Işık, yapılan ölçümlere göre vakum ortamda saniyede 299.792.458 m. yol almaktadır. Bu hız, cam, su gibi maddelerin içinden geçerken bir miktar azalmaktadır. FPS (Frame Per Second) adı verilen hızlı çekim kameraları sayesinde bir çok fiziksel olay aydınlığa kavuşturulabilmektedir. İşte aşağıdaki görüntü de saniyede trilyon kare film çeken bir FPS kamerası ile çekilmiş ve ışığın su dolu bir PET şişe içindeki yolculuğunu ağır-çekim izlemek mümkün olmuştur.

12 Mayıs 2014 Pazartesi
Ağır çekim ışık hızı
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Mayıs 12, 2014
0 yorum Etiketler: Bilim-Teknik

Posts Relacionados
8 Nisan 2014 Salı
Halkın tercihine saygı duymak?..
Bir seçim dönemini daha geçirdik ama görmediğimiz rezillik de "hamdolsun ki" kalmadı! Milli iradenin tezahür yolu olan vatandaş oylarının nasıl ve hangi rezil oyunlarla ve nasıl yüzsüzce gasp edildiğine bu defa daha da açık bir şekilde şahit olduk.
“Her iki kişiden biri” yalanı ile muhaliflerini ümitsizliğe düşüren sinsi bir propaganda tezgâhının nasıl işlemekte olduğunu bir kere daha ama bu sefer bütün açıklığı ile görme fırsatı bulduk.
İşin daha da vahim tarafı, vatandaşın hakkını arayabileceğin bir mercii de kalmadı!
Baştaki zat, kafası attı mı anayasa mahkemesi dahil hiç bir mahkemenin kararını takmadığını, takmayacağını ulu orta beyan etmekten bile artık çekinmez oldu!
İstenmeyen bir karar verenin "paralelci" damgası yemesi an meselesi!
Yani, mahkeme, kendi yanlarında ise mahkeme.
Hakim, savcı kendi yanlarında ise hakim, savcı!
Yani?
"Benim savcım, benim hakimim, benim valim..."
Yani?
"O da benim..., bu da benim!..
Kısacası:
"Ya benimsiniz, ya toprağın!.."
Fakat şu nüansa da dikkat:
"Ondan yana olmak" onu tatmin etmiyor!
Koluna taktığı bir saat gibi, ayağına giydiği bir çorap gibi kayıtsız şartsız onun olacaksınız!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Nisan 08, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye'nin demokrasisi

Posts Relacionados
28 Mart 2014 Cuma
Cehenneme giden yolun taşları böyle döşendi
Bütün bir ülke tüm dikkatini, koltuğunu muhafaza kaygısına düşmüş bir hükümetin adeta "can havli" ile sürdürdüğü seçim mücadelesine vermişken, ülkenin içine düştüğü "güvenlik zaafiyeti"nin boyutları da inanılmaz derecede vahim noktalara ulaşmış durumda!
İnternet ortamına her gün bir yenisi sızdırılan görüşmeleri "alçaklık" ve "ihanet" olarak nitelemekten öte elinden bir şey gelmediği anlaşılan "sağlam irade"(!), dün itibarı ile sızdırılan çok daha vahim bir kayıtla yeniden ama bu defa daha derinden sarsıldı!
Etrafını kuşatanlar tarafından "dünya lideri"(!) olarak ilan edilen başbakan ise-ne yazık ki, her zaman olduğu gibi bu defa da-bütün bunları yine birilerinin üzerine atarak yeniden "mağdur adam" kisvesine bürünmek kolaycılığını tercih etti. Halbuki, böyle bir "alışkanlığın" dünya liderliği ile bağdaşmayacağı gerçeğini bir an önce görmeli ve-geçtik dünya liderliğinden-hakiki bir lider gibi davranarak ve bütün sorumluluğu kendi üzerine alarak "gereğini" yapmalıydı.
Bunları not ettikten sonra, gelelim "cehenneme giden yollara" döşenen olan taşlara:
İçerdiği tehlikeden kaç kişinin haberi vardır orasını Allah bilir ama Türkiye ile Avrupa Birliği arasında, 16 Kasım 2013'de, Ankara'da, "Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ile Geri Kabul Anlaşması" adı altında bir anlaşma imzalandı. Ve bu anlaşma kamuoyuna yandaş medya tarafından "AB'den vize serbestliği müjdesi" mealinde, yani "bir müjde gibi" duyuruldu!
Her konuda olduğu gibi bu konuda da zafer kazanmış komutan edası ile konuşan başbakan, o gün göğsünü gere gere şöyle demişti:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Mart 28, 2014
0 yorum Etiketler: Milli Güvenlik Meselelerimiz

