4 Eylül 2011 Pazar

Mustafa Kemal Filistin Cephesinden Kaçtı mı? (2)

Yazı dizimizin bu üçüncü bölümüne başlamadan önce kısa bir "kronolojik" hatırlatma yapmakta fayda görüyoruz:

Mustafa Kemal, 7 Mart 1917'de karargâhı Diyarbakır'da bulunan 2.Ordu Komutan Vekilliliğine atandıktan sonra Hicaz Kuvveyi Seferiyesi Komutanlığına getirilmek istenmiş, ancak bunu kabul etmeyince 5 Temmuz 1917'de Yıldırım Orduları Grubu emrinde bulunan Halep'teki 7.Ordu Komutanlığına atanmıştı. Mustafa Kemal 20 Eylül 1917'de 7. Ordu Komutanı sıfatıyla, İstanbul'a; memleketin ve ordunun durumunu açıkça ortaya koyan bir rapor gönderdi ve görüşlerinin dikkate alınmamış olması sebebi ile de 6 Ekim 1917'de de, 7. Ordu Komutanlığı'ndan istifa ettiğini bir yazı ile Enver Paşa'ya bildirdi. Akabinde de, 15 Ekim 1917'de, 2. Ordu komutanı sıfatı ile izinli olarak İstanbul'a döndü.

9 Aralık 1917'de İngilizler Kudüs'ü işgal ettiklerinde, M. Kemal, veliaht Vahdettin'in "yaver"i olarak ona Almanya seyahatinde eşlik ediyordu. 

(Bunun özellikle altını çizdik ki, bugün Kudüs'ün elimizden çıkmasından Mustafa Kemal'in sorumlu olduğu yalanına inanan maalesef bir çok insan var!..) 



-15 Aralık 1917 - 5 Ocak 1918 tarihleri arasında gerçekleşen bu seyahatten sonra 1918 yılının Haziranına kadar İstanbul'da kalan M. Kemal, bu ay içinde, tedavi için Avusturya/Karlsbad kaplıcalarına gitti. Bu esnada  Sultan Mehmed Reşat'ın vefat etti ve Vahdettin tahta çıktı. Bu gelişmeler üzerine, 2 Ağustos 1918'de İstanbul'a geri dönmek durumunda kaldı. 

-15 Ağustos 1918'de ise yeniden 7. Ordu Komutanlığına atanarak Filistin Cephesine gönderildi. (Bu "atama"da, Enver Paşa'nın Saray'a telkini etkili oldu. Enver Paşa, M. Kemal'in İstanbul'da kalmasını kendi "şahsi iktidarı" için "zararlı" buluyordu. Keza, "Berlin Seyahati"nde bile aynı düşünce etkili olmuştur.)

-19 Eylül 1918'de General Allenby komutasındaki İtilaf kuvvetleri genel taarruza geçerek üç ordudan oluşan Yıldırım Orduları Grubu'nu ağır bir hezimete uğrattı. 

-20 Eylül 1918 tarihinde VI.Mehmet (Vahdettin)'in başyaveri Naci (Eldeniz) Bey'e bir telgraf çekerek Yıldırım Orduları Grubu'nun savaş gücünün kalmadığını bildirerek mütareke istemesini önerdi. Ayrıca yeni hükümette kendisinin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini istedi. 1 Ekim'de Şam, 25 Ekim'de Halep düştü ve ardından 6 Ekim'de M. Kemal 7. Ordu komutanlığından istifa etti. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandı ve ertesi gün öğle vaktinde yürürlüğe girdi. 

Mondros Mütarekenamesi 19. maddesi gereğince, Yıldırım Orduları Grubu kumandanı olan Otto Liman von Sanders Paşa'nın görevden alınması üzerine Mustafa Kemal Paşa bu göreve getirildi. Ancak 7 Kasım'da Yıldırım Orduları Grubu ile 7.Ordu lağvedildi ve böylelikle Mustafa Kemal Paşa'nın Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı, hepi topu 8 gün sürmüş oluyordu!..

Şimdi dönelim geri Liman von Sanders'in anlattıklarına:

"Uzun süredir evinde hasta yatan 7. Ordu Komutanı Fevzi Paşa, 1 Ağustosta uzun bir izin alarak ayrıldı. 7. Ordu Komutanlığına önce vekaleten Nihat Paşa, sonra da o ay içinde asaleten Mustafa Kemal Paşa getirildi.

Çanakkale Muharebelerinde tanıdığım bu değerli komutan, buraya gelince ordunun mevcut itibariyle azlığını ve birliklerin perişan halini gördü ve aldandığını anladı. Enver ona gerçekten uzak rakamlar vermiş ve ordunun durumunu da hayli elverişli göstermişti."



