5 Ağustos 2009 Çarşamba

TÜRK KADINLARINA...


Tarihin akışı Türkleri kendine yeniden getirecek gibi görünüyor.
Bir takım batıl inançları sanki müslümanlığın gereği buymuşçasına bu millete dayatmaya çalışan zihniyet, Türk kadınlarının ikinci sınıf, güçsüz ve aciz olması için olanca gücünü harcasa da, binlerce yıllık geleneklerinde daima erkekleriyle yanyana ve omuz omuza olmuş, at binmiş, ok atmış, kılıç kullanmış, mertlikte ve yeri geldiğinde sertlikte erkeklerinden asla geri kalmamış kadınlarımız, elbette ki kanlarının gereğini yapmada bugün de tereddüt etmeyeceklerdir.

Hangi hain düşünce onları bu olağan görevlerinden alıkoymayı umarsa umsun, kadınlarımızın bugünkü aldıkları tavırlar, Türklüğün binlerce yıldan bugüne kadar devam edip gelen milli terbiyesinden beklenen bir neticedir. O halde, asırların bozmaya güç yetiremediği bu gerçekleri göremeyen bir takım ahmakların başlarını Türklüğün yalçın kayalarına çarpmalarından biz sorumlu olmayacağız!

Türklüğün sarsılmaz gücünü nesilden nesile aktaran, şehadet mertebesini hak edebilecek evlatlar yetiştiren, gerektiğinde kendisi de vatanı için 'erkekçe' döğüşerek can verebilen bütün Türk analarına ve böyle bir analık vasfını daima içlerinde taşıdıklarını iyi bildiğim bütün genç kızlarımıza, en derin hürmetlerimi sunmaktan bir Türk evladı olarak şeref duyuyorum.


15-06-2007

Devamını gör...

3 Ağustos 2009 Pazartesi

EVET, BİR "SORUNUMUZ" VAR!
















Asıl sorun nedir ve sorumluları kim midir?

Mustafa Kemal Paşa gibi büyük bir adamı hakkıyla anlayabilmek kapasitesinden yoksun olan bütün siyasi iktidarlar ve onların mensuplarıdır!

1938'den sonra, kendilerine tertemiz bir şekilde bırakılmış "başı dik, alnı açık" Türkiye Cumhuriyeti'ni, "milletinin gücünü" küçümseyerek ve "batının gücü"nü daha yüksek görerek ve bu korkaklıkla, her hâl ve şartda "bir tatsızlık çıkarmamak uğruna" kendi meşru haklarımızı dahi dile getirmekten çekinenlerdir!

İşte böyle, çekine korka memleketin kimlerin eline geçmesine sebeb oldukları da malumunuzdur!

"Milletinden başka büyük tanımayacaksın, milletinin gücünden başka da bir güce dayanmayacaksın, ölüyor olsan kimseye el açmayacaksın! şayet bilebilirsen; bu aziz vatan ve üzerinde yaşayan milletin seni hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç etmeyecek kadar zengin, güçlü ve buna 'muktedir'dir"

Yerlerde sürüklenerek, şeref ve haysiyeti beş paralık edilmek istenen bu büyük millet'i elinden tutup kaldırarak medeni milletler içerisinde söz sahibi yapan ve kendisini övenlere: "Böyle bir sıkıntılı bir anda beni ortaya çıkaran bu millet değil midir? Beni de bir Türk anası doğurmadı mı? Öyleyse bunun şerefi bana değil bu millete aittir" diyebilecek kadar da tevazu sahibi olan bu büyük insanın o çok önemli fikirlerini iyice içimize sindirmeden bu belalı durumdan çıkmanın başka bir çaresi yoktur!