Posts Relacionados
6 Mart 2014 Perşembe
Ah şu kahrolası paraleller!
Her biri bir hükümet düşürmeye yetecek skandalların ardı ardına patlaması dahi hükümeti ve ona fanatikçe bağlananları saplandıkları fikirsizlik batağından çıkışa iknaya maalesef yetmiyor!
Bu öylesine bir hal ki, bütün inançlarının bir şahıs üzerinde tezahür ettiğine inananlar için ortaya çıkan kimi gerçekleri kabullenebilmek, adeta tutunduğu dalı bırakırsa uçuruma düşeceğini gören bir adamın hissiyatına benziyor.
Tabii, bu arada, her şeyin farkında oldukları halde-Hayrullah Mahmud'un tabiri ile-"aman ağzımızın tadı kaçmasın" diyerek olayı geçiştirmeye çalışanları da unutmamak gerek!
Büyük bir iddia ile ortaya koydukları "Siyasal İslam" düşüncesinin dünyevî menfaatler karşısında bu kadar kolay bir hezimete uğraması aslında başlı başına ele alınması gereken bir olay. Siyaseten çoktan mevta olmuş bir iktidara kuru bir inatla hâlâ sunî teneffüs yaptırmak ve serinkanlılıkla durum muhakemesi yapmak yerine despotik kararlarla zaman kazanmaya çalışmak sağlıklı bir aklın eseri midir?
Cumhuriyetin kurucularına "iki ayyaş" diyerek laf dokunduranların bugün içine düştükleri durum "ayyaşlık"tan çok daha vahim! Güneri Cıvaoğlu'nun “3 metre patiska” başlığı altında köşesine aldığı hikaye-kendi deyimi ile-nasıl "cumhuriyet’i kuranların karakterini" yansıtıyor ise, bugün kendi mitinglerinde bile açılan "hırsız var" pankartları da halk nezdinde kendi düştükleri durumu aynı derecede yansıtmıyor mu?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Mart 06, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
14 Şubat 2014 Cuma
Denetimli İnternet: What fayda?
Emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın deyimi ile ülkenin başına gelen şu "kahredici perişanlık", sadece buna sebep olanların değil, milletin önüne de şüphesiz ki daha nice büyük faturalar koyacaktır. Hepsini yeniden sayıp dökmeyi insanın içi almıyor, fakat "ileri demokrasi" naraları ata ata memleketin getirildiği vaziyet ortada!
Artık saklanamaz bir hale gelmiş olan ve daha şimdiden dünyanın gelmiş geçmiş en büyük vurgunların biri olarak tarihe geçeceği anlaşılmış bulunan bir talan döneminin sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Şurası muhakkak ki, gayrı meşru işleri ilânihaye sürdürmeye yarayacak kusursuz bir plan yoktur. Bu gibi niyetler içinde ona buna tuzaklar kuranlar, bir gün hiç hesap edemedikleri bir biçimde kendi tuzak ve tezgahlarının kurbanları olurlar. İşte size ibretlik bir hadis:
“Kim bir zalime zulmünde yardım ederse, Allah o zalimi o yardım edene musallat eder”.
Ve nitekim şimdi olan da tam olarak bu değil midir?
Yıllardır ortaklaşa bir biçimde kurdukları tuzaklarla düşman ilan ettiklerini haksız ve hukuksuz bir biçimde, uydurma deliller, yalancı şahitler, illegal görüntü ve dinlemelerle saf dışı ettiklerini düşünenler, tam da bu ahlaksızlık orgazmının doruklarına ulaşmış ve zevkten dört köşe bir halde mayışmışlarken, "ortak"larından (ya da sevgili "partner"lerinden böğürlerine yedikleri bir darbe ile iki büklüm olmuş durumdalar. Bu da onları-beklenildiği gibi-daha da çılgınlaştırıyor ve çılgınlaştıracak.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Şubat 14, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye'nin demokrasisi

