15 Mart 2013 Cuma

İngiltere Tarihi ile İlgili İlginç Bilgiler

Doğru mudur, yanlış mıdır bilinmez; ancak 1500'lü yıllar İngilteresiyle ilgili hayli enterasan bilgiler ve bazı deyimlerin çıkış noktası:

Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün, 1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:

* İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu. Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

* Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti.

Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.

Devamını gör...

Mesela dedik!..


Devamını gör...

14 Mart 2013 Perşembe

Yaşam ve Ölümün Sürekli Döngüsünde Ruh

Nikolai Levashov, Harkov Üniversitesinde Teorik Radyofizik alanında eğitim almış ve daha sonra Rusya ve ABD'de "geleneksel şifacılık" konusunda çalışmalarda bulunmuş ve 2012 yılında, 51 yaşındayken Moskova'da hayata veda etmiş ilginç bir adam.

Ateist olmasına rağmen materyalizme mesafeli duran Levashov, HAARP Teknolojileri kullanılarak dünya ikliminin değiştirilmesinden kayıp kıta Atlantis'e, evrensel şifa sırlarından antisemitizme kadar bir çok konuda konferanslar verip seminerler düzenlemiş ve aynı zamanda bu konularda kitaplar da yazmış ve bu görüşleri nedeni ile de bir çok cemaat, cemiyet ve topluluğun tepkisini çekmiş ve görüşleri aykırı bulunmuş bir insan.

Onun "yaşam ve ölüm döngüsünde ruh"a dair düşüncelerinden bir kesit içeren aşağıdaki videonun konuya ilgi duyanlara ilginç ve alışılagelmişin dışında fikirler sunduğuna inanıyor ve bu nedenle de burada paylaşıyorum.






Devamını gör...

10 Mart 2013 Pazar

Filistin cephesi hezimeti ve Mustafa Kemal Paşa'ya dair yeni bir belge daha...



"Mustafa Kemal Filistin cephesinden kaçtı mı?" başlıklı, iki bölüm halinde yayınladığımız belgelere dayalı yazı dizimize ek olarak yeni rastladığımız bir belgeyi de bugün yayınlıyoruz. 

Konu ile ilgilenen bütün "fikri hür, vicdanı hür" insanların rahatça kavrayabileceği tarihi gerçekleri ısrarla görmezden gelerek bu gerçekleri yüzsüzce çarpıtan ve Mustafa Kemal Atatürk'ü üstü örtülü bir şekilde vatana ihanetle suçlamaya kalkışan şartlanmış "İslamcı" ve sözde "Osmanlıcı"ların uydurduğu; "Filistin bozgunu"ndan Mustafa Kemal'i sorumlu tutmaya yönelik yalanlar, onların her türlü çabalarına karşılık asla tutmayacaktır. Uydurdukları yalanları tersyüz eden şahitli, belgeli gerçekler karşısında en ufak bir utanma belirtisi bile göstermeyeceklerinden emin bulunduğumuz bu zavallıları kendi kazdıkları kuyuda yalanları ile başbaşa bırakalım ve şimdi elimizdeki "anı/belge"yi olduğu gibi nakletmeye geçelim.

Savaşa dair anılarını yazan gazimiz, Antalya'lı İbrahim Sorguç (1897-1974). İstanbul'da, Öğretmen Okulu sınavlarını üstün başarı ile kazanarak okulun 3. sınıfından başlamaya hak kazanmışken, daha mezuniyet sınavlarını dahi vermeye fırsat kalmadan 1916 yılında askere alınmış ve bir yıllık askeri eğitimden sonra Filistin Cephesine gönderilmiş. Bu cephede, 8. Ordu emrinde çarpışan Sorguç, harp esnasında İngilizlere esir düşmüş. İki yıl süren esaretten sonra, Osmanlı ordusunun dağıtılması ile birlikte memleketine gönderilmiş ve hemen akabinde,  kurtuluş harbimizin başlaması ile yeniden cepheye koşmuş.

