23 Kasım 2009 Pazartesi
"SADAKAT" AMA HANGİ DAVAYA?
Sözüm, akılları bloke edecek kadar güçlü bir etki yapabilen, vatana ve millete sadakatı, bir partiye, bir siyasetçiye sadakatle bir tutabilen bu yapının "mağdur"larınadır!
Söyleneni değil söyleyeni eleştirmek bu sendromun en bariz belirtilerindendir. Bu şuna benzer ki; insan vücudunu hasta eden şey kendisi değil, o vücuda giren mikroptur.
Şimdi hemen sormak lazım: Hastalıkla mücadele hastayla mücadele anlamına nasıl gelebilir?
Bu bakımdan, söylenenlerin ne olduğuna bile bakmaksızın, söyleyene derhal hakaret etmek, söz konusu vatan olduğunda daha bir yıkıcı ve yaralayıcı olmaktadır. O halde; burada söyleyeceklerim ne şahsıma bir menfaat sağlamak için söylenmiş, ne de bir parti ya da bir grubun menfaati için söylenmiş sözlerdir. Sadece ve sadece vatan ve milletin menfaatini gözetmek için söylenmiş sözlerdir.
Gelelim sadede:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Kasım 23, 2009
0 yorum Etiketler: Milli Birlik Yazıları

Posts Relacionados
BUNU DA UNUTMADIK!
Bugünkü gazetelerden bir haber:
Seçimden sonra her sıkıştığında verdiği destekle AKP’yi kurtaran MHP’ye eleştirilerin artması üzerine Mehmet Şandır, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, ” Kimse MHP’yi sopa olarak görmemeli “ demiş...
Mehmet Şandır’ın Hürriyet’te ” Sopa değiliz “ başlığıyla yayınlanan Süleyman Demirkan imzalı haberi şöyle:
Referandum konusunda AKP’ye verdiği sürpriz destekle gündeme gelen MHP’nin Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, AKP’ye öfke duyanların MHP’yi sopa olarak kullanmak istediğini savundu. *
" Milletin AKP’ye öfkesinin sözcüsü olmak istemiyoruz “** diyen Şandır, şunları söyledi:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Kasım 23, 2009
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
17 Kasım 2009 Salı
Herkesin Türkiye’ye ihtiyacı var bir Türklerin yok!
.
Yine de ne mutlu ki, artık bu memlekette, bu vahim ve derin uykudan büyük bir silkinişle bir an önce uyanmak gerektiğinin farkına varmış olan insanlar var ve sayıları da her geçen gün biraz daha artıyor!
Biliyoruz ve artık eminiz ki, pek yakında bu milletin öz evlatları birbirine kaynaştıkça, önünü hiç bir bendin, hiç bir setin ve hiç bir kuvvetin kesemeyeceği, coşarak ve çağlayarak ilerleyen kutsal bir sel haline gelecek ve düşmanlarını mahvetmeden de durulmayacaktır. Coşkunluğu günbegün artan ve eninde sonunda düşmanını mahvedecek ve kahredecek bu milli selde bir damla olma şerefine nail olabileceklere şimdiden ne mutlu diyor ve Yeniçağ Gazetesi'nin değerli yazarlarından Sayın Hasan Demir'in makalesi ile sizleri başbaşa bırakıyorum:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Kasım 17, 2009
0 yorum Etiketler: "Milli Birlik" Yazıları, Emperyalist bir argüman olarak "Kürtçülük"

Posts Relacionados
14 Kasım 2009 Cumartesi
Amerikan gerçeği - Zeitgeist Belgeseli...
Adına "küreselleşme" denilen, rengârenk boyanıp, süslenen ve ona karşı çıkanların "gericilikle" ve "dünyayı anlamamakla" itham edildiği, onu reddetmenin "içine kapanmacı bir ulusalcılık/milliyetçilik" olduğu iddiaları defalarca, malûm medya vasıtaları ile hemen her gün adeta gözümüze sokulurcasına tekrarlanıp duran, 21. yüzyılın o en kutsal yalanını daha iyi anlayabilmek için...
Buyrun; size işin gerçek yüzünü gösteren 15 dakikalık kısa bir video:
Alternatif Link:
sinema - fragman - amerikan gerçeği - zeitgeist belgeseli | izlesene.com
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Kasım 14, 2009
0 yorum Etiketler: Emperyalist Kültür ve Politikalar

