"Gündem belirlemek", her alanda bir "güç" göstergesidir. Gündemi belirleyecek gücünüz yoksa gündemi belirleyen gücün yarattığı gündemlerin arkasında sürünür durur, farkında bile olmadan, onların ortaya koyduklarını mutlak doğrular olarak kabul eder ve kendi kendinizi birden o gündeme göre konumlandırmanın telaşı içerisinde bulursunuz.
Son dönemde ortaya atılan "Siyasal İslam" kavramı da işte bunlardan biri. Batı mahfillerinde pişirilip bizim gündemimize oturtulan bu kavram, dünyevi olaylara karışmaması(!) "gereken" İslam dininin, "çığırından çıkarak" insanlık düşmanı, (yani Batı düşmanı) bir siyasi harekete dönüşmesi anlamına geliyor!..
"Laiklik" anlayışını, "dinden uzak durmak" olarak anlamış ve onsuz bir medeniyet anlayışı geliştirmeye kendilerini adamış olan bizim Batı emperyalizmi karşıtı okumuş-yazmışlarımız da, "tarihsel materyalizm"e fazlaca kafa yorduklarından, Batı'nın bu yeni tezgâhını anlamakta epey geç kalmış görünüyorlar.
Yalnız, bu noktada, konumuzun İslam dinini "anlamayana anlatmak" olmadığının hemen altını çizelim.
Anlatmaya çalıştığımız şey, birbirine karşı konumlanmış iki dinden biri olan Hıristiyanlığın, İslam dinine, dolayısı ile "İslam alemi" olarak tanımlanan ve bilhassa "Orta Doğu"da yoğunlaşmış olan "Doğu Halkları"na hangi argümanlar üzerinden yaklaştığı ve düşünce sistematiğinin ne olduğudur.
"Siyasal İslam" diyerek bunu bir tehlike olarak işaret eden Batı emperyalizmi, kendisinin bizatihi "siyasallaştırarak" kendi emperyalizm politikalarının emrine tahsis ettiği hıristiyanlığının, insanlığın başına açtığı belalardan ise nedense hiç söz etmiyor?!.. Bize "ılımlı İslam" tavsiye ediyor ama kendi dininden hiç bahsetmiyor!..
Devamını gör...