Sorguç'un "harp sandığı" özgün elyazmaları, emirnameler, pusulalar, fotoğraflar ve sair eşyaları ile birlikte sakladığı samimi günlükleri ailesi tarafından İş Bankası Kültür Yayınları yetkililerine teslim edilmiş ve sonucunda "bu defa ne için harp edeceğimi biliyorum" başlığı altında kitaplaştırılarak Mayıs 2010 tarihinde ilk baskısı gerçekleştirilmiş.

Devamını gör...

4 Mart 2013 Pazartesi

27 Mayıs'ın Konuşulmayanları...

Cumhuriyet tarihimizin önemli dönüm noktalarından biri olan 27 Mayıs İhtilaline dair son zamanlarda ortaya konan kimi belgeler, bu askeri el koymanın da dış bağlantıları olabileceği yönünde doğrusu ciddi şüpheler uyandırıyor.

Birbirinden ilginç ve önemli araştırmalara imza atan ve bunları kitaplaştıran tanınmış araştırmacı-yazar Cengiz Özakıncı, söz konusu ihtilale dair Cevizkabuğu adlı ve bundan 3-4 yıl önce yapıldığını düşündüğümüz bir açık oturuma telefonla katılıyor ve bugüne kadar hiç kimse tarafından dillendirilmemiş kimi bilgileri programın katılımcıları ve dinleyicileri ile paylaşmış bulunuyor. 

Özakıncı’ya göre, 27 Mayıs ihtilali 1959 yılının 2-12 Şubat tarihleri arasında, Almanya, Nüremberg’de konuşlu bulunan Amerikan 7. Ordusu karargahında planlanmıştır.

Özakıncı’nın konuşmasından kaydedebildiklerimiz şunlar:

1957 yılı sonlarında, 3. Ordu Komutanı iken Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanan Org. Necati Tacan’a 1958 yılı Temmuz ayında bir yolunu bulup niyetlerini açan Kur. Albay Sadi Koçaş, ondan maksatlarının hasıl olması için gerekli gördükleri Osman Köksal’ın Personel Daire Başkanlığı’na atanmasını istemiş, fakat kendisinden olumlu bir cevap alamamıştır. Akabinde Necati Tacan aynı ay içinde Konya-Ankara karayolunda seyahat ederken ani bir kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Özakıncı, bu ani vefatın 1956 yılında keşfedilen ve iz bırakmayan bir gaz tabancası kullanılarak gerçekleştirildiğini, merhumun halen Zincirlikuyu’da bulunan kabri açılarak buradan alınan kemiklerin analiz edilmesi halinde bu durumun tespit edilebileceğini söylüyor.

Devamını gör...

28 Şubat 2013 Perşembe

Cici Demokrasinin Uysal Ordusu



Bizde, eve yeni dahil olan üvey anne ya da babaya mizahi anlamda malûm “cici anne, cici baba” denir. 

Bu ortalığı inleten “ileri demokrasi” naralarını duydukça doğrusu aklımıza hep bu deyiş geliyor. Demek ki, memleketin eski demokrasisi öldü, yerine ise yepyeni bir “demokrasi” geldi, öyleyse hepimizin gözü aydın olsun!..

O halde artık bu tebrikattan sonra yazımıza şu tespitleri yaparak başlayabiliriz:

Kapitalist emperyalizmin toplu, tüfekli bir işgalden daha az masraflı ve daha etkili bir silah olan “kitlesel algı yönetimi” yöntemini keşfedişinden bu yana, üçüncü dünyaya dayattığı “demokrasi(!)” anlayışından aldığı verim beklediğinin de üstün oldu.

Toplumlar için yegâne kurtuluş yolu olarak önerdiği “(liberal) demokrasi” anlayışını zamanın gereklerine göre kendi çıkarları doğrultusunda uyarlamakta son derece ustalaşmış bulunan bu zihniyet, ağına düşürdüğü milletleri bu yolla yolmaya ve yoğurmaya devam ediyor.

Devamını gör...

14 Kasım 2012 Çarşamba

"Ekmeği karneye bağlayan CHP" ve söylenmeyen gerçekler...

Bugünkü iktidar ana muhalefet partisine hemen her çatışında; "siz ekmeği karneye bağlayan, milleti aç bırakan" bir partisiniz diyor ya, bunun doğruluğuna derhal iman edenlerin çokluğunu da görünce CHP adına değil ama bir hakkı teslim etmek adına, bildiğimiz ve o günleri bire bir yaşamış büyüklerimizden duyduğumuz gerçekleri derli toplu bir araya getirerek paylaşmak artık şart oldu.

