Emperyalist bir argüman olarak Kürtçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emperyalist bir argüman olarak Kürtçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2017 Salı

Sihirbazın eline değil, perdenin arkasına odaklanın

Bu hatayı ülkedeki SOL siyasete hep yaptırıyorlar!

Ülkeyi "Kürtçülük siyaseti" ile kaosa sokmayı amaç edinenler, sanki bütün "Güneydoğu'halkı "Kürtçü" siyasetten başkasına destek vermez" gibi bir varsayımından hareketle, bu illegal siyaseti CHP'nin başını çektiği SOL'a yamamaya çalışıyorlar!

Böyle olunca da, "Atatürk'e bağlı sol", ya da Atatürkçü bir sol siyasete karşı durmayacak önemli bir muhafazakâr kitle, işte bu yüzden CHP'den uzak duruyor!

Şimdi CHP'ye düşen iş, bunun hesabını yapmaktır: Oy almadan madem olmuyor ise, hangi kesimin oyuna talip olmak daha akıllıca?..

İşte, bu anlamda aşağıda paylaşacağım twitler, benim de prensip olarak yerinde ve doğru bulduğum "ADALET YÜRÜYÜŞÜ"nün altyapısı ve ne yöne evrilebileceği ile ilgili önemli tespitler içermektedir.

Devamını gör...

25 Ekim 2014 Cumartesi

"ABD istihbarat belgelerinde Kürtler"



ABD merkezli, "siyonist+kapitalist/emperyalist ittifak"ın birlikte geliştirdiği, "İslamcı" ve "Kürtçü"lerin de taşeronluğunu üstlendiği Büyük Ortadoğu Projesi, şimdiye kadar herhangi bir büyük yol kazasına uğramadan bugünlere kadar geldi. Deyim yerinde ise, satranç tahtasında karşı tarafın piyonları ele geçirildi ve bunların kendi şah ve vezirlerine karşı kullanılması sağlanarak, nerede ise zayiatsız bir zaferle "şah" çekilmesine ramak kalındı!

Evet, zaman, surları delik deşik edilmiş o "kale"yi şimdi bütünü ile ele geçirmek zamanı!

Bunun için de şimdi yine iş, öteden beri Türkiye'nin yumuşak karnı olan ve-mermere sürekli damlatılan su misali-Türkiye Cumhuriyetinin birlik ve bütünlüğü üzerine ısrarla damlatılan "Kürt Sorunu"nun aktörlerine düşüyor.

Peki ama "büyük balığı" yakalamak için oltanın ucuna takılmış olan bu "zoka" gerçekten işe yarayacak mı?

Devamını gör...

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Barış varsa niye bu çocukları götürüyorlar?


"Bizim çocuklarımızı gasp etmişler. 15 yaşındaki çocuğun yaşı hata çağıdır. Her an hata yapabilirler. Onun ne iradesi olabilir ki anne ve babasının velayeti altındadır. Askerlik çağı 20 yaştır. Onu alıp asker gibi alıyorlar. Çocuğa gaz veriyorlar, sen bunu yaparsın, şunu yaparsın diye çocuk hemen bir de dağları göreyim diye. Bu hiç etik değil, sen ha çocuğumu alıp gasp ettin, ha öldürdün. Ben çocuğumu onlardan istiyorum. Benim çocuğum yoksa bana hayat yok, bana hayat yoksa çevremde kimseye hayat yok. Benim çocuğum gelmezse benim ne yapabileceğimi ben bile tahmin edemiyorum. Beni gelip burada öldürsünler. Kapım demir kapı bile değil tahtadır. Ben burada doğdum büyüdüm, benim memleketim burası kimse benim çocuğumu gasp edemez. Ben çocuğumu bazı insanlarla avanta parayla büyütmemişim, çocuğumu inek sağarak inek pisliği temizleyerek, hamallık yaparak büyüttüm. Ben çocuğumu kimseye vermem. Benim çocuğumu göndersinler, onlar da biraz insanlık varsa çocuğumu yollasınlar. Buradan sayın Cumhurbaşkanımızdan, Başbakanımıza kim yetkiliyse çocuğumu istiyorum. Ben kimsenin tarafı değilim ben bir işçiyim, vatandaşım çocuğumu istiyorum"