Bundan sonrasında Liman von Sanders şu tespitleri yaparak devam ediyor ki, sanki emrinde dört başı mamur bir ordu var iken, Mustafa Kemal saraya İngilizlerle antlaşmaya varılması telgrafını çekmiş diyenlere ve bunlara kanan beyinlere belki bir ibret olur diye buraya aynen alıyoruz:

"Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustostan itibaren gelmeye başlayan 109. Piyade Alayının iki taburunu (Bunlar 37. Kafkas Tümeninin ilk gelen birlikleriydi) hiç yedeği bulunmayan cephesinin gerisine çekti. 

Filistin Cephesine yapılan yardımların şeklini gösteren bir örnek olduğu için hemen belirtmek isterim ki, bahis konusu olan bu alayın komutanı ve Alay Karargâhının diğer erkânı, Doğu Kafkasya Ordusunda bir göreve atandıklarından İstanbul'dan oraya gitmişler ve bu subayların yerine ise kimse tayin edilmemiş idi...

Bahis konusu alayın III. Taburu ise, Eylül ayında Afule istasyonuna vardığı zaman, bütün tabur topluca firar etti. Bir kaç günlük aramadan sonra erlerin büyük kısmı, Cenin - Mesudiye şosesinin Doğusundaki köylerde bulundu ve tekrar toplandı. Erler, Türk üniforması giymiş düşman casusları tarafından cepheye varmazdan önce firara teşvik edilmişlerdi. Casuslar, Afule istasyonunda Türklerin durumunu ümitsiz gösteren pusulalar dağıtmışlardı."

Evet, 7. Orduda vaziyet bu!.. Peki ya diğerleri?!.. Sanders, o konuda da hatıralarına şu notları düşmüş:

"O sıralarda cephenin bazı kesimlerinde Türk askerlerinin düşüncesinin güven verici olmadığını, buralardaki Alman subaylarının raporlarından da öğreniyorduk. Burada ben, güvenilir ve iyi asker olduklarını ispat etmiş iki Alman subayının cepheden yazdıkları raporlara yer vereceğim. Sahil kesiminde görevli olan bu subayların Ağustos sonu ile Eylül başına rastlayan günlerle ilgili raporları şöyledir:

Teğmen Heiden yazıyor:

"Türkler artık harpten yorgun düştüler, muharebe istemiyorlar. Bu durum, Türklerin davranışlarından anlaşılmaktadır. Türkler sadece el bombalarını ve tüfeklerini değil, Türk subaylarının bana söylediklerine göre, bazen makinalı tüfeklerini bile yanlarına alıp kaçıyorlar. 8. Ordu, gerideki araziyi kapamakla yerinde bir tedbir almıştır. Fakat gene de takip için geriye kamyonlara bindirilmiş silahlı müfrezeler göndermek zorunda kalmaktadır. Hatta Anabeta yakınlarında bu müfrezelerle kaçaklar arasında çarpışmalar olmuştur. Eğer Bayrama kadar sulh yapılmazsa, erlerin ya firar edeceği ya da düşman tarafına geçeceği, artık savaşmak istemedikleri bana bile çekinmeden söylenebilmektedir."

Teğmen Riecks yazıyor:

"Türklerin beklenen büyük İngiliz taarruzuna karşı direnemeyeceklerini, Türk birlikleri ile temasta bulunan herkes gibi ben de bilmekteyim. Bu sebeple kuyu kazma işi sona erdikten sonra, ileride kullanılamayacak olan mümkün olduğu kadar fazla malzemeyi Cenin'deki  depoya geri gönderdim."

Çift başlı bir ordu kumandası ve isabetsiz kararlarla orada burada harcanan Türk askerinin yılgınlığı had safhaya gelmiş iken, bu gerçeği gören Mustafa Kemal'in ağır bir yenilgiye uğranmadan "anlaşmaya varılmasını" istemesinden daha tabi ne olabilirdi?!.. Nitekim, uğranması "kaçınılmaz" hale gelmiş bulunan bu ağır yenilgiden sonra Mondros Mütarekesi ile dayatılan anlaşma koşuları, yenilginin "büyüklüğü" ile orantılı olmamış mıdır?!.. Mustafa Kemal Paşanın bu "anlaşma önerisi" ile beraber kendisine "Harbiye Nazırlığı (Savaş Bakanlığı) ve Başkumandan yardımcılığı verilmesini istemesi, ülke bu vaziyette iken her babayiğidin talip olacağı bir iş midir? Bu makamları talep etmekle aklında nasıl bir proje olduğu hiç merak edilmiş midir? Elbette hayır!.. O, daima ve daima en yakın arkadaşları tarafından bile makam ve mevkii hırsı ile yanıp tutuşan bir adam olarak tanınmıştır. Halbuki, hayatı boyunca hangi makam ve mevkiye talip olup da bunu yüzüne gözüne bulaştırmış ve vatana millete zarar vermiştir ki?!..  