Öyleyse;

Memleketin şerefi ve namusu böylesine ayaklar altına alınmışken, bu genel şerefsizliğin yıkıntısı ve ezikliği altında, her TÜRK'üm diyene de bir pay düşer! Millete önderlik etmek üzere yola çıkmış insanların herhangi bir mazerete sığınmak gibi bir "lüks"leri yoktur! Netice değişmedikçe bütün söylenenler boştur! Bu milletin önüne bir iddia ile çıkmak basit bir iş değildir! Sözünde duramamak durumunda isen ve "bazı hususların seni aştığına" inanıyorsan ve her şeyden önemlisi, "samimi" isen milletinden özür dileyecek, işgâl ettiğin makamdan derhal çekilecek ve sıradan bir vatandaş gibi gücün yettiğince millet adına mücadeleye devam etmek istersen edeceksin! Yoksa durumu, "mış" gibi yaparak idare etmeye kalkışırsan bu millet sana her an ummadığın bir cevap verebilir ve öylece ortada kalakalırsın!

Bundan sonra ne mi yapacağız?

Ne yaptık da bu hale düştük? Önce onu sorgulayacağız!



Yani:
Bize yepyeni, ipoteksiz ve müstakil bir şekilde miras bırakılan bu mukaddes vatanın kıymetini ne yazık ki bilemedik! Bizler bu bin bir türlü nimetlerle dolu olan bu vatanda, bizi bizden olmayanları başımızda tutup yükselttiğimiz için, bugün yarı aç yarı tok yaşamaya mahkum bir şekilde, adeta kömürlüklerde yatıp kalkarken, onlar ve efendileri bizim sırtımızdan saraylarda yaşıyor ve bize hükmediyorlar! Allah'ın bahşettiği akıl nimetinden, bilgiden, bilimden, tarihten bîhaber yaşadık. Gün geldi; kimimizi sağcı ettiler, kimimizi solcu! Sen sünnisin dediler, sen de alevi...dediler de dediler! Ne olduğunu çok iyi bildikleri gücümüzle bize birbirimizi kırdırdılar! Çünkü bu millettin sahip olduğu cevherler birleşmemeliydi!

Bilirsiniz; bakır ve kalay yumuşak cevherlerdir! Ama yüksek bir ateşte bir arada erirlerse TUNÇ gibi sert ve dayanıklı bir maden haline gelirler!

TUNÇ olmak gerekli ama ben bakır olarak kalmak istiyorum demek gibi bir abeslikte inada hâlâ devam etmeyeceğiz! Bunda ısrar edenlere: Hangi paye, hangi makam ve hangi bedel vardır ki, bu vatana sıradan bir nefer olarak bile hizmet edebilmek şerefinden daha üstün tutulabilsin! diyeceğiz.

Öyleyse; Mustafa Kemal Atatürk’ün yaktığı o yüksek milliyetçilik ateşiyle yeniden bir araya gelip eriyecek ve TUNÇ haline, yeniden TUNÇ BİLEKLİ TÜRKLER haline geleceğiz.



Var mı başka yolu!




Devamını gör...

İŞİN ÖZETİ!













Mizah da olsa, hiç bir şey anlatmadığı iddia edilebilir mi?

Devamını gör...

HAKSIZ MI?

















Esir edilmiş beyinler, tıpkı bilgisayardaki yüklenmiş programlar gibi bir hafızaya sahiptir. Yüklenmiş programların sınırları içinde düşünebilirler. O beyinler artık bilgisayar gibi şifre kelimelerle açılır, şifre kelimelerle kapanır. Bu tür beyinlere zaten hitap edemezsiniz.

Çözüm, o beyinlerdeki "rem"i yükseltmektir. Bunun için de çok okumak, çok araştırmak, çok gezmek, bilenlerle sohbet etmek gerekir.

Fikir üretmeye gayret eden, doğruları, yanlışları tespit etmeye çalışan, bunu yaparken de kimseye ayrıcalık tanımayan bir insana, illa da "remini düşür, bizim gibi düşün, bizim gibi yaz, bizim gibi konuş" demek doğru mudur?


Arslan Bulut / Yeniçağ / 13.06.06

Devamını gör...

2 Ağustos 2009 Pazar

HAZİN BİR DİYALOG


Savunduğunuz şey her ne ise, elbette önce onu benimsemeniz ve o şey hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmanız olmazsa olmaz bir gerekliliktir ama ondan da önce onu sahiplenmeniz, bütün samimiyetinizle, yürekten ve " gerçekten" benimsemiş olmanız gerekir.


