9 Ekim 2009 Cuma

Tek bir Türk’ün bile planlarını bozabileceğini biliyorlar!

.

Türk’e ve Türklüğe ait ne varsa küçümsemeyi, ona ait değerlerin güya ne kadar basit ve temelsiz olduğunu her fırsatta iddia etmekten utanmazca haz alanlar, “Bir Türk dünyaya bedeldir” sözünü de “Türk’ün Türk’e propagandası” olarak tanımlayıp sözümona bu milleti küçümsemeye çalışırlar. Halbuki, bu temelsiz bir söz değil, bizatihi ispat edilmiş bir sözdür. Bunun ispatı da bizatihi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kendisidir.

Memleketin dört bir yanında ihanet ateşleri yakılırken ve düşman bütün pervasızlığı ve gücü ile anayurda saldırmışken, bütün dünyaya meydan okurcasına; “Ya istiklal, ya ölüm!” diyerek tek başına ayağa kalkmış ve bütün mesuliyeti tek başına üstüne alarak, milletini içine düştüğü cehennem çukurundan şerefle çıkarmak başarısını göstermiştir. O halde sormak lazım; “Bir Türk dünyaya bedel midir, değil midir?”

İşte, konuyla ilgili önemli bir makaleyi bu sebeple dikkatlerinize sunmak istiyorum:


"Milletin başına belâ olan kuvvetler!"

Hayır, hayır kimseye hakaret etmiyorum, etmem de zaten; fakat bir ülke parçalanırsa, neler olacağını hatırlatmak istiyorum:

Devamını gör...

5 Ekim 2009 Pazartesi

"ERGENEKON" MESELESİ VE "DARBECİLİK"

.

Eskilerin "feraset" dedikleri aslı "firâset" olan bir kelime vardır; 'anlayışlılık, çabuk seziş' anlamına gelir. Bu mânâda Türk milleti ferasetli bir milletti ama anlaşılıyor ki, bu "ferasetinden" çok şey kaybetmiş ya da kaybettirilmiş!




Kavramlar önemlidir, hele bir propaganda ustası için daha da önemlidir. Hedeflenen eylemlere ilk olarak "kavramlar" üzerinde "oynamalar" yapılarak başlanır. Yoğun ve bulanık bir şekilde zihinlere zerk edile edile insanları sersemleten, en güvendiği dayanaklarına bile artık şüphe ile baktıran ve muhatabını "hedef eyleme" müsait bir şekle sokmakta en etkili olan, işte bu "genetiği değiştirilmiş kavramlar"dır.

Devamını gör...

HAKKI MÜDAFAA OLMADAN "HATTI MÜDAFAA" OLMAZ!

"HAK" önemli bir kavramdır, 'hak etmek', 'hak edebilmek' de bir o kadar önemlidir. "Hakkı için mücadele etmek" ve bu uğurda can vermek insanı "şehitlik" mertebesine yükseltecek kadar da dinen kutsanmış bir durumdur.

Şimdi bu duruma göre insanın mazlum (zulme uğramış) olabilmesi için hakkını müdafaadan tamamen aciz bir durumda olması gerekir. Milleti için acziyet kabul etmeyen Mustafa Kemal, bu sebepten "ya istiklâl, ya ölüm!" emrini vermiştir. "Bu millet esir yaşayamaz, esir yaşamaktansa ölsün, daha iyidir" kararı altında bu anlayış yatar. "Hak verilmez, alınır" özdeyişi de bu durumu anlatır! Zalimin zulmüne karşı seslerini yükseltmeyenlerin zulümden şikayete hakları yoktur! İtirazın yükselmesi, kişinin kendine, kendi emeğine olan saygısıyla birebir orantılıdır.

Devamını gör...

2 Ekim 2009 Cuma

"DEVLET" VE DEVLET ADAMLIĞI

.

Herkesin bizimle ilgili bir hesabı var, bizim, en meşru haklarımızı elde etmek için bile bir hesabımız yok! Köşeye sıkıştırılmış bir boksör gibi habire gelen yumrukları savuşturmaya çalışıyoruz.

Geleceğiniz ve güvenliğinizle ilgili bir ulusal siyasetten yoksun olmanın doğal sonucu budur! 

"Yurtta sulh, cihanda sulh" bu demek değildir!

Barış, refah ve özgürlük istiyorsanız, bunu sağlayacak gücünüz ve kararlılığınız olmalıdır! Birilerinin gücünden çekinerek, kendinizi onunla iyi geçinmek zorunda hissederek, GÜÇ'ün ortak kabul etmez olduğunu dahi bilmezden gelip, kendi kendinizi birilerinin stratejik ortağı olduğunuz fikri ile avutarak, onun ağzına bakarak, her dediğine evet diyerek, ne bağımsız kalabilir, ne de müreffeh bir ülke olabilirsiniz!

Gücünüzün farkında olacaksınız, geçmişinizi bileceksiniz ve milletinize dayanıp onunla bir bütün olacaksınız ki, diğerleri sizin hakkınızda hesap yaparken bin kere düşünmek zorunda kalsınlar.