Bunu da böylece not ettikten sonra geçelim "şu kimseye haber vermeden" cepheden "aniden çekilme" meselesine:

"F. (Falken) Ordular Grubu cephesinde (Yıldırım Orduları) durum gittikçe ciddileşiyordu. Her taraftan birliklerin artık takati kalmadığı, koşum ve makkâre hayvanlarının gittikçe bitkinleştiği haberleri geliyordu. Hayvanların durumuna önem vermek gerekiyordu. Zira orduların hareket kabiliyetleri bunlara bağlıydı. Bir kaç aydan beri günde ancak 1 ilâ 1.5 kilo -o da varsa- arpa verilen hayvanlar, ayrıca çok zaman susuz da kalıyor ve her üç orduda her gün yüzlercesi telef oluyordu. Mayıstan bu yana görülen şiddetli sıcaklar yüzünden artık hayvanları otlatacak bir karış yer de kalmamıştı.

Hayvanların bitkinliği o dereceye varmıştı ki, bazı batarya ve topların geceleri birkaç yüz metre içinde mevzi değiştirmeleri için verdiğim emirler bile güçlükle yerine getirilebiliyordu. Koşum hayvanlarının çoğu, yokuş yukarı ya da arızalı yerlerde topları çekemiyordu. 

Bu durum ortadayken, Enver Paşanın 4 Eylülde Filistin Cephesinin savunması konusunda taktik nasihatları vermesi, ordu komutanları ile benim üzerimde çok tuhaf bir etki yarattı. Zira gerek Enver Paşa, gerekse etrafındaki subaylar, bizim cephemizdeki piyade mevzilerinden birini olsun görmüş değildi.

Şimdi gelelim taarruz gününe. "Üstad(!) Necip Fazıl, İngiliz taarruzu başlar başlamaz Mustafa Kemal komutasındaki 7. Ordunun kimseye haber vermeden geriye çekildiğini (kaçtığını) iddia ediyor ve şöyle diyordu:

"Nihayet 31 Ağustos 1918... 7 nci ordu, ne sağındaki 4 üncü orduya, ne de solundaki 8 inci orduya ve bilhassa Ordular Grupuna hiçbir haber vermeden ve hiçbir şey sızdırmadan, birdenbire Bisan istikametinde son süratle çekilmeye başlıyor!!!"

Dönelim yeniden "Yıldırım Orduları Grup Komutanı" Liman von Sanders'e ve bakalım "üstadlarının" bu iddiası doğru mu?!..

"18-19 Eylül gecesi 7. Ordu cephesinde şiddetli muharebeler başladı. 19 Eylül sabahı saat 3.30'da 8. Ordu'nun sağ kanadındaki grubun bütün siperleri, sahilden dağlara kadar, şiddetli bir topçu ateşi altına alındı.(..)

7. Ordu, sabah saat 9.00 ile 10.00 arasında, Albay von Oppen'in bildirisine dayanarak, sağ kanad grubu cephesinin sahil kesiminde yarıldığını ve düşman süvarisinin sahil boyunca ve Kuzey istikametinde ilerlemekte olduğunu haber verdi.(..)

Öğle üzeri Nasıra ile Nablus arasında bağlantı kurulunca, düşmanın sahil bölgesinin her yanından ilerlediği ve 8. Ordu'nun Tellülkerim'den Anabeta'ya çekildiği acı haberi geldi. Bu habere göre, topçuların büyük kısmı düşman elinde kalmış ve 8. Ordu Komutanlığı ile bağlantı kesilmişti.

7. Ordu, bu zamana kadar mevzilerinde kalabilmişti. Fakat Albay von Oppen ile bağlantı kurabilmek için III. Kolordu ile geri mevzilere çekileceğini Ordu Komutanı (M. Kemal) bana bildirdi. Ben de bu hareketi doğru buldum. Ayrıca 7. Ordu Komutanlığına, 110. Piyade Alayının Nablus yakınındaki taburunu ve elde edebileceği daha başka kuvvetleri derhal Anabeta'ya gönderip oradaki vadiyi kapatmasını emrettim.(..)

Öğleden sonra 7. Ordu Komutanlığı, 110. Piyade Alayının bir taburunun Anabeta'ya doğru yürüyüşe geçtiğini bildiriyor ve geriye kalan diğer taburlara 7. Ordu'nun taarruza uğrayan kendi cephesinde şiddetle ihtiyaç olduğundan başka birlik gönderemeyeceğini ekliyordu.(..)

