Bilim-Teknik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim-Teknik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2019 Perşembe

"Soğuk Savaş" döneminin efsane uçağı SR 71 ve onun kısa hikayesi

II.Dünya savaşı sonrasında dünya siyasal olarak iki gruba bölünmüş ve Sovyetler Birliği, işgal ettiği Doğu Avrupa devletleri ile beraber bir komünist blok (NATO’cular onlardan “Demirperde Ülkeleri” diye bahsederlerdi) olarak VARŞOVA PAKTI’nı kurarken, ABD öncülüğündeki Batı Avrupa devletleri de NATO’yu kurmuşlardı.

İşte bundan sonrasında, bu iki grup arasında başlayan çekişme, bu dönemin “Soğuk Savaş” olarak adlandırılmasına sebep oldu. Casusluk faaliyetlerinin alabildiğine arttığı bu döneme damgasını vurmuş olaylardan biri de “Casus Uçaklar”dı. 1950’lili yıllarda Sovyet semalarında düşürülen Lockheed U-2 casus uçağı iki blok arasında önemli bir gerginlik yaratsa da ABD, yeni ve daha “marifetli” bir uçağı devreye sokmakta gecikmedi.

Neredeyse tüm zamanların efsane uçağı olarak tanımlanmayı hakeden bu uçak “SR-71 BLACKBIRD” olarak adlandırıldı. Ses hızının 3 katına (Mach 3) ulaşabilen, saatte 3850 Km. hız yapabilen ve 90.000 Ft. Yani 29.000 m. İrtifaya çıkabilen ve yaklaşık 33 m. uzunlukta ve 17 m. Kanat genişliğindeki bu uçak, gerçekten de havacılık tarihinde uç noktalara ulaşabilme başarısı göstermiş bir makineydi. Onu ne radarlar yakalayabiliyor, ne de (yakalasa bile) ona sürat ve irtifa olarak yetişerek onu düşürebilecek bir mevcut füze sistemi bulunuyordu.

Devamını gör...

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Ağır çekim ışık hızı

Işık, yapılan ölçümlere göre vakum ortamda saniyede 299.792.458 m. yol almaktadır. Bu hız, cam, su gibi maddelerin içinden geçerken bir miktar azalmaktadır. FPS (Frame Per Second) adı verilen hızlı çekim kameraları sayesinde bir çok fiziksel olay aydınlığa kavuşturulabilmektedir. İşte aşağıdaki görüntü de saniyede trilyon kare film çeken bir FPS kamerası ile çekilmiş ve ışığın su dolu bir PET şişe içindeki yolculuğunu ağır-çekim izlemek mümkün olmuştur.

 

Devamını gör...

17 Ekim 2012 Çarşamba

"Darwin'in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı"

Evrim Teorisi konusundaki tartışmalar aralıksız devam ediyor. Bu tartışmaların bilimsel argümanlar üzerinden yapılmasının insanlık adına yararlı sonuçlar doğuracağına ise şüphe yok. Pennsylvanya'da bulunan Lehigh Üniversitesi'nde biyokimya profosörü olan Michael Behe, "Akıllı Tasarım Teorisi" (Intelligent Design) ile Darwinci bilimadamlarının kafalarını bir hayli karıştırmış durumda. Onun görüşlerini içeren aşağıdaki makalenin bu konuya meraklı okuyucular için de ilginç olabileceğini düşünüyoruz.  



AKILLI TASARIM (INTELLIGENT DESIGN) TEORİSİ 

ABD deki devlet okullarında Darwin in evrim teorisine alternatif olarak okutulması tartışılan Akıllı Tasarım, son 15 yıldır giderek güçlenen ve büyüyen bir teori.

Gücünü de, Darwinizm in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor. Aslında bu konudaki tartışmanın başlangıcı 150 yıl öncesine uzanıyor. Darwin in 1859 da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabından bu yana, biyolojideki temel kuram, canlıların doğal seleksiyonun ürünü olduklarını öngören evrim kuramı oldu. 20. yüzyılda Darwinizm e genetik ışığında getirilen yeni yorum, doğal seleksiyona bir de mutasyon mekanizmasını ekledi.