Yukarıdaki sözler, diğer bir çokları gibi çocuğunu eli kanlı terör örgütüne kaptıran bu ülkenin vatandaşı bir “Kürt” babaya ait. Yüreği yanık anne ise: "Yani diyorlar barış var. Barış varsa niye çocukları götürüyorlar?" diye haklı olarak sormakta.

Devamını gör...

23 Kasım 2013 Cumartesi

"EN PAHALI SAVAŞ, KAYBEDİLENDİR"


Tartışmaya dahi gerek yok ki, "Kürtçülük hareketleri", geçmişte Ermeniler üzerinden başlatılan ama akim kalan Türkiye'nin jeopolitik konumunu kırma planlarının daima en müsait unsuru oldular.

Onların taleplerine, önce "analar ağlamasın" sloganı üzerinden haklılık kazandırmaya çalışan hükumet çevreleri, şimdi de "ne istiyorlarsa verelim gitsin!" gibi bir kararı kafalarımıza yerleştirmek için önümüze gayet bilimsel(!) bir "kâr/zarar tablosu" koymaya kalkıyorlar! Bu "görev"i üstlenenlerden biri de AKP Genel Başkan yardımcılarından "Prof" Numan Kurtulmuş.

Bugünkü yazısında Kurtulmuş'un özüm Süreci”nin iktisaden ne kadar gerekli olduğu" tezini ele alan Hürriyet Gazetesi yazarı Ege Cansen, bu yazısıyla Kurtulmuş'a ve onun zihindaşlarına adeta ders verir bir surette cevap vermiş:

"...Kurtulmuş, “Çözüm Süreci”nin iktisaden ne kadar gerekli olduğunu kanıtlamak için bir “fırsat maliyeti” hesabı yapmış. Profesör Kurtulmuş bu hesabında “terör”ün Türkiye’nin milli gelir artış hızını (büyümeyi) yavaşlattığı kabulünden hareket ediyor. Eğer terör olmasaydı, son 28 yıl içinde Türkiye’nin milli geliri, her yıl en azından % 0,25 ve hatta % 0,5 daha hızlı artardı diyor. Bu iki varsayıma göre de “kaybedilen” milli gelir rakamını buluyor. Sonuçta bu kaçan fırsatın % 0,5 düşük büyüme şıkkında kabaca 2,4 trilyon lira olduğunu söylüyor. Ondan sonra da maliyeti halkın gözünde iyi canlandırabilmesi için, “her aileye bir ev bir araba” alınabilirdi diyerek eski Başbakan Prof. Çiller’in “iki anahtar” sloganına nazire yapıyor.

Devamını gör...

29 Mart 2013 Cuma

Vatandaş gözüyle "Açılım" ve "Barış Süreci"



Herhangi bir siyasi parti ya da iktidar alacağı kararlarda ya da uygulamaya koyacağı icraatlarda herhangi bir tereddüt yaşıyorsa, bu tereddüdü gidermenin en aklî yolu kamuoyu yoklamaları yaptırmak ve o konu hakkında halkın ne düşündüğünü öğrenmektir. Namuslu bir demokraside, bir iktidarın "halk için halkla beraber" hareket etmesi bir şiar ise, bunun böyle olması gerekir.

Fakat dünyayı küresel bir hegemonyanın pençesi altında tutmak isteyenler böyle düşünmüyorlar. Onlara göre demokrasi, dünya halklarının kendi dayattıklarına rıza göstermesinden ibaret.