Öğleden sonra saat 3.30'da 7. Ordu'ya telgrafla bundan sonra genel bir geri çekilme gerekeceğini bildirdim ve bununla ilgili direktifler verdim. 7. Ordu, bu direktifleri aynen Salt'taki 4. Ordu'ya ve bir özetini de Anabeta'daki 8. Ordu'ya bildirecekti. Bu direktiflerde 7. Ordu'nun Beytülhasan üzerinden Bisan'a, von Oppen Grubunun Mesudiye üzerinden Cenin'e çekileceği ve 4. Ordu'nun da Zerka vadisi istikametini tutacağı bildiriliyordu.(..)

Şimdi, bizzat olayların içinde yer alan "Yıldırım Orduları Grup Komutanı Otto Liman von Sanders"in ağzından aktardığımız şu cümleler karşısında, M. Kemal'i kimseye haber vermeden cepheden "Bisan" istikametine gizlice "çekildiğini/kaçtığını", Filistin'i de bu yüzden kaybettiğimizi söyleyenler şimdi ne diyecek, çok merak ediyorum. 

Bir taraftan "haçlı" zihniyetine, "emperyalizm"e karşı çıktığınızı söyleyeceksiniz, öte yandan Türk ve Müslüman düşmanı kimi sinsi Ermeni'nin "resmi tarih yalanları" diyerek ortaya attığı yalanlara böyle dört elle sarılacaksınız!..

Hiç bir insanın hatadan ve günahtan münezzeh olamayacağını bildiğiniz halde, emperyalist pençesi altında ezilmeye terk edilmiş bu vatanda, emperyalistlerle kıyasıya bir mücadele içinde ömür tüketmiş bir vatan evladına karşı güttüğünüz bu dinmez kin, sizi kimlerle buluşturuyor, görüyor musunuz?!.. Gözünüz hiç bir şeyi görmüyorsa, bari bunu görsün!..

--------------------

Kaynak: "Türkiye'de 5 Yıl" - Liman von Sanders / Burçak Yayınevi / Çeviren: M. Şevki Yazman, Basım Yılı: 1968

* * *

"ADSIZ" OKUYUCU YORUMUNA CEVABEN EK BİLGİDİR:

1- Kaynak olarak gösterdiğiniz yayın:


2 - ŞİMDİ, GOOGLE KİTAPLIĞINA EKLENMİŞ BU KİTAPTA "NABLUS MUSTAFA KEMAL" KELİMESİNİ ARATALIM VE... SONUÇ:


(Resmin üzerine tıklayarak orijinal boyutunu görebilirsiniz)






3- PEKİ, BİR DE ALINTI YAPILAN SÖZKONUSU METİNDEKİ " M. Kemal’in başında bulunduğu" İBARESİ İLE, AYNI KİTAP İÇİNDE YENİ BİR ARAMA YAPALIM. VE... İŞTE SONUÇ : 



!...

15 yorum:

ali dedi ki...

"Öğleden sonra saat 3.30'da 7. Ordu'ya telgrafla bundan sonra genel bir geri çekilme gerekeceğini bildirdim ve bununla ilgili direktifler verdim. 7. Ordu, bu direktifleri aynen Salt'taki 4. Ordu'ya ve bir özetini de Anabeta'daki 8. Ordu'ya BİLDİRECEKTİ. Bu direktiflerde 7. Ordu'nun Beytülhasan üzerinden Bisan'a, von Oppen Grubunun Mesudiye üzerinden Cenin'e çekileceği ve 4. Ordu'nun da Zerka vadisi istikametini tutacağı bildiriliyordu.(..)"

m.kemalin geri çekileceiğini "bildirecekti" yazılımış. Peki m.kemal geri çekildiğini bildirmişmi? Bildirdiğine dair en ufak bir kanıt varmı.

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

Sevgili kardeşim, bu gibi durumlarda kanıt, harbin sonunda yapılan soruşturmalarda aranır. Büyük harflerle vurguladığın üzere, M. Kemal, şayet o emri gerekli yerlere bildirmemiş olsa idi, "emre itaatsizlik"ten hakkında soruşturma açılırdı. Hakkında açılmış böyle bir soruşturma olmadığına göre ve Liman von Sanders bu hatıratı 1921 yılında sürgünde bulunduğu Malta adasında kaleme aldığına göre; verdiği emrin M. Kemal'ce yerine getirilmediğini de herhalde bu hatıratının bir yerine not ederdi diye düşünüyorum...

İkinci bir husus ise, bu konuda delil bulmak, Mustafa Kemal'i bu şekilde itham edenlere düşer. Çünkü, Hukuk'un değişmez ilkelerinden biri de "Müddei iddiasını ispat ile mükelleftir" ilkesidir. O halde bu iddiaya kanıt araması gereken ben değil, iddianın sahibi kim ise o olmalıdır.

ali dedi ki...