Ancak bu iki mekanizmanın, yani doğal seleksiyo ve mutasyonun, canlılığın tek kaynağı olduğu yönündeki geleneksel anlayış, son yıllarda önemli eleştiriler alıyor. Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde "tasarlayıcı bir aklın" olduğunu savunuyorlar. Bu anlayış son yıllarda yeni bir teoriyi de beraberinde getirdi: "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) teorisi. Time dergisinin 12 Ağustos 2005 sayısının da kapak konusunu oluşturan teori, halen ABD de ateşli bir tartışmanın odak noktası.

Devamını gör...

12 Haziran 2012 Salı

Pi Sayısı Nedir?

Hiç şüphesiz ki, bu "pi sayısı" denen tanımlama, dünyanın en çok insan tarafından (en azından) duyulmuş tanımlamalarından biridir. 


Ezberci eğitim sistemimiz ise Pi sayısı şöyle tanımlar: Bir dairenin çevresinin çapına bölünmesi ile elde edilen ve sonucu daima 3,14...... olan bir sabit değer. 


Onun bu tanımlamasına karşılık, bu tanımlamayı görsel olarak anlatan aşağıdaki grafik resim ve bu resim üzerinde hazırlanmış hareketli ikinci bir resim (GIF resmi), Pi sayısının aslında tam olarak ne olduğunu bizlere açıkça gösteriyor. Yaşınız ve eğitiminiz ne olursa olsun, zannederim hepinizin ilgisini çekecektir.  






Devamını gör...

25 Nisan 2012 Çarşamba

Sonsuzlukla Kurulan Göbek Bağı:"Karındaki İkinci Beyin"


"İnsan aklının, bilim tarihinin geçmişinde olmadığı kadar hızlı keşif ve buluşlara imza attığı 21. yüzyılın bu ilk yılları, gerçekten şaşırtıcı gelişmelere sahne oluyor ve bu gelişmeler, bugüne kadar doğruluğuna kesin olarak iman ettiğimiz kimi fikirleri yeniden ele almamızı zorunlu kılıyor. 


Hepsi bir yana; bir taraftan gözünü uzayın sonsuzluğuna diken insanoğlu, diğer taraftan bizatihi kendisinin sonsuz derinlikleri dolduracak bilimsel bir hazine olduğunun farkına varıyor. Böylece, bugüne kadar metafizik boyuta ait olduğu varsayılan kimi gerçekleri hisseden fakat izah edemeyen insanoğlu, bu yeni keşifler sonucunda yeni bir bilim zemininde yürümeye hazırlanıyor. Aşağıdaki makale de, işte bu dediklerimizin ne anlama geldiğini daha açık ve daha somut bir şekilde ortaya koyuyor." (A. H. Sezgin)

Nöro-bilimcilerin ifadesine göre, karındaki ikinci beyin; hücre yapısı, etken maddeleri ve reseptörleri sayesinde kafadaki beynin bir ikizi olacak kadar beynin aynısıdır. İkinci beyin; düşünüyor, hissediyor, hatırlıyor ve karar veriyor. Özellikle korku, sevinç ve üzüntü gibi yüksek duygularda büyük rol oynuyor.


Bilimin eski gerçeklik çizgisi, her gün bir başka yerinden kırılmaya devam ediyor. On-on beş yıl önce, kafamızdaki beyin dışında, karnımızda ikinci bir beyin daha var diyenin aklından şüphe duyardık mutlaka. İlginç olan şey, bizim bilimi gündelik hayata çok geç geçirdiğimiz gerçeğidir. Zira karındaki ikinci beyin konusunu ortaya atan bilim adamı Prof. Dr. Michael Gershon, The Second Brain kitabını 1998 yılında yazmış. 1998 ile 2011 arasında geçen zaman, iletişim çağının hızlı özellikleri düşünüldüğünde hiç de az değil. Yeni bir cep telefonu çıktığında yıldırım hızıyla çekip yaşantımızın içine alıyoruz da gerçek gelişimi sağlayacak bilimsel konularda taş devri hızına düşebiliyoruz. Bu konuda yazılmış çok az yerli bilgi kaynağı var ve hepsi birbirinin kopyası adeta.

Devamını gör...

6 Ocak 2012 Cuma

St. Petersburg yakınlarında Sovyet döneminden kalma bir Tank Bakım Atölyesinden görüntüler...

Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile beraber ortaya çıkan "tek kutuplu" dünya, bu konumunu uzun süre muhafaza edecek gibi görünmüyor. 


