Malûm, tarih, kendisinden bîhaber olanlara kendisini tekrar tekrar hatırlatmaktan bir an bile yüksünmüyor. Tıpkı II. Meşrutiyetle de yaşadığımız gibi, hakkın olan bir şeyi "avanakça" başkası ile paylaşmakla "huzur bulacağına" inanır ya da inandırılırsan, sadece o şeyi kaybetmekle kalmıyor, üstüne bir de canınla ve malınla da bedel ödüyorsun! Şimdi de olan bu değil mi?
İşte, değişen dünya koşullarında, Osmanlıya siyasal bir rota çizmek gerektiğinin farkında oldukları halde buna hazırlıksız yakalanan ve deneme-yanılma yöntemi ile işin içinden çıkmaya çalışan (ve haliyle çıkamayan) bir kadronun ümitsiz çırpınışlarını, bizzat teşkilatın içinden birinin kaleminden okumak, günümüzde, tarihin nasıl kendini tekrar ettiğini anlamak bakımından önemli.
Adam gibi adam Mehmet Akif ve günümüzün liderine koşulsuz şartsız biat etmeyi marifet belleyen ama aslında iktidarın nimetlerinden çöplenmeye can atan çakma vatanseverler!
Ya da Yiğit Bulut efendinin deyişi ile "Türkiye'nin genleşmesi"nin kısa hikayesi:
Başından beri söylediğimiz bu, Irak'ın kuzeyi önce Türkiye'ye katılacak (Nasrettin hocanın kazanı doğurtması misali), ortalık sevinçten "yeni Osmanlı" nidaları ile inleyecek. Zat-ı muhterem başkanlıktan aldığı yetki ile Diyarbakır'ı (aradaki 3-5 vilayeti de içine katarak) K.Irak'ın başkenti (ya da kendi deyişi ile "Güneydoğu'nun yıldızı") ilan edecek. Daha sonra da Barzani "vazgeçtim, ben oynamıyorum" deyince de Diyarbakır'da onunla beraber gidecek! Yani, daha önce kazanın doğurmasına sevinenler, sonrasında "yahu hiç kazan ölür mü" dahi diyemeyecekler!..
Barzani'nin iç politik hesaplara dahil edilmesinin arkasında yatan , yaşanan bayrak krizinin arkasında yatan, Neo-Osmanlıcılık fikrinin arkasında yatan, "bu gömlek Türkiye'ye dar geliyor!.." teranesinin altında yatan şey işte hep bu; Osmanlıcık gazı ile Türkiye'yi BOP projesine uygun olarak (kibar ve "bilimsel" ve cafcaflı deyiş ile) "yeniden dizayn" etmek!
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut'un 2013 yılında yaptığı konuşma :
Son zamanlarda, (siyasi ortamın müsaitliğinden de istifade ile) Mustafa Kemal Atatürk'e ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ne her cepheden saldıran kimi "beslemeler" ve bu beslemelerin sığ ve sloganvari yalanlarına kapılarak zehirlenen genç nesile mensup kimi meczup tabiatlı zavallılar, şuursuz bir öfke ile kendi ayaklarına kurşun sıkmaya devam ediyorlar. Apaçık bir şekilde önümüzde duran yakın tarih belgelerini dahi görmezden gelen, bu tarihi argümanları değerlendirme yetenek, iz'an ve vicdanından mahrum bulunduğuna şüphe duymadığımız bu güruhun önüne hangi belgeyi koyarsanız koyun, o yine bildiğini okumaya devam ediyor. Bu yüzden, ben bildiklerimi belgelere dayanarak paylaşıyor ve bu tipleri ikna etmek gibi kendime bir misyon yüklemediğimi bu vesile ile beyan etmiş oluyorum. Bu güruha verilecek en güzel cevabı, değerli (yasaklı) gazeteci Hayrullah Mahmud Özgür vermiş, buraya onun bir makalesinden ilgili satırları alıyor ve madem Mustafa Kemal'i beğenmiyorsunuz, öyleyse onda kusur aramadan önce, buyrun bunlara cevap verin diyorum: Devamını gör...
Daha önce de yazmıştık;
Enver Paşa'ya ilgi son zamanlarda bir hayli arttı.
İnsanların kendi tarihlerine olan ilgilerinin arttığını görmek gerçekten memnuniyet verici.
Lâkin, gönül isterdi ki, bu "ilgi", kimi malûm odakların samimiyetsiz ve maksatlı "sevgi"lerinden kaynaklanmamış olaydı!
Ama ne yazık ki birdenbire ortaya çıkan bu abartılı Enver Paşa sevgisi de böyle mihrakları ürünü, sakat bir sevgi!
Maksatları, bin türlü iftira ve çarpıtmalarla yıkamadıkları Mustafa Kemal'i, bu defa da yeni icat ettikleri bu yöntemle; onun Türk semalarında hâlâ parlamakta olan yıldızını sözümona körelterek ve onu bilhassa "milliyetçi" ve "Türkçü" kesimlerin gözünden düşürüp yerine Enver Paşa'yı koyarak, Türkler arasına böylece yeni bir nifak daha sokmaktır. Devamını gör...
Anayasal düzene tehdit, şimdi PKK’dan önce AKP iktidarından geliyor! Zaten dün de belirttiğimiz gibi Tayyip Erdoğan da Denizli’de “10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesiyle Türkiye’de bir dönem fiilen bitmiştir. Kimisinin 1876’dan, kimilerinin 1924’den, bazılarının 1946’dan başlattığı parlamenter sistem, 10 Ağustos’ta bir daha geri dönüşü olmamak üzere milletimiz tarafından bekleme odasına alındı” diyerek darbe yapmaya çalıştıklarını itiraf etti! Öyle bir kördüğüm ki çözmek için İskender’in kılıcı gerekiyor!
(Arslan Bulut/YENİÇAĞ)
Efendiler!
Bir millet mevcudiyeti ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi kuvvetleriyle alakadar olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak mevcudiyet ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz……
Ben, çok çetin tarihi koşullardan geçmek zorunda kalmış ve bu koşulları mükemmel bir şekilde analiz ederek “Müdafaa-i Hukuk İdeolojisi” sentezine ulaşmış ve aynı zamanda “BATI”nın yenilmez bir güç olmadığını fiilen ispat ederek ezilen ve sömürülen halkların önünü de açmış milli bir iradenin takipçisi olan bir Türk vatandaşıyım.
Tayyip Erdoğan'ın siyaset sahnesine yüklenişi hiç bir kula nasip olmayacak "ilahi tesadüflerle" doludur.
Normal şartlarda; oğlunun trafik kazasında öldürdüğü sanatçı Sevim Tanürek vakasından, Üsküdar Adliyesi'nde dondurulan kalpazanlık dosyasına kadar hiç bir siyasetçinin kaldıramayacağı bir bagajla siyaset sahnesine çıkmıştır. Baykal'ın attığı destekle siyasi yasağın kaldırılması da normal şartlarda açıklanamayacak bir "ilahi tesadüftür" Halbuki bunlar "ilahi tesadüf" değil, "Al-i tesadüftür".
Başlık biraz acaip oldu, farkındayım, lâkin daha önce "Sayın General"(*) başlığıyla yayınladığım yazımda; "Bana paşa deme...
"Allahsız Oğlu Allahsız"
Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat
Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;
Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...
Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..
Örgütün gizli ajandasını anlamamız için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:
1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.
2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı. Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.
3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.
4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.
Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.