Aşağıda, genç bir Türk evladının okulundaki kimi Atatürk karşıtı insanlarla yaptığı tartışmalarda cevap veremediği(!) ve benim burada zikretmeye gerek görmediğim, M. Kemal hakkındaki malum ve aşağılık iftiralar için belge arayışına girdiğine dair aramızda geçen bir diyaloğu, bir durum tespiti yapmamıza yararı olur ümidi ile sizlerle paylaşma gereği duydum. Buyrun:


(Bir önceki, malum iftiraları içeren iletiyi atlıyorum ve diğer iletileri aynen yazıldığı şekli ile yayınlıyorum)


Alıntı:


Asıl İleti Sahibi Türk...


Arkadaşım bu konuda ben çok duyarlıyımdır.Konu Türklükse, Atatürk se ben elimdeki belgelerle olayı anlatmaya çalışırım .Çünkü sadece söz etkilemeye doğru olsa bile yetmiyor.Bu konuyu kasıtlı olarak açmadım.Gündemi de doldurmak gibi bir niyetim yok olamazda.Benim sizden istediğim konuyu arkadaşlara anlatırken belgeler sunmak.İlginiz için teşekkürler ...



Cevap:


KANITI DA BELGESİ DE BU MİLLETİN KENDİSİDİR, YOKTAN VAR EDİLEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ'DİR! AYRICA, DANGALAK VE HAİNLERİN BELGELERLE İKNA EDİLEBİLDİĞİNİ TARİH YAZMAMIŞTIR! BANA KALIRSA DUYARLILIĞINIZI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİN!

NOT: İLLÂ DA BELGE GEREKİYORSA ELİNİZİN HEMEN ALTINDA "İNTERNET" VAR, BİNLERCE, MİLYONLARCA BELGEYE ANINDA ULAŞABİLİRSİNİZ!




Alıntı:


Asıl İleti Sahibi Türk...


Kendiniz düşüncenizde haklısınız kendinize göre ama benim açtığım bu konuyla söylediklerinizin hiç bir bağlantısı yok.Milliyetçilik böyle basit konularla ölçülmez.Sonuçta öne sürdüğüm bir fikir yok.Sadece belge istiyoum dedim.Evet haklısınız örütağ var ama ben daha doğru bilgilere buradan ulaşabilirim umuduyla yazdım buraya.Tartsşmak yerine bana belge sunsaydınız bana yeterdi.Ama yapmadınız canınız sağolsun.Bu arada sonuna kadar Atatürkçüyüm.Bu konuda kasıtlı bir konu değildi.Teşekkür ederim verdiğiniz bilgiler için.Saygılar...

BAYRAĞI BAYRAK YAPAN ÜSTÜNDEKİ KANDIR;
TOPRAK, EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR...




Cevap:


Bütün iyi niyetimle ve bu konuda son kez şunları söylemek isterim.

1-Milliyetçilik bir ruh ve yaradılış meselesidir. Ölçüsü; ecdada ve vatana saygı, hürmet ve minnettir. Onları aşağılamaya kalkışanlara hakettikleri cevabı verebilmektir.

2-Evrensel hukukun en temel ilkelerinden birisi de; "Müddei iddiasını ispatla mükelleftir" sözüdür. Yani; "iddia sahibi iddiasını ispat etmekle yükümlüdür" Öyleyse bırakın bu aşağılık iddiaları ortaya atanlar, iddialarını önce kendileri ispat etsinler! Bizim aşağılık iftiralara cevap vermekle kaybedecek zamanımız yok!

3-Kaldı ki, bu söylenenler bir iddia bile değil sadece alçakça iftiralardır. Şayet iftiralarına devam ederlerse cevap olarak kendilerine belge değil başka bir şey "ibraz" edilir!

4-Türkiye Cumhuriyeti'nin nasıl ve hangi şartlar altında kurulduğunu yeniden gözden geçiriniz. Sıradan ve zaaflarına yenik düşmüş ve sûfli bir insanın böylesine olağanüstü işleri becerip beceremeyeceği konusunda kendi kafanızda yeniden bir sorgulama yapınız! Varacağınız hükme göre de zaten kendiliğinizden kimliğinizin nereye ait olduğu veya olması gerektiğini kolaylıkla anlarsınız!