Devamını gör...

1 Ekim 2009 Perşembe



Devamını gör...

26 Eylül 2009 Cumartesi

UNUTULMUŞ BİR VATANSEVER: ABDÜLKADİR KEMALİ

Orhan Kemal'in Babası Abdülkadir Kemali Bey'in Anıları


1900`lerin başı... Büyük Osmanlı İmparatorluğu topraklarını yitirmekte. İktidarını yitirmekte. Devletin memurları, yetkilerini ceplerini daha çok doldurma yönünde kullanmakta, eşkıyayla işbirliği içinde küçük servetlerin peşine düşmüş...

Hukuk mektebini pekiyi ile bitirmiş Abdülkadir Kemali, adında bir genç, hiç de nahif olmayan idealizminin peşine düşmüş, inatla savaşmakta. Hukuktan, adaletten başka, dürüstlükten, insanlıktan başka bir değer tanımıyor. Vatanını silahla savunan bir yurtsever Abdülkadir Kemali... Ama onun asıl savaşı, insani değerlerin, hakkın, adaletin korunmasını hedefliyor.

Büyük yazarımız Orhan Kemal`in babası olan Abdülkadir Kemali Bey, deneyimlerinin yarınlara ışık tutacağının bilincinde bir aydın olarak o günleri kayda geçirmiş. Torunu Işık Öğütçü, titiz bir çalışmayla anıları düzenledi ve bize sundu.

Yazılı-sözlü tarih hazinemize büyük bir katkı olan ve uzun zamandır beklenen elinizdeki kitap, Orhan Kemal`in yazarlık yeteneğinin kaynağını da gözler önüne seriyor...

                         * * *

İSTİKLÂL HARBİMİZ VE ÇANAKKALE SAVAŞININ BİLİNMEYEN YÜZÜ

Bu büyük vatanseverin anılarından aldığım şu pasajları okuduğunuzda, Çanakkale'de askerimizin neden günde bir-iki öğün hoşaf, ekmeğe mecbur bırakıldığını hayretle göreceksiniz. Abdülkadir Kemali'nin anılarında o zamanları daha iyi anlayacaksınız.

Çanakkale’ye geldiğimiz zaman Çimenlik bataryasına götürüldük. Oradaki asker koğuşlarına yerleştirildik. Birer ot minder ve birer battaniye verdiler. Üç koğuşa ayrıldık.

Devamını gör...

16 Eylül 2009 Çarşamba

BATAN BİR GÜNEŞE YÜZÜNÜ DÖNENLER

Evet, netice olarak şunu söyleyebiliriz: 

BATI'nın servetinin, biliminin ve gücünün karşı konulamayacak kadar büyük olduğuna ve erinde veya gecinde bizim gibi 3. Dünya ülkelerinin(!) BATI'nın o güçlü(!) pençesinden kaçışı olamayacağına baştan iman etmiş olanların bir kısmı; "BATI'ya methiyeler düzerek 'kapınızda kul oluruz' yeter ki bizi dışlamayın" diye yalvarmakta, bir kısmı ise "Bu düzen böyledir, bunu ben mi değiştireceğim" diyerek mevcut ortamın şartlarına kendini uydurmakta, siyasetse siyasetini, ticaretse ticaretini, profösörse profösörlüğünü, büyük bildikleri BATI'nın çıkarları doğrultusunda kullanmakta hiç bir beis görmeyerek kendi "dünyalık"larını yapma yolunu seçmektedir.

Binlerce değil onbinlerce yılla ifade edilen muhteşem bir birikiminin eseri olan ve asla kirlenmeden, lekesiz bir biçimde bugünlere kadar gelme becerisi gösterebilmiş TÜRK MEDENİYETİ'ni önemsiz sayabilecek kadar ferasetsiz olanların HÂKİM ('GÖRÜNEN') GÜÇ'e yaltaklanarak ondan medet ummaları, ibretle seyredilecek ve esefle anılacak bir durumdur.

Devamını gör...

10 Eylül 2009 Perşembe

BİZ KİMİZ?

"Bugün internette bir makalaye yorum yapan bir vatandaşın, yaptığı yorum sonunda, "biz kimiz" sorusunu sorup, verdiği cevabı (bir kaç düzeltmeyle) dikkatlerinize sunuyorum."

Bizler, bütün dünyaya karşı varolma mücadelesi veren ve bunu başaran; hızı ancak işbirlikçi hainler tarafindan kesilen ve yalnızca arkasından vuranlar yüzünden zaman zaman tökezleyen; soylu bir milletin evlatlarıyız.

Bakınız, Çanakkale'ye, bizi yok etmeye çalışan, acılar yaşatan, nihayetinde; topraklarımızda yatan düşman askerlerine bile sahip çıkan bir MİLLETİZ. Ayrı dinlerde olsak bile, ALLAH'ın yarattığı insanı; İNSAN olduğu müddetçe sever; NE MUTLU TÜRKÜM DİYENİ kardeş biliriz.

...

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.