1 Aralık 2009 Salı

Müdafaa-i Hukuk nedir?

Mustafa Kemal Palaoğlu, Müdafaa-i Hukuk anlayış ve örgütlenmesini özünden kavrayan ve bu kavrayışı en açık biçimde ifade eden aydınların başında gelir. Müdafaa-i Hukuk Saati adlı yapıtındaki saptamalar, bu hareketin gerçek niteliğini ortaya koyan belirlemelerdir. Palaoğlu, Müdafaa-i Hukuk'u şöyle tanımlar: 'Müdafaa-i Hukuk, devlet kuran, hatta kendisi bizatihi devlet olan bir milli mücadele hareketidir. Siyasi bir harekettir. İstanbul'daki fırkaların ve o anlamda particiliğin dışında ve üstünde, kendisi başlı başına siyasi bir harekettir. İçinden iki meclis (Osmanlı meclisi ve TBMM), bir meclis gurubu ve bir siyasi parti (Halk Fırkası) çıkarmıştır...


Müdafaa-i Hukuk bir ideolojidir, onun dinamik niteliği de budur; bir dünya görüşü, bir yaşam biçimidir. Müdafaa-i Hukuk bir kamu vicdanı hareketi, bir namus hareketidir: Buna Müdafaa-i Hukuk ruhu diyoruz. Atatürk bu ruhu 'milli vicdan' ve onun oluşturduğu cepheye 'namus cephesi' diyor. Müdafaa-i Hukuk bir hareket, bir eylem. O ruh, yerel ya da bölgesel hareketleri başlatıyor... Müdafaa-i Hukuk bir örgüttür. Dağınık,

Devamını gör...

60 Hafızın Duası Bir Suriyeli Ananın Bedduasını Siler mi?




12.05.2012

Teolojik bir soru ile karşı karşıyayız...
Sizin cevabınızı merak ediyoruz..
Suriye'de bizimkilerin CIA ve şurekası ile birlikte her türlü silahlandırdığı, kışkırttığı, "muhalif" sıfatı ile pazarlanan teröristlerin, dün Şam'da gerçekleştrdikleri bombalı saldırı sonucu 55 kişi hayatını kaybetti. 

Bunun 24'ü, o sırada geçmekte olan okul otobüsünün içindeki çocuklardı. 
Gelen haberlere göre,  bölgede toplanan kalabalık, "Çocuk katili Erdoğan" diye slogan atmaya başladı. 
AKP'nin "sıfır sorun politikası", 24 çocuğun ölümü ile yeni bir dip yaptı. Erdoğan, "çocuk katili"damgasını yedi.
Bir insanın ülkesinin Başbakanının bu damgayı yemesi her vatandaşı için utanç vericidir.En azından utanma duygusu ve Allah'tan korkusu olanlar için, o 24 çocuğun ölümü ile 10. dereceden bağlantınız olması bile insanı kahreder. 


O 24 çocuğu öldüren bombayı kullananları sizin eğitmiş olma ihtimali, o bombanın sizden gitmiş olma ihtimali ve bir ülkeyi 24 çocuğu bir kalemde öldürecek kadar karıştırmış olma insanı kahreder. 


Allah'tan korkusu olanı kahreder; Allah'tan değil ama insanlığından korkusu olanı da. 


Bir tarafa koyun bu 24 çocuğun katlini ve aşağıdaki haberi okuyun...


Turktime'den Talat Atilla'nın haberine göre , 60 hafız Başbakanın başarısı ve sağlığı  için 24 saat  Kuran okuyormuş. 


Wikileaks'in yayınladığı ABD diplomatik yazışmalarında yeralan Tayyip Erdoğan'la ilgili, yakınındaki bir ismin tespitini tekrar hatırlayalım:


"Tayyip Erdoğan Allah'a inanır fakat güvenmez"


Başarısı ve sağlığı için 60 hafızın sürekli Kuran ve muhtelif dua okuduğu bir insan Allah'a güvenmeyen bir insandır. 


O kadar ki, kendi nefsi ile başbaşa kaldığı anlarda edeceği duanın yeterliliğine güvenmediği için, başkalarının toptan duasından medet uman, muhasebeci bir zihniyetin göstergesidir. 


Allah nezdinde değerinden emin olmayan, bu tereddütünü başka yollarla kapamaya çalışan bir korkunun dışa vurumudur. 


Tayyip Erdoğan, günahlarının o kadar farkındadır ki , kendi cenneti için 60 hafızın yardımına ihtiyaç duymaktadır. 


Yetecek midir?


Başlarken bir teolojik soru ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmiştik...