Sevgili kardeşim senin demene göre 4. ve 8. ordu bile bile kendilerini katletmişler. Sorularımı art niyetli anlama. Amacım M.kemali kötülemek değil gerçekleri öğrenmek. İddamın ispatını ararsanda orduların geri çekilmeyip binlerce askerin esir düşmesi ve yüzlerce top ve makineli tüfeğin düşman eline geçmesidir. Bunların izahını yaparsan çok memnun olurum.

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

Dikkat ederseniz bu yazı dizisinin konusu, Mustafa Kemal'in Filistin cephesinden (iddia edildiği gibi daha savaş bile başlamadan) kaçıp, kaçmadığıdır ve olaylar bu çerçeve içinde ele alınmıştır.

Sorduğunuz soru Filistin cephesindeki askeri vaziyetin tamamı ile ilgilidir. "Yıldırım Orduları" adı verilen bu ordu grubunun komutanı da M. Kemal değil Liman von Sanders'tir. Bu konu ile ilgili Liman von Sanders'in hatıratından, Kaynak yayınları tarafından yayınlanan, 30 ciltlik; "Atatürk'ün Bütün Eserleri" adlı, birebir askeri belgeler ve yazışmalara dayanan eserin II.Cildinden yararlanabilirsiniz. Ayrıca şu makaleye (http://siyasetimilliye.blogspot.com/2011/08/i-dunya-savasn-bize-kaybettiren-buyuk.html) bir göz atmanız da size bu konuda bir fikir verecektir.

Bu sorunuzun cevabını hakkı ile anlamak için ise işe; Filistin cephesinde göz göre göre gelen bozgunu hazırlayan nedenleri ele alarak başlamak gerekir. Satır başları ile belirtmek gerekirse, Filistin cephesindeki bozgunumuz, beklenmeyen bir bozgun değildir. Geliyorum demiş ve gelmiştir!.. Zira, bizim orada bulunan ve adına "ordu" dediğimiz o üç ordunun mevcudunun tamamını toplasan 65-66.000 kişilik, yorgun ve yıpranmış askerlerden ibarettir. Buna karşılık İngilizler, Hindistan ve diğer sömürgelerinden getirdikleri askerlerle beraber Filistin'e 450 bin kişiyi aşkın taze bir kuvvet yığmışlardır. Ayrıca, Mustafa Kemal ve Almanlar arasında taktik ve harekat planlaması konusunda ciddi fikir ayrılıkları vardır. Bu anlamda mesela, M. Kemal, 8. Ordunun başına (Mersinli) Cemal Paşa'nın getirilmesine açıkça karşı çıkmış ve onun böyle bir durum için yetersiz olduğunu ifade etmiştir ki, bütün bunlar da (daha evvel de belirttiğim gibi) ayrı bir yazı konusudur. Kısmet olur, biraz zaman bulur da bir gün "Filistin Cephesi nasıl bozuldu" başlıklı bir yazı kaleme alırsak, inşallah bütün bunları da orada ele alırız.

Burada şu kadarını belirtmekle yetinelim ki, savaş esnasında sahil tarafını korumakla mükellef olan 8.Ordu, daha savaşın ilk gecesinde hezimete uğramış ve dağılmıştır. Bütün bunları okur ve incelerseniz, ortada; "çekilmeme" değil "çekilme fırsatı bulamama" durumu olduğunu görürsünüz. M. Kemal nasıl çekildi o halde derseniz, o da bütünü ile yine cephenin durumu ve onun komutanlık yeteneği ile ilgilidir. Yani kısacası (benim dememe göre değil) sizin anladığınız şekilde kimse kendini bile bile katletmemiş, 8. ve 4. ordudan arta kalarak dağınık şekilde kaçan askerler yine M. Kemal tarafından alınan yerinde tedbirlerle Halp'te toparlanmış ve oradan kalkarak Urfa-Antep güzergâhı üzerinden Adana'ya kadar getirilebilmiştir.

Cevabın faydalı olduğu dilek temennisi ile...

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

İŞTE BAŞKA BİR KAYNAKTAN FİLİSTİN CEPHESİNE DAİR BİR KAÇ NOT DAHA:

"General Allenby, 30.000 kişi olarak düşündüğü Osmanlı kuvvetlerini yenmek maksadıyla, bu defa 460.000 kişilik bir kuvvet hazırlayarak, Yafa'nın kuzeyinde ve kıyı bölgesinden saldırıya karar vererek, kuvvetlerinin dörte üçünü burada toplamıştı . Bu hazırlıkları sezen ve İngilizlerin 19 Eylül sabahı saldırıya geçeceğini tahmin eden 7. Ordu komutanı M. Kemal, durumdan Sanders'i haberdar ettiği halde, ciddiye alınmamıştı. Böylece sadece kendi birliklerini hazır bir duruma getirmişti. 18 Eylül akşamı M.Kemal, gerekli önlemleri almış olduklarından emin olmak için, emrindeki iki Kolorduya komuta eden arkadaşları İsmet ve Ali Fuat'la telefonlaştı. Daha telefonu henüz kapatmıştı ki, İngiliz topçu bombardımanının ilk sesini duydu . Böylece İngilizler 19 Eylül 1918 günü büyük bir taarruza başlamışlardı. Osmanlı kuvvetleri bu saldırıya karşı zaman zaman çetin bir direnme göstermelerine rağmen, çekilmeye başladılar . Bu saldırılara M.Kemal Paşa' nın 7. Ordusu dayanırken, 8. Ordu cephesi ise yarılmıştı. Bunun üzerine de 7. ve 4. Ordular çekilmeye başladılar. Bu çekilme sırasında bile M.Kemal at sırtında düşmanla teması kesmeyerek, en son eratının yanında ve içinde bulunarak, ordusunu güzel bir düzen içerisinde geri çekmişti. Diğer yandan isyancı Arapların, Osmanlı ordusunu vurmaları buraların çok çabuk çökmesine sebep olmuştu. Arap yarımadasında, Araplardan sadece İmam Yahya'nın yönetimindeki Yemen, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalmıştı . İşte bu asilerden Emir Faysal kuvvetleri de güneyden ilerlemekteydi. Bundan sonra 25 Eylül'de Amman düşmüş ve 30 Eylül'de İngiliz kuvvetleri Şam yakınlarına kadar gelmişlerdi .
Fakat aynı gün Şam'ı savunacak komutanın ayrılıp gitmesi ve askerlerinin dağılması nedeniyle Şam elden çıkmıştı . Ayrıca Fransız ve İngiliz kuvvetleri denizden de donanma yardımı alarak, 8 Ekim'de Beyrut'a girdiler . Bundan sonra Yıldırım Ordularının Halep'te toplanması kararlaştırılmıştı .
Bu çekilme esnasında 7. Ordu da komutanının güçlü şahsiyetinin, sevk ve idaresi altında düzenli bir şekilde, düşmanı karşılayarak, şiddetli taarruzların önünde ezilmeden ve tertibatını bozmadan çekilmekteydi. M.Kemal, İngiliz baskısından dolayı değil, 7. Ordunun sağ kanadını koruyan 8. Ordu kalmadığı için çekilmekteydi. Kuşatılmaktan kaçınmak gerekiyordu. Böylece M.Kemal'in doğusundaki 4. Ordu da kuzeye doğru geri çekilmeye başlamışt. Bu çekilmenin yanı sıra M.Kemal, Halep'te düşmanla ve asi Araplarla yaptığı son muharebeyi de kazanmış ve düşmanın ilerlemesi 26 Ekim 1918'de sınırımızda tamamıyla durdurulmuştu..."

KAYNAK: http://tr.wikipedia.org/wiki/Sina_ve_Filistin_Cephesi

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

NOT: Yukarıda, bir önceki yorumumda yer alan; "M. Kemal, 8. Ordunun başına (Mersinli) Cemal Paşa'nın getirilmesine açıkça karşı çıkmış ve onun böyle bir durum için yetersiz olduğunu ifade etmiştir" cümlesinde yer alan Mersinli Cemal Paşa, 8. Ordunun değil, 4. Ordunun komutanıdır. 8. Ordu komutanı ise Cevat (Çobanlı) Paşadır. Düzeltir, sehven yaptığım bu yanlışlığı düzeltir, bütün okuyuculardan özür dillerim.

Adsız dedi ki...

Düşman Ordusu, 19 Eylül 1918′de Nablus güneyinde batıdan-doğuya doğru 8, 7 ve 4. Orduların savundukları mevzilere karşı büyük bir taarruz harekâtı başlatmıştır. M. Kemal’in başında bulunduğu 7. Ordunun kabul edilemez bir şekilde 8. ve 4. Ordulara haber vermeden ani bir surette geri çekilmesi, 8. ve 4. Orduların imhasına sebep olmuştur. Neticede Nablus Meydan Muharebesi olarak tarihe geçen bu çatışmalarda; Mareşal Liman Von Sanders’in Yıldırım Ordular Grubu bozguna uğramış, Cevat Paşanın 8. Ordusuyla kuruluşundaki Albay Refet (Bele)’in 22.Kolordusu imha olmuş, M. Kemal’in 7.Ordusuyla kuruluşundaki Ali Fuat Paşanın (Cebesoy) 20.Kolordusu ve Albay Ismet (Inönü)’in 3.Kolordusu ağır zayiat vermiştir.

Kaynak: Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

Sayın "Adsız",

Kaynak olarak gösterdiğiniz "Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4, Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi" adlı yayında, alıntı yaptığınız şekilde bir paragrafa rastlayamadım. Güvendiğiniz kaynaklar her halde sizi yanıltmış görünüyor. Bununla ilgili ekran görüntülerini bu bölümde yayınlamam teknik olarak mümkün olmadığı için makalenin en altına ekliyorum. Dilerim faydalı olur... Selametle...