Posts Relacionados
6 Kasım 2009 Cuma
TÜRK, KÜRT, LAZ, ÇERKES...
.
Bu anlamda, planlarının ilk aşamasında yapmak istedikleri ve bizlere söyletmek istedikleri şey şudur: "Kürtler!".
Yani hepsi, yani ne kadar Kürt varsa tamamını kapsayacak bir nefret ve dışlama!
Böylece, DTP/PKK'nın bütün Kürtleri temsil ettiğini ve bütün Kürtlerin tamamının "bölücü" ve PKK sempatizanı olduğunu otomatikman kabul etmiş olacak ve ona göre "onlar"a hasmane bir tavır içine girmiş olacağız.
İçine girmemiz istenen tutum budur!
Bu oyuna gelmemek gerekir. Bu işte suçlu olan kim veya kimlerse onları konuşacağız. "Kürtler"...diye başlayan cümleler kurmayacağız ve emperyalistler ve onların işbirlikçilerinin ekmeğine yağ sürmeyeceğiz.
Tabi, şimdi burada şu hataya da düşmemek lazım. Türk vardır, bir Türk ırkı da vardır ve Türkler tarihin en eski ve en köklü bir milletidir ve sosyolojik anlamda çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, çok geniş bir ailedir.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Kasım 06, 2009
0 yorum Etiketler: Milli Birlik Yazıları, Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
1 Kasım 2009 Pazar
17 Ekim 2009 Cumartesi
Teminatlarımız ve Güvencemiz!
.
Bu parti ve zihniyetlerin basiretsizlikleri nedeniyle Türkiye'nin başına musallat ettikleri dertlerden sadece biri olan türban konusu da dâhil olmak üzere kökten bir çözüm istiyorsak sorunlara kaynak olan bataklık ve ona su taşıyan kollar kurutulmalıdır.
AKP ve MHP hem sükûneti sağlamak hem de türban düzenlemesini savunmak için çeşitli dayanaklar öne sürdüler:
"AK Parti Hükümeti, Cumhuriyetin de demokrasinin de laikliğin de hukuk devletinin de teminatıdır, koruyucusudur". (Erdoğan, 29 Ocak 2008)
"MHP din ve vicdan özgürlüğü ile laikliğin teminatı, savunucusu ve koruyucusudur." (Bahçeli, 5 Şubat 2008)
AKP ve MHP'nin "biz laikliğin teminatıyız" demesi trajikomik gelmiş olmalı ki başta yargı olmak üzere üniversitelerden meslek örgütlerine, sivil toplum örgütlerinden rejime bağlı aydınlara kadar hiçbir kesim bu sözlere itibar etmedi, açıklamalar ardı ardına geldi…
Nasıl itibar edilsin ki!
"Demokrasinin teminatıyım" diyen AKP, -son uygulamasıyla- dini inancı öne sürerek bir kesime "ayrıcalık" vermek istemiyor mu? Kendi gibi düşünmeyen bürokrat yerinde kalabilmekte midir? Bırakın parti içinde muhalefet yapılabilmesini, AKP'ye muhalif yayın yapabilen kaç medya kuruluşu kaldı? AKP, kendine muhalif kişiye, kuruma yaşama şansı tanımakta mıdır? Görülmüş müdür? Yakınan köylüsünü "ananı da al git lan" diye kovan, ama kentte, köyde, mecliste, "yağma kültürünün" en ince maharetlerini göstermekten çekinmeyen bu "feodal kafanın demokrasi anlayışı"na güvenmek ne derece mümkündür!
AKP sadece demokrasinin teminatı olduğunu iddia etmiyor…"Laikliğin de teminatıyım" diyor. Ancak işin trajikomik yanı, AKP Genel Başkanı Erdoğan "Halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etme" suçu sabit görülerek 10 ay hapis cezasıyla hüküm giymiş, 4 ay da cezaevinde yatmış bir sabıkalıdır! İşte karşınızda laikliğin teminatı olan Erdoğan!
(1998 yılında aldığı ceza nedeniyle bitti denilen siyasî yaşamı CHP lideri Baykal'ın attığı "ip" sayesinde kurtulmuştu. Siyasilerimizin ip atma geleneğinin ne denli köklü olduğunu göstermesi açısından not edilmesi gereken bir detay)
Ayrıca AKP, "hukukun teminatı" olduklarını da iddia ediyor. İddia ediyor ama bir yandan da "Adli ve İdari Yargıda Hâkim ve Savcı Adaylığı Yazılı Sınav, Mülakat ve Atama Yönetmeliği"nde yaptıkları değişiklikle yeni hâkim ve savcı adaylarını "mülakat" ile seçmeye kalkıyor! Bu uygulamanın kadrolaşmayı amaçlamadığı iddia edilebilir mi? Bu uygulamanın amacı bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü yerine "AKP'ye bağımlı bir yargı ve parti çıkarlarının üstünlüğü" değil de nedir? (Yönetmeliğin uygulanması Danıştay tarafından durdurularak Anayasa mahkemesine başvuru kararı alındı, süreç hâlâ sonuçlanmadı…)
Ya MHP? MHP'nin "teminatları ve samimiyeti" AKP'den çok mu farklı?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Ekim 17, 2009
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
10 Ekim 2009 Cumartesi
(S)açılımcılar Bu Röportajı Okusunlar
.
Enver Behnan’ın İlk Millet Meclisi Dersim milletvekili Diyap Ağa’yla röportajı (Yeni Gün, 27 Temmuz 1931)
“Bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım”.
“Biz Kürt değiliz, biz Türk’üz.”
“Türklük tehlikeye düştü. Kurtuluş Savaşı’na katıldım.”
“Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, kıymetini bilelim.”
Millet Meclisi’nin ilk azalarından Diyap Ağa’ya Karaoğlan’da rast geldim. Felaket ve zafer günlerinin bu bir hatırası olan bu aksakallı ihtiyara yaklaştım. Selam verdim ve kendimi tanıttım. Ertesi günü Natbantoğlu Hıfzı Bey’le beraber misafir kaldığı Kayseri Oteli’ne gittik. Otelin avlusunda bu tarihi şahsiyetle karşı karşıya idik. İri ak kaşlarını kaldırdı, mavi gözlerini gözlerime dikti:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Ekim 10, 2009
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak "Kürtçülük", Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados











