10 Mart 2013 Pazar

Filistin cephesi hezimeti ve Mustafa Kemal Paşa'ya dair yeni bir belge daha...



"Mustafa Kemal Filistin cephesinden kaçtı mı?" başlıklı, iki bölüm halinde yayınladığımız belgelere dayalı yazı dizimize ek olarak yeni rastladığımız bir belgeyi de bugün yayınlıyoruz. 

Konu ile ilgilenen bütün "fikri hür, vicdanı hür" insanların rahatça kavrayabileceği tarihi gerçekleri ısrarla görmezden gelerek bu gerçekleri yüzsüzce çarpıtan ve Mustafa Kemal Atatürk'ü üstü örtülü bir şekilde vatana ihanetle suçlamaya kalkışan şartlanmış "İslamcı" ve sözde "Osmanlıcı"ların uydurduğu; "Filistin bozgunu"ndan Mustafa Kemal'i sorumlu tutmaya yönelik yalanlar, onların her türlü çabalarına karşılık asla tutmayacaktır. Uydurdukları yalanları tersyüz eden şahitli, belgeli gerçekler karşısında en ufak bir utanma belirtisi bile göstermeyeceklerinden emin bulunduğumuz bu zavallıları kendi kazdıkları kuyuda yalanları ile başbaşa bırakalım ve şimdi elimizdeki "anı/belge"yi olduğu gibi nakletmeye geçelim.

Savaşa dair anılarını yazan gazimiz, Antalya'lı İbrahim Sorguç (1897-1974). İstanbul'da, Öğretmen Okulu sınavlarını üstün başarı ile kazanarak okulun 3. sınıfından başlamaya hak kazanmışken, daha mezuniyet sınavlarını dahi vermeye fırsat kalmadan 1916 yılında askere alınmış ve bir yıllık askeri eğitimden sonra Filistin Cephesine gönderilmiş. Bu cephede, 8. Ordu emrinde çarpışan Sorguç, harp esnasında İngilizlere esir düşmüş. İki yıl süren esaretten sonra, Osmanlı ordusunun dağıtılması ile birlikte memleketine gönderilmiş ve hemen akabinde,  kurtuluş harbimizin başlaması ile yeniden cepheye koşmuş.

Sorguç'un "harp sandığı" özgün elyazmaları, emirnameler, pusulalar, fotoğraflar ve sair eşyaları ile birlikte sakladığı samimi günlükleri ailesi tarafından İş Bankası Kültür Yayınları yetkililerine teslim edilmiş ve sonucunda "bu defa ne için harp edeceğimi biliyorum" başlığı altında kitaplaştırılarak Mayıs 2010 tarihinde ilk baskısı gerçekleştirilmiş.

Piyade Teğmen İbrahim Sorguç, hatıratının bir yerinde "Filistin cephesi neden yıkıldı?" sorusunu şöyle cevaplıyor:

"Filistin'deki hezimetin sebebi sonraları hep İngiliz kuvvetlerinin Türk kuvvetlerine insan ve silah gücü bakımından üstün oluşuna bağlanmıştır. İnsan sayısında üstünlük olsa bile kanaatimce bunlar öne sürülmüş bahanelerdir ve katiyen doğru değildir.

Biz Filistin'de Türk askerlerinde fazlası ile mevcut olan cesaret ve kahramanlık hasletlerini kullanamadık. Neden kullanamadık? Çünkü üstü başı perişan, karnı aç askere hâkim olunamamıştır. 


Yukarıda da belirttiğim gibi, cephe gerisindeki hayatla cephedeki çok farklıydı ve biz cephedekiler açıkça enayi diye niteleniyorduk. Cephedeki askerin bakımsızlığı o kadar rezalet bir şekil aldı ki, şimdi tarif etmekten aciz kalıyorum. Buna karşılık Şam'da Arap kızları ile eğlenen bizim zabitan ve neferlerin üst başlarının pek iyi olduklarını ve mütemadiyen bizimle, yani cephedekilerle alay ettiklerini duyuyorduk. En mühimi, yaralı olarak cepheden Şam hastanelerine ve diğer hastanelere gidenlere hiç bakmıyorlarmış: Bu askerler ya ölecek veya ölecekmiş. Herkes artık usanmıştı, ne olacaksa olsun, diyordu. Hatta bazı neferlerin ayaklarında çarık dahi yoktu, verilmiyordu. Bütün bunlar cephede ve siperlerde öyle bir tesir yaptı ki, nihayet koca Arabistan Cephesi yıkıldı gitti."(*)

Merhum Sorguç, savaşı bizzat yaşamış bir asker olarak yaptığı bu değerlendirmeleri, "Netice" başlığı altında toparlıyor ve bu yazısının bu bölümünde yer alan bir paragrafta aynen şunları söylüyor:

"Halep'ten aşağıya doğru Aden'e kadar olan yerler bizim idi. Ecdadımızın asırlarca harp ederek kazandığı bu yerler kafasız adamların elinde bizden uçtu gitti. Filistin'deki kıtalara iyi bakılsaydı cephenin düşmesine imkân yoktu. Sonradan öğrendik ki, birçok yerlerde tek kurşun dahi atmadan teslim olmuşlar. Yalnız cephemizin sol tarafında bulunan Mustafa Kemal Paşa'nın ordusu bozulmadan ve İngilizlere ağır zayiat verdirerek Halep'e kadar geri çekilmiş. Zira o büyük kumandan askerine iyi bakıyormuş. Bizimkiler gibi aç ve sefil bir vaziyette değillermiş. Askere bakılmazsa işte netice budur. Zaman gelecek bunlar okunacaktır. Daha yazılacak çok şeylerim var, ama bir türlü yazamıyorum."(**)

* * *

Evet, İbrahim Sorguç'un harp anıları böyle devam edip gidiyor ve onun da dediği gibi "bunların okunacağı zaman" da gelmiş görünüyor. Onun kitabından aldığımız bu notların bu konuda daha önce yazdıklarımızla çelişip çelişmediği ise bunları okuyanın aklına, insafına, vicdanına ve ferasetine kalıyor...   