Şeklen "şeçilmiş" ama aslen "atanmış" olan iktidarlar vasıtası ile yeryüzünün her köşesinde kendi egemenliğini kurmak ve sürdürmek niyetinde olan bu küresel hegemonik güç, insanların ne düşündüğünü ne kadar önemsemese ve kiraladığı propagandistler vasıtası ile zehiri bal göstermeye ne kadar çalışsa da, neticede hepsi bir yere kadardır.    

Devamını gör...

22 Mart 2013 Cuma

Türkiye’ye gerçekten barış mı geliyor



Altı boş bir "Halkların Kardeşliği" sloganı ile her sorunu çözebileceklerine iman eden kimi romantik sosyalistler, bugün bu düşüncemizi doğrularcasına; uluslarası sermayenin ve onun değnekçiliğini yapan, işine geldiğinde İslamcı, işine geldiğinde Atatürkçü olan TÜSİAD'çı zihniyetin adına "Barış" diyerek orta yere kurduğu fare kapanına hevesle atlıyorlar ve mesela Pelin Batu gibiler, Öcalan denilen tetikçinin sözlerini adeta göklerden gelen bir vahiy gibi, gözyaşları içinde huşu ile dinlediklerini ve adeta tarihe; "Ey tarih, bu yüksek hissiyatı kaydet!.." dercesine, bu tarihi barış(!) kararının içlerinde yarattığı o sözde coşkuyu, nemli gözlerle orada burada anlatıp duruyorlar! 
Böylesine kirli bir ortamda, özenle tezgaha konmuş bu algısal çarpıtmaları usta bir demirci gibi örsüne koyup sabırla bir bir düzelten genç düşünür Eren Erdem'in önemli bulduğumuz aşağıdaki makalesi, hasbel kader de olsa bu mekana yolu düşmüş tek bir okuyucun dahi merakını çeker de, biz de böylece faydalı bir iş yapmış oluruz diye düşündük ve buraya kaydettik.... 

Devamını gör...

19 Mart 2013 Salı

Ortadoğu'ya böyle mi düzen vereceksin?

Türkiye'yi Ortadoğu'ya düzen veren bir ülke haline getirdikleri iddiasında bulunanların eli kanlı bir narko-terör örgütünün elinde iki yıldır rehin bulunan "kamu görevlileri"ni geri almak için İmralı'da yatan bir caninin arabuluculuğuna başvurmaktan başka bir yol bulamamaları, binlerce yıllık bir devlet geleneğine sahip bir millet için utanç verici bir vesika olarak tarih kayıtlarına geçmiştir.

Sadece bu kadarla kalsa yine iyi! Bu hükümetin başbakan yardımcısı Beşir Atalay'ın PKK ile pazarlık yapmadıklarını, rehinelerin serbest bırakılmasının PKK'nın bir "jest"i olduğunu söylemesi de, bir devletin devlet olmaktan çıktığının bizzat en yetkili ağızdan itirafıdır.

Yalnız, mesele bununla da bitmiyor.

Bu gibi konuları, bilgi, dikkat ve hassasiyetle takip edip değerlendiren değerli bilim adamı Prof. Dr. Ümit Özdağ, bir tv programında, bizdeki kimi allamelerin "insani bir jest(!)" gibi göstermeye çalıştıkları bu hadisenin arka planına gizlenmiş bir başka önemli noktaya da dikkat çekiyor ve:

Devamını gör...

15 Mart 2013 Cuma

Mesela dedik!..


Devamını gör...

26 Eylül 2012 Çarşamba

Korkmayacakmışız, "bir başka resmi dil ile ülke bölünmez"miş!..


Bugün OdaTv'nin bir yazarı "Eğer bu akan kan duracaksa kırk parçaya bölünsün bu coğrafya!.." buyurmuş! Gerekçe olarak da; "Kapitalizmin, açık pazar yapmaya karar verdiği coğrafyalarda uyguladığı ve ne yazık ki hep başarıya ulaştığı "AYRIŞTIR! VURUŞTUR! MALI GÖTÜR!" politikasına çanak tutan ve bu ayrışmalardan şahsi çıkar sağlayan, ırkçı, mezhepçi, cemaatçi önderlerin çokluğu!" demiş.