O soru şudur:


60 hafızın 24 saat duası, teröristlerin bombası ile çocuğunu kaybeden bir Suriyeli ananın "Çocuk Katili Erdoğan" bedduasının etkisini siler mi?


İslam'a muhasebeci toptancı bakış açısı ile yaklaşanlar bunun hesabını yapabilir. 


60 hafız yetmiyorsa, bir 60 hafız daha yığalım diye düşünebilir. 


Günahlarının farkında olan biri, 60 değil 666 hafızdan da medet umabilir. 


Ama; dün Suriye'den teröristlerin bombası ile ölen o 24 çocuğun ölümü ile uzaktan bile alakası olan biri; bütün hafızları 24 saat adına Kuran okusa bile, o tek günahın altında ezilir. 

Erdoğan'a bu saatten sonra Amel Defteri'nin hangi omuzunun üzerinden verileceğini beklemek düşer. 

Hangi omuzunun üzerinden verileceğini dair bir fikir yürütürdük ama biz Allah'tan 60 hafızdan medet ummayacak kadar korkarız. 


Açık İstihbarat







http://www.acikistihbarat.com/haberdetay.aspx?id=10044



Devamını gör...

24 Kasım 2009 Salı

HABERİNİZ OLSUN!

Şereflerini ve haysiyetlerini dünyalıkla değiştirmeye amade olanlara duyurudur:

BATI'nın servetinin, biliminin ve gücünün karşı konulamayacak kadar büyük olduğuna ve erinde veya gecinde bizim gibi 3. Dünya ülkelerinin(!) BATI'nın o güçlü(!) pençesinden kaçışı olamayacağına baştan iman etmiş olanların bir kısmı; "BATI'ya methiyeler düzerek 'kapınızda kul oluruz' yeter ki bizi dışlamayın" diye yalvarmakta, bir kısmı ise "Bu düzen böyledir, bunu ben mi değiştireceğim" diyerek mevcut ortamın şartlarına kendini uydurmakta, siyasetse siyasetini, ticaretse ticaretini, profösörse profösörlüğünü, büyük bildikleri BATI'nın çıkarları doğrultusunda kullanmakta hiç bir beis görmeyerek kendi "dünyalık"larını yapma yolunu seçmektedirler.

Binlerce değil onbinlerce yılla ifade edilen muhteşem bir birikiminin eseri olan ve asla kirlenmeden, lekesiz bir biçimde bugünlere kadar gelme becerisi gösterebilmiş TÜRK MEDENİYETİ'ni önemsiz sayabilecek kadar ferasetsiz olanların HAKİM (GÖRÜNEN) GÜÇ'e yaltaklanarak ondan medet ummaları, ibretle seyredilecek ve esefle anılacak bir durumdur.

Devamını gör...

23 Kasım 2009 Pazartesi

"SADAKAT" AMA HANGİ DAVAYA?

"Bu yazı; vatanlarına karşı kendilerini borçlu hisseden ve bu bakımdan takdir edilmesi gereken genç insanların iyi niyetlerini istismar eden ve gerçek niyetlerini ustalıkla gizleyerek, Türk gençliğinin gücünün asli görevlerini yerine getirmesini engelleyenlere karşı Türk gençlerini yeniden düşünmeye davet eden bir sesleniştir."



Sözüm, akılları bloke edecek kadar güçlü bir etki yapabilen, vatana ve millete sadakatı, bir partiye, bir siyasetçiye sadakatle bir tutabilen bu yapının "mağdur"larınadır! 

Söyleneni değil söyleyeni eleştirmek bu sendromun en bariz belirtilerindendir. Bu şuna benzer ki; insan vücudunu hasta eden şey kendisi değil, o vücuda giren mikroptur. 

Şimdi hemen sormak lazım: Hastalıkla mücadele hastayla mücadele anlamına nasıl gelebilir?

Bu bakımdan, söylenenlerin ne olduğuna bile bakmaksızın, söyleyene derhal hakaret etmek, söz konusu vatan olduğunda daha bir yıkıcı ve yaralayıcı olmaktadır. O halde; burada söyleyeceklerim ne şahsıma bir menfaat sağlamak için söylenmiş, ne de bir parti ya da bir grubun menfaati için söylenmiş sözlerdir. Sadece ve sadece vatan ve milletin menfaatini gözetmek için söylenmiş sözlerdir.

Gelelim sadede:

Devamını gör...

BUNU DA UNUTMADIK!

(Arada bir hafıza tazelemek gerekiyor ki, bizi bugünkü yaşadıklarımıza muhatap kılanları unutmayalım...)