Adsız dedi ki...

Sayı A.Hüsnü Sezgin, Ali beyin yazısına verdiğiniz cevapta:Sevgili kardeşim, bu gibi durumlarda kanıt, harbin sonunda yapılan soruşturmalarda aranır. Büyük harflerle vurguladığın üzere, M. Kemal, şayet o emri gerekli yerlere bildirmemiş olsa idi, "emre itaatsizlik"ten hakkında soruşturma açılırdı. Hakkında açılmış böyle bir soruşturma olmadığına göre ve Liman von Sanders bu hatıratı 1921 yılında sürgünde bulunduğu Malta adasında kaleme aldığına göre; verdiği emrin M. Kemal'ce yerine getirilmediğini de herhalde bu hatıratının bir yerine not ederdi diye düşünüyorum...demişsiniz.Soruşturma açılmamış olması o suçun işlenmemiş olduğunun delili olamaz.Liman von sanders 4. ve 8. kolordular ile irtibatı M.Kemal(7.k.o.) ile sağladığından emri iletip iletmediğini bilemez.Bunu tetkik edecek zamanı olmamış olabilir.19 eylül de düşman taarruzu başladı. 30 ekimde mondros ile birlikte von sanders gitmek zorunda kaldı.buna zaman bulamamış olabilir.Ayrıca : 1 Ekim'de Şam, 25 Ekim'de Halep düştü ve ardından 6 Ekim'de M. Kemal 7. Ordu komutanlığından istifa etti. Ordu bozguna uğramış toparlanması gerekirken şam düşerdüşmez istifa etmek sorumsuzca değil mi? yani henüz halep düşmemişken. Ayrıca m.kemalin istanbula izinsiz olarak döndüğü iddia ediliyor bu konuda ne dersiniz.

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

Sayın "Adsız" okur,

Şüphenize konu olan şey, L. V. Sanders'in verdiği çekilme emrini M. Kemal'in 4. ve 8. "Ordu"lara iletmediği ise, bu savaşın hemen akabinde, 31 Ekim 1918'de, Sanders, M. Kemal ile Adana'da buluşmuş ve sadrazam (ve aynı zamanda Harbiye nazırı) Ahmet İzzet Paşanın emri mucibince Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını M. Kemal'e devretmiştir. Yani, bozgun sonrasında Sanders ile M. Kemal birbirlerinin yüzünü bir daha hiç görmemiş değillerdir. Sanders'in kafasında dediğiniz şekilde bir takım şüpheler olsa idi, az evvel bahsettiğim bu devir-teslim işi için gerçekleşen buluşmada M. Kemal'e sorması gereken soruları zaten sorardı. Kaldı ki, bu devir-teslim işinin Adana'da gerçekleşmiş olmasının da ayrı bir özelliği vardır. O da; Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı genel karargâhının Adana'da bulunmasıdır. Musul Oteli olarak bilinen bir otelin genel karargâh olarak düzenlenen bir katında gerçekleşen bu görüşme, orada görevli diğer Alman ve Osmanlı askeri personelinin refakatinde ve nezaretinde gerçekleşmiştir. Yani sözün kısası, dediğiniz konularda şayet Liman von Sanders'in kafasında soru işaretleri vardı ise bunu gidermeye ve gerek görse idi M. Kemal hakkında soruşturma açmaya, bunu gerekçe göstererek devir-teslim işine karşı çıkmaya fırsatı da imkânı da vardı. Ayrıca Sanders'in İngilizler tarafından tutuklanması da, bu tarihten dört ay sonraya; 1919 yılının Şubat ayına rastlar. Yani "zaman bulmak" bakımından bir sıkıntı yoktur.

Gelelim M. Kemalin 6 Ekim'de istifa ettiği meselesine. Doğrudur, M. Kemal 7. Ordu komutanlığından istifa etmiştir ama bu istifa 6 Ekim 1918'de değil, 6 Ekim 1917 tarihindedir. Yani sizin kastettiğiniz tarihten bir yıl önce! İzinsiz olarak İstanbul'a döndüğü ise doğru değildir, zira istifası kabul edilmemiş ve 2. Ordu komutanı sıfatı ile izinli olarak 15 Ekim 1917'de İstanbul'a dönmüştür. Bu durumda, zamanı bir yıl kaydırmış olmanız, sizi onun Şam düşer düşmez istifa ederek orduyu başsız bırakmış olması gibi yanlış bir hüküm çıkarmaya sevk etmiş oluyor. Tam tersine onun Halep'teki savunması tarihe geçmiş bir savunmadır ve ordunun Adana'ya kadar derli toplu gelmesi onun dirayeti sayesinde mümkün olmuştur. Ayrıca şunu da ilave edelim ki, bu tarihleri internet üzerinden Atatürk kronolojisi diye aratarak doğrulatma imkânınız da vardır.