Ona "başüstüne!.." demeden önce kendisine şunu soralım: İki dilli bir devlet olunca mesela kan duracak ve her şey durulacak mı?!... Hem bütün bunların bir kapitalist oyunu olduğunu söyleyeceksin, hem de onların taleplerini yerine getirerek ve hâttâ "yeter ki bu kan dursun" ucuz romantizmi içinde  "kırk parçaya ayrılmaya" dahi razı olarak güya onların bu oyununu bozmuş olacaksın! 

Bakın ben burada bu vesile ile başka bir şey diyeceğim.  Daha önce de yazmıştık, bütün bu sakat düşüncelerin temelinde şu var: Sosyalizm evrenseldir ve muhatabı bütün insanlıktır. Musevilik hariç, diğer büyük dinler de evrenseldir ve onların da muhatabı aynı şekilde bütün insanlıktır. Fakat devletler kendi politikalarını kendi jeopolitik konumlarına göre belirlemedikçe onun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamazlar! İşte Atatürk'ü farklı kılan şey evrensel düşünce ile yerel zorunluluklar arasındaki çizgiyi iyi belirleyebilmesidir. Bu inceliği anlayamazsanız işte böyle savunduğunuz ideolojinin elinde oyuncak olur ve karşı durduğunuzu zannettiğiniz emperyalizmin ekmeğine akılsızca yağ sürer durursunuz!..

Devamını gör...

21 Aralık 2011 Çarşamba

Kürdistan, Kürdistan über alles!..

Yıllar yılı, kendi geçim derdiyle hemhâl, külfeti kendi sırtına vurulduğu halde, bunca vurguna, bunca soyguna ses çıkarmadan katlanan bu ülkenin sıradan vatandaşları, yüzlerce yıldır "devlet" saygısı sebebi ile, devletin ne kadar maddi ve manevi yükü varsa hep sırtlarına vurulmuşken dahi, yine de seslerini yükseltmeden sabırla beklediler. 
Bu emeklerine karşılık bekledikleri ise, sadece ve sadece "huzur" ve "güven" içerisinde yaşayabilmekten ibaretti. 
 Hiç bir zaman bencil olmadılar. Bir fukara gördükleri zaman kendi fukaralıklarını unuttular. "Yok" demeyi ayıp saydılar, gâvur müslüman demediler, Ermeni, Rum demediler, ekmeklerini bölüştüler, yeri geldi canlarını su ettiler ama insanlıklarından, adamlıklarından bir an bile vazgeçmediler. Yine de, "aklı ermez", "Etrak-ı bîidrak" (idraksiz Türkler) denilerek aşağılanmaktan kurtulamadılar!.. 


Herkes "ben" demeyi kendine hak sayarken, onlar ne zaman "ben" demeye kalksalar binbir yaygara birden koparıldı!. Ne "ırkçılıkları" kaldı, ne "soykırımcılıkları"... Çünkü onlar, ayrı bir "ırk"a mensup olmaktan çok, ayrı bir "insanlık alemine" ait gibiydiler. Batı'nın hiç alışık olmadığı bir "insanlık" alemine! İşte bu yüzden de Batı'nın "burnunun dibinden" uzaklaştırılmalı, yok edilmeliydiler! Eğer yok edilemiyorlarsa, çok ama çok uzaklara sürülmeliydiler. Bunun için de ellerinden gelen ne varsa yaptılar, yapıyorlar!


Tam, sonunda "bitirdik" diye sevinirlerken, yüzlerce yıldır kayıp olan o mavi gözlü "bozkurt" yeniden ortaya çıktı, geldi ve yine milletini düştüğü o ölüm çukurundan yine çekip çıkardı. Yine sevinçleri kursaklarında kaldı. Ama vazgeçmiyorlar, vazgeçmeyecekler! Bu defa da "içten" vurmayı seçtiler! Hem de bu milletin hiç bir zaman ayrılık gayrılık gütmediği, "kardeş" bildikleri içinden "seçtikleri" "kimileri" eliyle! 