Rusya'nın öncülüğünde gerçekleştirilen Birleşik Devletler Topluluğu (BDT) ve son dönemde askeri ve ekonomik alanda önemli ataklarda bulunan Çin, ABD öncülüğünde sürdürülen bu tek kutuplu dünya düzenini değiştirecek gibi görünüyor. Bu anlamda, eski "doğu bloku"nda gözlenen "toparlanma"ya dair haberler gelmekte... Bu da, bu haberlerden biri...

Devamını gör...

25 Aralık 2011 Pazar

Evrim Teorisi, Yaradılış, Fraktal Geometri ve İterasyon üzerine...

Uzun yıllardır bir kör döğüşü halini almış bulunan ve Darwin'le başlayan evrim teorisi tartışmaları, meseleyi giderek çok daha farklı bir boyuta; "inanç ve inançsızlık" boyutuna indirgemiş bulunduğundan, meseleyi sükûnetle ortaya koyup üzerinde düşünmek yerine, bütün düşünceler; daha baştan doğru olduğuna karar verilmiş bir sonucun ispatına angaje olmakta ve bu da işi, bir fikrin tartışılmasından çok karşı tarafa bir "hücum" şekline çevirrmektedir. 


Bu bakımdan meseleye duygu ve önyargılardan uzak bir şekilde, sükûnetle yaklaşmak akıl ve bilimin bir gereğidir.


İşe İslamiyet cephesinden baktığımızda, daha ilk başta, yaradılışın gerçekleşmesi için Allah'ın "OL" emrinin yeterli olduğunu görüyoruz. İslamî görüş çerçevesinde meseleye yaklaşanlar, bilhassa Allah'ın bu "kudreti"ne  dayanarak, Allah'ın insanı insan gibi, hayvanı da hayvan gibi yarattığını ve bunların sonradan bir takım başka haller içine girerek yeni formlar oluşturmalarına ihtiyaç olmadığını düşünüyorlar.


Fakat, böyle düşünenler, Allah'ın kainatı 6 günde yarattığını (Secde Suresi-4) söylemesine neden kulak vermiyorlar? Bu (haşa) Allah'ın kudretinin ancak bu kadarına mı yettiğini gösteriyor, yoksa başka bir duruma mı işaret ediyor? Elbette burada çok daha farklı bir noktaya işaret edilmekte ve Allah'ın her şeyi bir "hesap üzerine" yarattığına (Furkan Suresi-2) (bizzat Kuran-ı Kerim'de belirtildiği üzere) delalet etmekte değil midir?


Çok uzağa gitmeden, ana rahminde önce bir "pıhtı" sonra da bir "cenin" olarak "belirli bir dönem" hayat "evresi" geçirmek durumunda bulunan insanın, "insan olma yolunda" nasıl "halden hale geçtiğine", nasıl "evrildiğine" bir bakalım.

Devamını gör...

21 Aralık 2011 Çarşamba

Robotlar ve insanlar arasındaki olası istihdam sorunları

İnsan yüzünün bütün ifadelerini taklit edebilen yeni nesil robotlar, Japonya'daki hastahanelerde istihdam edilmeye başlandı.


* * *


Hastaların sorularını cevaplamak ve onlarda ortaya çıkabilecek olası sıkıntıları algılayarak, konuşma ve mimikleri ile hastayı rahatlatıp sakinleştirebilecek bir yetenekte dizayn edilen bu robotlar, aynı zamanda "robotik" konusunda ortaya çıkması muhtemel şu soruları da gündeme getiriyor:


1- İnsanlar, karşılarındakinin insan mı robot mu olduğunu nasıl anlayacaklar?


2 - Robotların insanların işlerini ellerinden alması, insanlarda ne gibi bir tepkiye yol açacak? İnsanlarla robotlar arasında şiddete varan çatışmaların olması durumunda ne olacak?


3 - Robotların günlük hayata bu kadar entegre edilmeleri ve artan nüfusun iş ihtiyacı arasında ortaya çıkması muhtemel olan bu gerilim, robotların bu rutin işlerden ziyade daha spesifik ve bilimsel çalışmalarda istihdamı  ile sınırlandırılır ise çözülebilir mi? Ya da böyle bir sınırlama mümkün olabilir mi?


Soruları çoğaltmak mümkün. 


Bütün bunları daha iyi anlamak ve robot teknolojisinin geldiği noktayı görmek bakımından, şimdi Scientist dergisi tarafından test edilen ve "Actroid-F" adı verilen bir Japon hastahane robotunun aşağıdaki videosunu izlemeye başlayalım.

Devamını gör...

14 Ekim 2011 Cuma

Uçan Telekulaklar!..

Devletler arası istihbarat faaliyetlerinde kullanılan tekniklere, teknolojik gelişmelere paralel olarak her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. 


Soğuk savaş döneminde, Amerikan havacılık şirketi Lockheed (şimdi Lockheed-Martin oldu) tarafından geliştirilen ve "Dragon Lady" adı ile bilinen Amerikalıların o ünlü U-2 casus uçağı ile başlayan ve yine o ünlü "SR-71 Blackbird" uçağı ile devam eden istihbarat havacılığı, şimdilerde insansız (unmanned) hava araçları ile daha da bir ivme kazanmış durumda. 


Bunun en son örneği, Amerikan Northrop Grumman şirketi tarafından geliştirilen "RQ-4A Global Hawk" insansız hava aracı idi. Global Hawk, bu defa Almanlar tarafından revize edilip geliştirilerek Almanya'nın hizmetine konulmuş durumda... 


Konuya dair Türk medyasında yer alan haber ise şöyle:

Devamını gör...

7 Eylül 2011 Çarşamba

Russia-2045 Projesi


1940 yılında, ilk kez Amerikalı Profesör Norbert Wiener tarafından, bir "uçaksavar projesi" çalışması sırasında ortaya atılan "sibernetik" kavramı, Wiener'in 1948 yılında yazdığı "Hayvanlarda ve İnsanlarda Sibernetik veya Kontrol ve İletişim" adıyla yayınladığı kitabıyla bütün dünyaya yayılmıştı. 


Bu kavram, teknik cihazlarda ve insan dahil diğer bütün yaşam formlarında sinyal iletişimi, bu sinyallerin ayarlanması ve düzenlenmesine dair çalışmaları içermektedir. 


Daha sonraki çalışmalarla, "Cyborg" adı verilen, "yarı canlı-yarı makina formları" oluşturma aşamasına gelen sibernetik bilimi, bugün çok daha ileri bir noktaya ulaşmak üzere. "Russia-2045" adı verilen proje, emsallerinden çok daha farklı bir noktadan hareket ediyor. Çağlar boyunca "ölümsüzlüğü" arayan insanoğlu, bunun çaresini, hep "mevcut bedenin ömrünü uzatmakta" aramıştı. Fakat "Russia-2045" projesi, bu bakış açısını radikal bir şekilde değiştiriyor ve konuya çok daha farklı bir noktadan yaklaşıyor. Nasıl mı? 

İşte o makale:

Devamını gör...

23 Ağustos 2011 Salı

"Enigma şifresinin kırılmasına denk bir başarı..."

"BU BAŞARI, ENİGMA ŞİFRESİNİN KIRILMASI İLE KARŞILAŞTIRILABİLECEK BİR BAŞARIDIR"


Bölüm 3


Holger Stark / Der Spiegel
(Çeviri: A. Hüsnü Sezgin)



MOSSAD, Stuxnet'in bu başarısını, II.Dünya savaşı sırasında, Almanların Enigma adını verdikleri şifreleme makinesinin şifresinin Polonyalı ve İngilizler tarafından kırılmasında gösterilen başarı ile karşılaştırılabilecek bir başarı olarak görüyor. İsrail ordusu, çok yüksek bedellere mal olan Stuxnet'in bu başarısından havalara uçacak bir sevinç duymasa da, Mollalar idaresindeki İran rejiminin böylece geriletilerek dağıtılabileceğini savunuyor.


Bu, gerçekten de oldukça zahmetli bir operasyondu. İranın bir IR-I santrifüjü, normalde saniyede 1064 hertzlik bir devirde çalışır. Santrifüj rotorlarına müdahale başladığında ise, 15 dakika boyunca hız frekansı 1410 hertze çıkarılmış ve sonra yeniden normal frekansına döndürülmüştü. Virüs, 27 gün sonra yönetimi yeniden ele aldı ve bu defa tam 50 dakika boyunca rotorların gücünü birkaç yüz hertz düşürerek, rotorları yavaşlattı. Böylece ortaya çıkan aşırı merkezkaç kuvveti, alüminyum tüplerin genişlemesine ve parçaların birbirleri ile temas riskini giderek artmasına yol açarak santrifüjlerin imha edilmesini sağladı.