Sözlerimi şu küçük ama önemli bir hatırlatma ile bitirmek isterim: Gerek evrensel hukuk ilkelerine göre, gerekse İslam geleneğine göre insanlar hakkında sûizanda (kötü/olumsuz kanaatte) bulunmamak esastır. Daha açık bir deyişle, evrensel hukuk anlayışından bile baksak, ortada bir şüphe var bile olsa, bu sanığın lehine değerlendirilir. Hatırlatmama izin verin ki, eğer şayet Müslümanlardan iseniz de insanlar hakkında hüküm verirken "olabilir" tarzında hükümler çıkararak onları zan altında bırakmak, onlara bühtan(iftira) etmek anlamına da gelir ki, bu durum kul hakkına girer ve vebali de şüphesiz ki büyüktür.

Kafanızdaki soru işaretlerinin aydınlanmış olması dileği ile iyi günler dilerim...

Adsız dedi ki...

A.Hüsnü Sezgin: M.kEMAL İN ŞAM DÜŞTÜKTEN SONRA İSTİFA ETTİĞİNİ BEN DEMİYORUM "-20 Eylül 1918 tarihinde VI.Mehmet (Vahdettin)'in başyaveri Naci (Eldeniz) Bey'e bir telgraf çekerek Yıldırım Orduları Grubu'nun savaş gücünün kalmadığını bildirerek mütareke istemesini önerdi. Ayrıca yeni hükümette kendisinin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini istedi. 1 Ekim'de Şam, 25 Ekim'de Halep düştü ve ardından 6 Ekim'de M. Kemal 7. Ordu komutanlığından istifa etti. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandı ve ertesi gün öğle vaktinde yürürlüğe girdi."

Adsız dedi ki...

A.Hsnü.Sezgin sizin iddianıza göre 4. ve 8. ordu komutanları eğer, m.kemalin ilettiği emri adılarsa, bu durumda emre iteatsizlik ederek binlerce askerimizin şehid olmasına veya esir düşmesine sebep olmuşlardır. Acaba bu komutanlar hakkında liman von sanders paşa, emre iteatsizlik davası açmışmıdır? yok eğer açmamışsa bu o komutanların suçsuz olduğunu gösterir mi?........

Adsız dedi ki...

Sayın A.Hüsnü Sezgin: Benim "olabilir" şeklindeki ifadem m.kemal hakkında hüküm içermiyor. L.V.Sandersin yapmadığı bir işlemi neden yapmadığı hakkkındadır. Ayrıca bunda kul hakkı varsa ( ki bence yok) öyle sanıyorum ki bu sadece beni ilgilendirir.Ayrıca, şehid düşen ve esir olan insanların da kul hakları olduğunu ben de size hatırlatırım.

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

Sayın Adsız,

Yönelttiğiniz soruların cevaplarının yazımda ve daha önceki yorumlarınıza verdiğim cevaplarda zaten var olduğunu düşünüyorum. “Liman von Sanders diğer komutanlar hakkında emre itaatsizlik davası açmış mıdır, açmamış mıdır. Yok eğer açmamışsa bu o komutanların suçsuz olduğunu gösterir mi?” sorusu ise sizin varsayımınızdır. Zira, bu soruya verilecek cevap ister istemez “bana göre..” diye başlayacaktır. Fakat böyle düşünüyor olmanıza da elbette kimse bir şey diyemez. Ancak, cevabın “gösterir” ya da “göstermez” olması da netice olarak cevaplayanın kendi kanaatinden öte bir anlam ifade etmez. Netice olarak, eldeki delillerle hareket etmek durumundayız. Bundan ötesi artık sizin takdirinizdir. İyi günler dilerim.

A. Hüsnü Sezgin dedi ki...

NOT: Yukarıdaki okuyucu yorumlarına bakarak, bu konuyla ilgilenenlerin aşağıdaki adreslerdeki yazıları da gözden geçirmelerinde fayda olduğunu düşünüyorum. Zira, M. Kemal iddia edildiği gibi bir "hain" veya bir "İngiliz ajanı" idi ise, böyle bir durum kendini sadece Filistin cephesinde değil, diğer bir çok olayda da kendini göstermiş olurdu. Hem bunu anlamak, hem de Filistin cephesindeki bozgunun faturasını M. Kemal'e çıkarma kolaycılığına kaçılmadan önce bir de bu yazılara göz atılması faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

http://siyasetimilliye.blogspot.com.tr/2011/08/i-dunya-savasn-bize-kaybettiren-buyuk.html

http://siyasetimilliye.blogspot.com.tr/2011/08/bop-islamnn-modifiyeli-mucahitleri.html

Yorum Gönder

 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.