Devamını gör...

9 Kasım 2011 Çarşamba

Cehalet ve Zulmün Kıskacında Kürt Meselesi

Adnan Menderes Kaya 
Haber Akademi  
4 Kasım 2011


19. yüzyıl başlarından günümüze kadar devam eden Kürt meselesi, Kerkük konusuyla birlikte yeni bir şekil almaya başladı. Bir Kürt isyanı neticesinde terk etmeye mecbur kaldığımız Kerkük-Musul bölgesinin Irak’a ait olduğunu 1926 Ankara Antlaşmasıyla onayladık.


Bu durumda Misak-ı Milli sınırları içinde olduğu için zaten Türk Devleti’nin bir parçası olan Kerkük-Musul, eğer Irak parçalanırsa Türk Devleti’ne ilhak edilmelidir.


Ülkemizde de Türk Devleti’ni bölmeyi, Türk Milleti’ni bir iç savaşa sürüklemeyi hedefleyen Kürtçülük faaliyetleri bilindiği gibi 1980’li yılların başlarından itibaren gerekli ve yeterli tedbirler alınmaması sebebiyle azgınlaşmış ve mevcut durumda neredeyse terörist başının affedilme ihtimaline kadar uzanmıştır.

Devamını gör...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Amerikan kılavuzluğunda PKK ile mücadele!..

Son olmasını can-ı gönülden dilediğimiz ve fakat bu gidişle bunun "son" olamayacağını içimiz kan ağlayarak gördüğümüz PKK terörü, bir gün arayla 32 vatan evladının daha canına kıydı. Bu yazının yazıldığı gün, ne yazık ki, 3 şehadet haberi daha geldi.


Söylemeye ne kadar gerek var, bilemiyorum, rutin olduğu üzere, televizyon ekranlarından derhal; "savaş uçaklarımız Kandil'i bombalıyor!.." haberleri geçmeye başladı!.. Şehit sayısının yüksekliği, "güzel şeyler olacak" diyen cumhurbaşkanını bile ürkütmüş olmalı ki, durumun vehameti, kendisine "intikam" sözcüğünden başka bir söz sarfetme imkânı bırakmadı. Daha bir kaç gün önce, askere "moral" vermek için "gizlice" ziyaret ettiği (fakat ne hikmetse ziyaretten sonra poz poz resimleri basına dağıtılan bu ziyaretten sonra) birliğimiz 8 koldan PKK saldırısına maruz kaldı!..


Bu defa rutinin dışına çıkıldı ve "Kandil'e Hava Harekâtı"na ek olarak, "başkomutan sıfatı ile harita üzerinde, harekâta dair subaylardan brifing alan cumhurbaşkanı resimleri eşliğinde" sınır ötesi harekât başlatıldığı haberleri verilmeye başlandı. Ardından da, "flaş haber" olarak Amerika ile "nokta istihbarat" konusunda anlaşmaya varıldığı haberleri geldi. Lâkin, çok geçmeden "sınır ötesine" bir harekât yapıl(a)madığı bizzat Genel Kurmay tarafından duyuruldu!.. Arkasından da; "aralarında üst düzeyden olanlar da dahil 40 küsür teröristin etkisiz hale getirildiği" ilan edildi ve böylece millet üzerinde büyük bir infial yaratan bu son hadisenin şoku nispeten hafifletilmiş oldu.


Buraya kadar, bunlar hepimizin bildiği, kamuoyu önünde cereyan eden şeyler. 


Fakat bir de bu işin bir arka yüzü var ki, tam anlamı ile içler acısı!..  

Devamını gör...

18 Eylül 2011 Pazar

Maksat "Kürtçülük" olsun!..

Türkiye'de "aydın" olmak, "namuslu" olmak anlamına gelmiyor.


