeme gelirse..." dedikçe, o hiddetleniyor ve: "Bırak şimdi kamusal mamusal alanı da üniversiteyi konuşalım. Konumuz bu, önce bunu halledelim..." diyerek lâfı programcının ağzına tıkıveriyor.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Ekim 08, 2010
0 yorum Etiketler: 2. Cumhuriyetçiler, Güncel

Posts Relacionados
1 Temmuz 2010 Perşembe
"Soygun sistemi"nin en gözde mesleği
".... Bankası kredi kartı ödeme güçlüğü çekerken icra işlemine maruz kaldım. Avukatı bulamıyorum. Cep telefonu ile ulaşamıyorum. Çalışan elemanı akşam 19,00'dan sonra büroya gelmemi istiyor. Elden paralar tahsil ettiler. Dosyaya yatırmak için makbuz verdiler. Makbuzlarla tahsilat icra dosyasında ödenmemiş gözüküyor. Faiz sürekli işler görülüyor.
Ankara Anafartalar şubesinden aldığım kredi kartı borcunu icradaki dosyası kapattığımı sandığım halde icra memuru avukatı arıyor gel kapat diyor kapatmıyorlar. Baroya şikayet etmek istedim. 100 TL. müracaat bedeli yatırmamı istiyor.
Doğrudan muhataplık için ..... Bankası internetinden şikayet dilekçesi de verdim. Arayan soran olmadı. Banka yetkilisini icra dosyasında olması nedeniyle bulamıyorum. Bankanın yüksek faiz almasının dışında ayrıca avukatlar da mağdur etmekte kartzedeleri. Tüketici hakem heyetine götürmeyi düşünüyorum.
Ayrıca bankayı, Bankalar Birliğine de şikayet etmek istiyorum. Bankanın araması için 1 hafta bekleyeceğim. Banka ile anlaşmanın yolunu bir türlü bulamadım."
Çok tanıdık bir hikaye değil mi? Hem de her gün binlercemizin yaşayıp durduğu ve artık birilerinin kanıksamamızı sabırla, inatla ve hatta öfkeyle beklediği bir hikaye! "Kuralları ben koyarım, çünkü borç isteyen sensin!" Tuzu kurulardan anında cevap: "Almasaydın, kullanmasaydın, zorla mı verdiler sana?". Yani; "Söylemeyim, söylemeyim diyodum, işte beni söylettin sonunda..." tarzında, karşısındakine derhal baş eğdirecek ve kendisine kazandığı zaferin bütün hazzını yaşattıracak bir cümle: "Almasaydın!"
Devamını gör...
Ankara Anafartalar şubesinden aldığım kredi kartı borcunu icradaki dosyası kapattığımı sandığım halde icra memuru avukatı arıyor gel kapat diyor kapatmıyorlar. Baroya şikayet etmek istedim. 100 TL. müracaat bedeli yatırmamı istiyor.
Doğrudan muhataplık için ..... Bankası internetinden şikayet dilekçesi de verdim. Arayan soran olmadı. Banka yetkilisini icra dosyasında olması nedeniyle bulamıyorum. Bankanın yüksek faiz almasının dışında ayrıca avukatlar da mağdur etmekte kartzedeleri. Tüketici hakem heyetine götürmeyi düşünüyorum.
Ayrıca bankayı, Bankalar Birliğine de şikayet etmek istiyorum. Bankanın araması için 1 hafta bekleyeceğim. Banka ile anlaşmanın yolunu bir türlü bulamadım."
Çok tanıdık bir hikaye değil mi? Hem de her gün binlercemizin yaşayıp durduğu ve artık birilerinin kanıksamamızı sabırla, inatla ve hatta öfkeyle beklediği bir hikaye! "Kuralları ben koyarım, çünkü borç isteyen sensin!" Tuzu kurulardan anında cevap: "Almasaydın, kullanmasaydın, zorla mı verdiler sana?". Yani; "Söylemeyim, söylemeyim diyodum, işte beni söylettin sonunda..." tarzında, karşısındakine derhal baş eğdirecek ve kendisine kazandığı zaferin bütün hazzını yaşattıracak bir cümle: "Almasaydın!"
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Temmuz 01, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist Kültür ve Politikalar, Güncel

Posts Relacionados
10 Nisan 2010 Cumartesi
Gazilerin açlıktan öldüğü kahramanların intihar ettiği ülke!
Haber şu:
Barakada yaşıyordu. Muğla'nın Milas İlçesi'nde oturan Kore gazisi Muharrem Topçu (80), terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri bölümünde ölü bulundu. Kimsesiz Kore gazisinin üç gün önce yaşamını yitirdiği anlaşıldı. Bir deri bir kemik kalan gazinin, açlıktan, takatsiz kaldığı için ölmüş olabileceği belirtildi. Milas- Bodrum Karayolu'nun 3. kilometresindeki terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri kısmında yaşamını sürdüren Kore gazisi Muharrem Topçu, günlerdir maaşını almaya gitmeyince arkadaşları eve giderek buldu
7.11.2009 / HÜRRİYET GZT.
Bir önceki yazımızda değindiğimiz konuyla ilgili, çoktan unuttuğumuz bir haberi yeniden hatırlatmak adeta farz oldu.
Bırakın müslüman olmayı,
insanlıktan birazcık nasibi olanın bile içinin kaldıramayacağı bir haberdir bu!
Hemen yanıbaşımızda yaşayan ama kimseye yalvarıp el açmadığı, dilenmediği için kimse tarafından umursanmayan, göz göre göre, çaresizce ölüme giderken bir Allahın kulunun dahi haberi olmadan, aylarca, günlerce açlıktan kıvrana kıvrana bir ölüm!
Bir kapısını çalan, bir hatırını soran dahi olmadan, kimsiz, kimsesiz...
Ne garip değilmi?
Tıpkı Yunus'un dediği gibi:
"Bir garip öldü diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Böyle garip bencileyin..."
Devamını gör...
