Altı bölüm içinde yer alan 164 santrifüjün bu şekilde tahrip edilmiş olduğu rapor edilmiştir. İran nükleer programının yetkilileri ve Washington kökenli “Institute for Science and International Security” (ISIS) (Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü)nden David Albright gibi otoriteler, stuxnetin bu şekilde tahrip ettiği nükleer santrifüj sayısının 1000 civarında olduğuna inanıyorlar. İran da, Nükleer çalışmalarında bir gerileme olduğunu itiraf etti. İran Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Gulamrıza Celali'ye göre, nükleer program, potansiyel olarak büyük bir hasara uğradı.

Devamını gör...

21 Ağustos 2011 Pazar

Siber Silah Stuxnet

II. BÖLÜM - Güvenlik Açıkları ve Hileler


Saldırıyı mümkün kılan hile, dahice olduğu kadar basittir de… Stuxnet, sistemi manipule etmede Windows açıklarını kullanır. Bu açıklar sayesinde virüs, mesela bir USB Flash bellek vasıtası ile sisteme sızdırılabilir. Böylece, sürücü derhal sistemdeki bir bilgisayara bağlanarak yüklemeyi fark edilmeden başlatır.




Holger Stark / Der Spiegel
(Çeviri: A. Hüsnü Sezgin)


Stuxnet, ilk olarak anti-virüs programlarını tarar. Kendisi, bu anti-virüs programlarını aşmak için programlanmıştır. Şayet bu programları aşamıyorsa, geride hiçbir iz bırakmadan kendi kendini bilgisayardan kaldırır.


* * *


İkinci aşamada, Stuxnet, kendini USB Flash bellekleri yöneten işletim sistemi içinde, hesap toplamlarını izleyebileceği bir yere, amacını belli etmeyecek bir şekilde yerleştirir. Hesap toplam değeri 19790509’a ulaştığında enfeksiyon durur. Symantec, bunun bir çeşit kod olduğunu düşünüyor. Geriye dönüp baktığımızda, bu sayının; 9 Mayıs 1979’da Tahran'da idam edilen Yahudi İşadamı Habib Elghanian’ın idam tarihi ile bire bir örtüştüğünü görüyoruz. Öyleyse bu bir rastlantı mı, provakasyon mu, yoksa kasıtlı olarak düşünülmüş bir oyun mu?


* * *


İsraillilerin bu virüsü Natanz’a nasıl sokabildikleri ise hala belirsizliğini koruyor. Önceden öngörülemeyen Window'sun bu güvenlik açıklarına, bilgisayar uzmanlarının jargonunda, “zero-day exploits” deniyor. Bu güvenlik açıklarını aramak, hackerler için bir meydan okuma ve bir iş tarzıdır. Bilgi değerlidir ve daha önce bilinmeyen bir güvenlik açığının karaborsa değeri 100,000 $ (€70,000) ya da daha fazla olabilir ama STUXNET bu tür dijital mücevherlere en az dört çeker!..




‘Mavi ve Beyaz bir Operasyon’

Devamını gör...

18 Ağustos 2011 Perşembe

Mossad'ın yeni Siber Silahı: Stuxnet

İran'a karşı uygulanacak her türlü mali, siyasi ve askeri yaptırımların en hararetli destekçisi ve savunucusu olan İsrail, İran'ın nükleer çalışmalarını sabote edecek yeni bir siber silahı devreye sokmuş görünüyor.


Uzun bir süredir dünya kamuoyunu meşgul eden bu yeni "siber virüs"ün emsallerine nazaran çok farklı bir yapıya sahip olduğu ve İran'ın nükleer çalışmalarını sabote etmek üzere, İsrail'in istihbarat örgütü olan MOSSAD tarafından geliştirildiği öne sürülen bu virüsün yayılmasında  MOSSAD'ın  Alman kökenli "Siemens" firmasının alt yapısını kullandığı da öne sürülen iddialar arasında. Bu konuda 8 Ağustos 2011 tarihli, Almanya'da yayınlanan "Der Spiegel" dergisinde "Holger Stark" imzası ile yayınlanan bir haber oldukça ilgi çekici. İşte, "Mossad's Miracle Weapon" (Mossad'ın Mucize Silahı) başlıklı o ilginç makale:

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.