CHP'nin halkı ekmeğe muhtaç edecek kadar kötü bir hükumet olduğunu vurgulamak için ikide bir bu iddiayı öne sürenler, ekmeğin karneye bağlanma kararının dünyayı adeta bir ateş topuna çeviren II. Dünya Savaşı nedeni ile alındığı gerçeğini gizlemeyi nedense tercih ediyorlar. Yani şu an maazallah bu çapta bir savaş çıksa, acaba kendileri ne gibi tedbirler alırlardı, o da ayrı mesele! 

Gerçi bütün bunlat elbette bilinmeyen şeyler değil ama her biri başka bir yerde, parça-bölük yazıldığı ve derli toplu bir araya getirildiğine en azından benim şahit olamadığım için, bu hususu konu başlığımız çerçevesinde toparlamaya çalışacağım.

Şu kadarını söyleyelim; burada "unutulan" diyemeyiz ama özenle unutturulan bir ayrıntı var. Siyaset yapmak uğruna, bir tarihi gerçekliğin nasıl çarpıtıldığına dair ibretlik bir örnek olmaya aday bir konu olan bu olayın gözlerden kaçırılmaya çalışılan o ayrıntısı ise işte şurada:

1933'de Almanya'da iktidarı ele geçiren Hitler, o tarihten itibaren ülkesini savaşa hazırlamaya başlamış ve bu amaçla ihtiyaç duyduğu hammaddeleri süratle ülkesine ithal etmeye başlamıştı. Bu maddelerden biri de ziraî adı "sorgum" olan, halk arasında ise "akdarı" ya da "cin darısı" olarak bilinen bir tahıl cinsiydi. Zira, akdarı depolanmaya dayanıklı bir tahıldır ve ondan elde edilen un ile yapılan peksimetler de yine aynı şekilde uzun süre dayanan, besleyici özelliği yüksek bir yiyecektir.

Devamını gör...

17 Ekim 2012 Çarşamba

"Darwin'in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı"

Evrim Teorisi konusundaki tartışmalar aralıksız devam ediyor. Bu tartışmaların bilimsel argümanlar üzerinden yapılmasının insanlık adına yararlı sonuçlar doğuracağına ise şüphe yok. Pennsylvanya'da bulunan Lehigh Üniversitesi'nde biyokimya profosörü olan Michael Behe, "Akıllı Tasarım Teorisi" (Intelligent Design) ile Darwinci bilimadamlarının kafalarını bir hayli karıştırmış durumda. Onun görüşlerini içeren aşağıdaki makalenin bu konuya meraklı okuyucular için de ilginç olabileceğini düşünüyoruz.  



AKILLI TASARIM (INTELLIGENT DESIGN) TEORİSİ 

ABD deki devlet okullarında Darwin in evrim teorisine alternatif olarak okutulması tartışılan Akıllı Tasarım, son 15 yıldır giderek güçlenen ve büyüyen bir teori.

Gücünü de, Darwinizm in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor. Aslında bu konudaki tartışmanın başlangıcı 150 yıl öncesine uzanıyor. Darwin in 1859 da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabından bu yana, biyolojideki temel kuram, canlıların doğal seleksiyonun ürünü olduklarını öngören evrim kuramı oldu. 20. yüzyılda Darwinizm e genetik ışığında getirilen yeni yorum, doğal seleksiyona bir de mutasyon mekanizmasını ekledi.

Ancak bu iki mekanizmanın, yani doğal seleksiyo ve mutasyonun, canlılığın tek kaynağı olduğu yönündeki geleneksel anlayış, son yıllarda önemli eleştiriler alıyor. Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde "tasarlayıcı bir aklın" olduğunu savunuyorlar. Bu anlayış son yıllarda yeni bir teoriyi de beraberinde getirdi: "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) teorisi. Time dergisinin 12 Ağustos 2005 sayısının da kapak konusunu oluşturan teori, halen ABD de ateşli bir tartışmanın odak noktası.

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.