---------------------------
(*)   Adı geçen eser, s.13, 15
(**) A.g.e - s.25


10 yorum:

Korkut ULUAYDIN dedi ki...

Konu işleme tarzı biraz hikmeti kendinden menkul olmamış mı? Konu gerçeği aramaksa bilimsellik adına karşı fikri ve onun öneri sürdüğünü de incelemek gerekir.

7nci ordu geri çekilirken madem çok güzel savaşıyormuş o zaman 4 ve 8 niye aynı veya yakın hızda geri çekilmemiş? Bu askere iyi bakılmaması ile açıklanabilir bir durum değil. Ben size ölmeyi emrediyorum dememiş miydi daha evvelden bu kumandan? Yoksa çanakkale savaşı 1919 da mı oldu?
Gerekirse 7 ağır zaiyat verir 4 ve 8in selametini sağlardı diye düşünüyor aklı-selim!?

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

Sayın Uluaydın,

Yukarıdaki, adı geçen hatırattan alarak paylaştığım bilgileri, bu konuda daha önce yayınladığım (ve yazının başında da belirttiğim üzere) iki makaleyi destekler mahiyette olduğu için buraya almıştım. Bu bakımdan, sorularınızın cevabını size bu makale değil şu iki makale verebilir düşüncesindeyim:

http://siyasetimilliye.blogspot.com/2011/09/mustafa-kemal-filistin-cephesinden-kact.html

http://siyasetimilliye.blogspot.com/2011/09/mustafa-kemal-filistin-cephesinden-kact_04.html


aktolgalı dedi ki...

M.Kemal paşa Filistin cephesindeki hezimetin sorumlusu değilse, neden Necip Fazıl üstadımız hainlikle suçlayıp iftira atıyor?Yok eğer haşa hain ise,neden 8.orduya bağlı 22.kolordu komutanı Refet Bele,M.Kemal paşanın milli mücadelenin başına geçmesini öneriyor?Neden aynı(filistin)cephedeki 8.ordunun komutanı Cevat Çobanlı paşa,kolordu komutanları İsmet paşa ve Ali Fuat paşalar onun emrinde milli mücadeleye katılmışlardır?Beyler!M.Kemal vatan kahramanıdır.Aksini düşünenler gaflet ve delalet içindedirler.

Adsız dedi ki...

Şimdi de askeri suçlayın tamam anladık cephe düşünce sorumlusu asker.
Ancak yunanı yenen tek başına m.kamal öylemi.
Zalimler için yaşasın cehennem

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

Demek o demekse; M. Kemal, başında hakiki bir adam bulunduğu takdirde Türk milletinin nelere kadir olabileceğini gösteren bir adamdır. Bu bakımdan, "Etrak-ı bîidrak"(İdraksiz Türkler) denilerek kendi yurdunda asırlarca aşağılanmış bir milleti ayağa kaldıran ve o milletin içinde, en perişan halinde bile dünyaya kafa tutabilecek bir cevher olduğunu gören ve bunu o millete ispat ettiren bir adamdır. Ve İngiliz fitnesiyle dolduruşa gelen Yunan, asırlarca uykuya yatırılmış bir milleti tam da tamamen imha etmeye niyet etmişken, o milletin içinden çıkmış ve "uyutulamamış" bir adam sayesinde uyanan Türk milleti, Yunan'a haddini bildirmiş ve ona, üstünden asırlar geçse unutamayacağı bir ders vermiştir!

Ve o adam ki, kendisine "büyük kurtarıcımız"(halaskâr) denilerek methiyeler düzülmeye başlandığı vakit bunları diyenleri susturup: "Bu millet en zor bir zamanında beni ortaya çıkardı ise beni de bir Türk anası doğurmadı mı? Türk anaları daha nice Mustafa Kemaller doğurmayacaklar mı? Ben sadece milletime karşı vazifemi yaptım. Öyle ise bu şeref bana ait değil, sizlere, yani Türk milletine aittir." diyen adamdır.

Diyeceklerim bundan ibarettir. Gerisini, kendinden başka herkesi cehenneme layık görenler düşünsün!...

bpakman dedi ki...

Sayın Sezgin,
Bu değerli çalışmalarınızdan blog sayfam için hazırlamakta olduğum yazıya alıntılar yapmak istiyorum. Elbette ki aktif link vererek. Umarım sakıncası yoktur.
Saygılar.
Bülent Pakman. İnş. Yük. Müh. Bakü

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

Hiçbir sakıncası yok sayın Pakman, dilediğinizce alıntı yapabilirsiniz. Kolay gelsin. Selamlar...

Unknown dedi ki...

Önce belge sonra bilgi daha sonra yorum yapmak bir ehli insana yakışır

Ümit dedi ki...

Önce belge sonra bilgi daha sonra yorum yapmak bir ehli insana yakışır

Dr.Murad ARSLAN dedi ki...

Atatürk askeri bir deha başarılı bir konutan olmasa Osmanlıcı Kazım Karabekir komutasındaki tek düzenli orduyu vatan tehlikededir bu zor savaşı yönetmeye muktedir tek komutan sensin diyerek Atatürke teslim etmezdi.Nokta..

Yorum Gönder

 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.