Posts Relacionados
17 Aralık 2013 Salı
“Çuval”daki Büyük Sır: ABD Taburunu Habur’dan Yasadışı Geçiren Komutan Kim?
Bugüne kadar muhtelif yönleri ile ele alınmış ve hakkında yüzlerce makale yazılmış da olsa hadisenin bire bir nasıl cereyan ettiği konusu tam anlamı ile açıklığa kavuşamamıştır.
Basılı medyada kendisine bir türlü yer bulamayan gazeteci Müyesser Yıldız, geçenlerde sosyal medya olarak tabir edilen paylaşım sitelerinden birinde konuyla ilgili bugüne kadar açığa vurulmamış bilgileri okuyucularıyla paylaştı.
Her ne kadar bizim "Süleymaniye Timi"mizin 'çuval baskını'na silahla karşılık vermemesinin bir nedeninin de vaziyetin kendi operasyon amacına uygun düşmemesi olduğu, asıl amacın o sıralarda Peşmerge tarafından yağmalanmakta olan tapu dairelerinde Türkmenlere ait tapu kayıtlarının dijital olarak kaydedilip kurtarılarak Ankara'ya ulaştırılması olduğu ve bu görevin de o esnada zaten başarıyla yerine getirilmiş bulunduğu söylenirse de, işin o tarafı başka bir yazının inceleme konusu olacağından biz bugün Yıldız'ın makalesinden hareketle; çuval hadisesinin oluş şekline dair beyan edilenlere bir göz atacağız:
Bu konuda Müyesser Yıldız şunları yazıyor:
"Yüzlerce asker, aydın, gazeteci, siyasetçi “darbeci, casus” olduğu gerekçesiyle hapislerde... Bugün Türk Milleti’nin başına geçirilen bu “çuval”ın temeli, 2003’te 1 Mart tezkeresi ile Süleymaniye’de Türk askerinin başına geçirilen “çuval” arasındaki dönemde atıldı. Bu kesin, ama tam olarak neler yaşandığı hala büyük bir sır.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Aralık 17, 2013
0 yorum Etiketler: Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
5 Aralık 2013 Perşembe
Bir "Profesör Doktor"(!)un gözünden Türklük...
Profesörlük titri için geniş bir dünya kavrayışına sahip olmayı olmazsa olmaz bir gereklilik sayan bu veciz ifadeden sonra kendimize dönüp bakarsak, 80 ihtilali ile getirilen YÖK sisteminin elinde profesörlüğün ne hale geldiği, numuneleri ile ortada!
Bunlardan biri de geçenlerde 'Türk diye bir ırk yoktur' şeklinde bir söz sarfedip sonra da bunu 'millet tanımı ırka dayanmaz' şeklinde tevil etmeye, ardından da 'ırk olarak saysan Türkiye'de 55 milyon Türk çıkmaz!' deyip haklı çıkmaya kalktı!
Onun bu konuşmasını eleştirenlerin içinde meseleyi iyi niyet dairesinde ele alanların vardığı ortak kanı; hocanın meramını anlatmakta zorlandığı ve tabiri caiz ise "akım" diyecekken tam anlamı ile "b.kum" dediği idi.
Şimdi, bu hocanın "cemaat ekolü"ne mensup biri olduğunu bilmesek-ve onun "profesör doktor" unvanını bir kenara koysak-biz de benzer şekilde düşünürdük. Ne var ki bütün bunlar, kendi tarihine olduğu kadar dünyaya da bireysel bilgi ve deneyimleri ile değil, ancak kendini angaje ettiği bir "inanç" üzerinden bakabilen bir insanın içine düşmesi mutlak olan bir kafa karışıklığının tezahüründen başka bir şey değildir. Bir, "prof. dr." ne böyle bir hata yapar ve ne de böyle dile düşer!
Konunun "Türklük" yönü ile ilgili uzun tartışmalara girmeye elbette gerek görmüyoruz. Görüşümüzü daha önce kaleme aldığımız "TÜRK, KÜRT, LAZ, ÇERKES..." başlıklı makalemizde de yer aldığı şekli ile tekrar etmekle yetineceğiz:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Aralık 05, 2013
0 yorum Etiketler: Emperyalist Kültür ve Politikalar

Posts Relacionados
30 Kasım 2013 Cumartesi
"Faiz Lobisi" diyerek ortalığı ayağa kaldıranlar bunu nasıl bilmez?
Buna göre, enflasyonun ve faizlerin düşmesinden son derece rahatsız olan bu "lobi", "eski güzel günler"ini arıyor ve fahiş kârlar elde ettiği o günlere geri dönebilmek için hükumeti her fırsatta köşeye sıkıştırmaya çalışıyor!
Yani, bundan da anlamamız gerektiği üzere; sevgili hükumetimiz nereyi düzeltmek için el atsa karşısına adeta yedi başlı bir ejderha çıkmakta, bir başı kesse, yanı başında hemen ikinci bir baş belirmektedir!
Vatandaş olarak bizden beklenense, elinde çala kılıç, can-hıraş bir şekilde ve kan-ter içinde bu ejderha belası ile adeta efsanevi bir kahraman gibi mücadele eden başbakanımıza alkış tutmak ve ona minnet beslemekten ibarettir! Tabii bir de, ne, niye, nasıl sorularını asla sormamak ve aklımızın alamadığı kadar mühim olan bu meselelerde haddimizi bilip susmaktır!..
Bu efsanevi mücadeleyi(!) hayranlıkla seyredenlere iyi seyirler dileyelim ve bu ülkenin "sorunlu vatandaşları" olarak biz gerçeklere geri dönelim:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Kasım 30, 2013
0 yorum Etiketler: Ekonomi Yazıları

Posts Relacionados