Bugünkü gazetelerden bir haber:

Seçimden sonra her sıkıştığında verdiği destekle AKP’yi kurtaran MHP’ye eleştirilerin artması üzerine Mehmet Şandır, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, ” Kimse MHP’yi sopa olarak görmemeli “ demiş...

Mehmet Şandır’ın Hürriyet’te ” Sopa değiliz “ başlığıyla yayınlanan Süleyman Demirkan imzalı haberi şöyle:

Referandum konusunda AKP’ye verdiği sürpriz destekle gündeme gelen MHP’nin Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, AKP’ye öfke duyanların MHP’yi sopa olarak kullanmak istediğini savundu. *

" Milletin AKP’ye öfkesinin sözcüsü olmak istemiyoruz “** diyen Şandır, şunları söyledi:

Devamını gör...

17 Kasım 2009 Salı

Herkesin Türkiye’ye ihtiyacı var bir Türklerin yok!

.

Kabul etmekte kimsenin bir tereddüdü olamayacağı bir şey varsa o da dünyanın en güzel, en kıymetli ve buna karşılık da en çok göz dikilen, sahip olunmakta hemen bütün dünyanın can attığı, şu Gazi Anadolu'muzun bu mübarek topraklarının değerini; öyle görünüyor ki en az anlamış olan bizleriz!

Yine de ne mutlu ki, artık bu memlekette, bu vahim ve derin uykudan büyük bir silkinişle bir an önce uyanmak gerektiğinin farkına varmış olan insanlar var ve sayıları da her geçen gün biraz daha artıyor!

Biliyoruz ve artık eminiz ki, pek yakında bu milletin öz evlatları birbirine kaynaştıkça, önünü hiç bir bendin, hiç bir setin ve hiç bir kuvvetin kesemeyeceği, coşarak ve çağlayarak ilerleyen kutsal bir sel haline gelecek ve düşmanlarını mahvetmeden de durulmayacaktır. Coşkunluğu günbegün artan ve eninde sonunda düşmanını mahvedecek ve kahredecek bu milli selde bir damla olma şerefine nail olabileceklere şimdiden ne mutlu diyor ve Yeniçağ Gazetesi'nin değerli yazarlarından Sayın Hasan Demir'in makalesi ile sizleri başbaşa bırakıyorum:

Devamını gör...

14 Kasım 2009 Cumartesi

Amerikan gerçeği - Zeitgeist Belgeseli...

Adına "küreselleşme" denilen, rengârenk boyanıp, süslenen ve ona karşı çıkanların "gericilikle" ve "dünyayı anlamamakla" itham edildiği, onu reddetmenin "içine kapanmacı bir ulusalcılık/milliyetçilik" olduğu iddiaları defalarca, malûm medya vasıtaları ile hemen her gün adeta gözümüze sokulurcasına tekrarlanıp duran,  21. yüzyılın o en kutsal yalanını daha iyi anlayabilmek için...

Buyrun; size işin gerçek yüzünü gösteren 15 dakikalık kısa bir video:



Alternatif Link:

sinema - fragman - amerikan gerçeği - zeitgeist belgeseli | izlesene.com

Devamını gör...

6 Kasım 2009 Cuma

TÜRK, KÜRT, LAZ, ÇERKES...

.

Bir milletin unsurları içinden bazılarını seçip "ötekileştirmek" emperyalist zihniyetin çokça başvurduğu bir yoldur. Ve aynı yolu izleyerek Türkiye'nin de içten parçalanmaya çalışıldığı bir gerçektir. 

Bu anlamda, planlarının ilk aşamasında yapmak istedikleri ve bizlere söyletmek istedikleri şey şudur: "Kürtler!". 

Yani hepsi, yani ne kadar Kürt varsa tamamını kapsayacak bir nefret ve dışlama! 

Böylece, DTP/PKK'nın bütün Kürtleri temsil ettiğini ve bütün Kürtlerin tamamının "bölücü" ve PKK sempatizanı olduğunu otomatikman kabul etmiş olacak ve ona göre "onlar"a hasmane bir tavır içine girmiş olacağız. 

İçine girmemiz istenen tutum budur! 

Bu oyuna gelmemek gerekir. Bu işte suçlu olan kim veya kimlerse onları konuşacağız. "Kürtler"...diye başlayan cümleler kurmayacağız ve emperyalistler ve onların işbirlikçilerinin ekmeğine yağ sürmeyeceğiz.

Tabi, şimdi burada şu hataya da düşmemek lazım. Türk vardır, bir Türk ırkı da vardır ve Türkler tarihin en eski ve en köklü bir milletidir ve sosyolojik anlamda çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, çok geniş bir ailedir.

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.