Önemli olan, "insan hakları" denince akıllarına Türklerden başka herkes gelen, "hayvan hakları" dahil, her türlü hakka saygılı olduklarını göstermek için büyük gürültüler koparmaktan sakınmayan "Türkiye'nin bu aydınları(!)", nedense; bırakın "Türk"ün adını ağızlarına almayı, "kimliğinden vazgeçmedikçe" onun varlığına dahi tahammül edemediklerini her fırsatta ortaya koymayı mutlak bir "gereklilik" olarak görüyorlar!..


Bir kaç istisna hariç olmak üzere, içlerinde bir çoğu "marksist/leninist vb." (ve aynı zamanda da kemalist(!)) olan ve dillerinden düşürmedikleri "halkların kardeşliği" sloganı ile, bu ülkenin "kaynaşmış" insanlarını ayrı ayrı tarif etmeyi bir marifet sayarak emperyalizmin ekmeğine yağ süren bu saftirikler, yıllardır sürdürdükleri bu aymazlıklarının ülkeyi ne hale getirdiğine dahi aldırmadan, aynı aymazlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. "Ezilenlerin yanında olmak", onların lügatinde, "ezen Türk"ün karşısında olmakla aynı anlama geliyor. Bunun binlerce örneğinden biri, daha doğrusu en sonuncusu "Emrah Gezer davası"...

27 Aralık 2009'da vuku bulan olayla ilgili "Kürtçe şarkı tartışmasından cinayete.." başlığı ile verilen haber şöyle:


"Ankara'da Çankaya ilçesinde Emrah Gezer adlı genç, arkadaşının doğum gününü kutlamak amacıyla eğlendiği bir barda, Kürtçe şarkı söylediği için tartıştığı Özel Harekat polisi tarafından 3 kurşun ile öldürüldü. Olayın görgü tanıkları, polis memurunun Gezer"i hedef seçerek ateş ettiğini iddia etti. Olay, polis tutanaklarına da “Kürtçe şarkı yüzünden çıkan olay” şeklinde geçti. Diyarbakır"ın Silvan ilçesi nüfusuna kayıtlı 29 yaşındaki Emrah Gezer, 1994 yılından beri yaşadığı Ankara"da söylediği Kürtçe şarkı nedeniyle öldürüldü. İddialara göre olay şöyle gelişti: Emrah Gezer, 27 Aralık"ta Ankara"nın Çankaya ilçesine bağlı Kavaklıdere semtinde bulunan bir barda arkadaşının doğum günü partisine katıldı. Geç saatlere kadar burada eğlenen Gezer, canlı müziğin sona ermesinden sonra arkadaşlarına Kürtçe şarkı söyledi. 

Devamını gör...

14 Eylül 2011 Çarşamba

"Bu iş federasyonla hâllolur" mu?

Akşam gazetesinde yazan Gürkan Hacır, geçen günkü köşe yazısında yakınlarda vefat eden Mihri Belli ile vefatından kısa bir süre önce yaptığı bir röportajdan bahsediyor ve bu röportaj sırasında "Kürt meselesi"ne de değindiklerini ve Belli'nin; "bu iş federasyonla hallolur ve bölünme filan da olmaz" dediğini söylüyor. 


Bunu söylerken de bunun "aklıselim"in bir gereği olarak böyle olacağını (ya da olması gerektiğini) vurguluyor.

Biz de diyoruz ki; peki; "aklıselim" bir şekilde düşünelim ve şu "federasyon" işine bir bakalım. "Federasyon" bu işi çözebilir mi, çözemez mi, bir bakıp görelim ve bu işe de, daha önce altını çizdiğimiz "Anadolu coğrafyası"nın konumunu ele alarak başlayalım. 

Bugün, sadece coğrafi konum itibarı ile bile Anadolu yarımadası, üzerinde "Türk mevcudiyeti" bulunduğu sürece, ikinci bir  "milleti" taşıyacak bir mahiyette değildir. 


Özellikle bölgenin "doğusu"nda, -"özerklik" adı altında dahi olsa- ayrı bir "statü" verilmiş bir bölgenin varlığı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için kısa zaman içinde "zayıf karın" haline gelecektir..

Devamını gör...

7 Nisan 2010 Çarşamba

Ekmeğimizi paylaşırız ama egemenliğimizi asla!

Mustafa Kemal'e kadar zorlama bir cemaat anlayışı içinde ne kadar külfet varsa sırtlarına yüklenen ama buna rağmen horlanmaktan ve soyulmaktan bir türlü kurtulamayan Türkler, Cumhuriyet İdaresi ile birlikte kendilerine adam gibi yaşayabilecekleri bir vaha kurma şansını yakalayabildiler. Ne var ki, kendilerine bir kez daha yol göstermek için ortaya çıkan bu son bozkurt'un işaret ettiği yolda onunla beraber gayet güzel yürürken, onun yokluğu ile beraber bu kutlu yürüyüşün yönü ne yazık ki değişti. Bugün gelinen noktada, kendileri için nefes alabilecekleri bir alan olan bu vahada nefes almaları artık giderek zorlaşmakta...Atalarının yaşadıklarından ders çıkarmak konusunda çok da başarılı olamayan Türkler, her defasında büyük bedeller ödeyerek tekrar tekrar ölüm-kalım savaşları vermek zorunda kalıyorlar. Şimdi bu noktada duralım ve bu kutlu yürüyüşün rotasını çizenlerden biri olan Türk fikir adamı merhum Ziya Gökalp'in işaret ettiği noktaya doğru bir bakalım:

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”…

Devamını gör...

20 Ağustos 2009 Perşembe

BEDELİ NE OLURSA OLSUN!!!, ÖYLE Mİ?
















BEDELİ VATAN OLSA DA MI?


Nesillerdir kemiklerine, iliklerine kadar işlemiş "Türk Düşmanlığı" ile içlerinin kavrulduğunu tarihin tescil ettiği damgalı sapkınlar, Mustafa Kemal'le kemale erdirilen bu milleti bütün köklerinden koparıp, parça parça köpeklerin önüne atmak zamanının nihayet(!) geldiğini düşünerek sevinç gözyaşları döküyorlar. 


Gözlerini karartan kinleri, ellerini ayaklarına dolaştırıyor, ellerine verilen talimatların bile sırasını şaşırıyorlar, sonra söyleyeceklerini önce söylüyorlar! Önce "Kürt Açılımı" diyorlar, sonra kıvırıyor, "Demokratik Açılım(!)" diyorlar.


ART TV'ye bağlanan Ozan Arif, şöyle feryat ediyordu:


"Bedeli vatan olan şeyin adı nasıl demokrasi olabilir?!"


Evet, nicedir her türlü zehirden ve pislikten imal ettikleri bu iğrenç nevaleleri janjanlı ambalajlara sararak bu millete yutturuyorlar! Ancak öyle görünüyor ki, milletin midesi artık bu iğrençlikleri kaldırmaz oldu, bilmeden yutanlar da şükür ki, tekrar kusmaya başlıyor!


Bu arada, bundan daha "elim ve vahim" olmak üzere, milletin başına bu çoraplar örülürken, örenlere destek vererek, demokrasi adına uysallık gösterileri yapanlar şimdi televizyonlara çıkıp avurtlarını şişire, ne dedikleri bile doğru düzgün anlaşılmaz bir halde naralar atıyorlar! Geçti beyim geçti!..Siz o hikayeleri yiyecek birilerini bulabilirseniz onlara anlatın! Attığınız iplere de kirlettiğiniz çamaşırlarınızı yıkayıp serin!


Her noktasına şehitlerinin adı çivi gibi çakılmış, her karışı şehit kanları ile sulanarak Türk milleti adına tescillenmiş bu vatana bu millet ne kimseyi ortak eder, ne de uyduruk demokrasi safsatalarıyla elinden kaptırır! Anladınız mı! 


Haydi öyleyse, haydi başka kapıya!







...

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.