Bilmem yeterince açık bir izahat oldu mu?



(10.06.2007)

Devamını gör...

1 Ağustos 2009 Cumartesi

TARİHTEN BİR EMİR VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...


























Yer : Çanakkale,
Tarih: 3 Mayıs 1915
Saat : 7.06'dan sonra




*TÜMEN EMRİ

*(5 maddeden oluşan tümen emrinin 5.maddesi...Tümenden bazı subayların ilave kuvvet istemeleri ve askerlerin çok yorgun olduğu gerekçesiyle emirleri yerine getirmekte zorlandıklarını ima etmeleri üzerine...)

Devamını gör...

29 Temmuz 2009 Çarşamba

BEYLER, KENDİNİZE GELİN!


Epeydir bir “sorun” lafıdır gidiyor. Yıllardır, gün 24 saat döne döne dillendirilen bu “sorun” yüzünden milletin kafası çorbaya döndü!

Yoktan var edilmesinde malum çevrelerin büyük menfaat umdukları bu sözde “sorun”a karşı kimi allameler “açılım” yaparak çözüm(!) arıyor, benim saf ve iyi niyetli kimi vatandaşlarım ise bu arsız dayatmalara karşı; “ama Atatürk; ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ demişti, ‘Ne mutlu Türk olana’ dememişti ki” diyerek, Türk olmanın adeta suçluluğu(!) altında eziliyor; “aslında biz de bu durumdan şaşkınız ama ne yapalım ki böyle” mealine gelecek savunmalar yapmaya çabalıyor. Öte yandan, isminin önüne sıralanmış sıfatlardan milletin medet umduğu kimi aydınlar(!) ise ; “Bu talepler ‘üniter’ yapıya aykırıdır” diye söze başlayarak daha ilk dakikada topu kendi kalelerine gönderiyorlar!

Devamını gör...

TÜRK MİLLİYETÇİSİ KİMDİR?



















Vatan diye toprağına sarılıp, komutanından, ölüm emrini gözünü kırpmadan bekleyen şu gazi Anadolu'nun kahraman evlatları, vatanlarının şerefi için gencecik yaşlarında toprağa düşerken, bunun mukaddes bir vazifenin icabı olduğuna dair en ufak bir tereddüt dahi göstermediler. Bayrağını ve hürriyetini mukaddes bilip korkusuzca ateşe atılan bu yiğit evlatların ruhları, iyi bilinsin ki bizim en büyük gücümüz, onların kanlarıyla ıslattıkları bu topraklar da bizim ilelebed mülkümüzdür! Yabancı uşaklarının bütün gayretleri, bu gerçeği değiştirmeye yetmeyecektir. Ölümden öte köy tanımayarak canlarını vatanlarının şerefi için feda etmekten çekinmeyen bu milletin aslan yürekli evlatları, bizim en büyük manevi varlığımız, onlara bu cesareti veren başkomutan da, bizim ebedi komutanımızdır.



Unutulmasın ki, "ya istiklâl, ya ölüm" emri, ne geçmişte kalmış bir emir, ne o büyük komutan, maziye terk edilmiş bir komutandır! Onun emirleri, bu millet için sonsuza kadar geçerli, onun fikirleri,  bu millet için ilelebed yolunu aydınlatacak ezeli bir ışıktır!

O halde kim, bu ülkenin namus ve şerefini ayaklar altında kalmaktan kurtaran o aziz şehitlere ve batının, kendi menfaati söz konusu olunca her türlü melaneti yapmayı mübah sayan "gücü" karşısında boyun eğmeyen Mustafa Kemal'e daimi bir şükran hissi beslemeyi kendisine bir görev sayıyor, vatanı adına yapacağı işleri ; cemaat, tarikat, ideoloji, mezhep, hemşehricilik, etnik milliyetçilik tuzaklarına ve taassubuna düşmeden sadece Türk milletinin varlığı adına yapmaya ahdediyor ve kim "milletinin esir yaşayamayacağına, esir yaşamaktansa ölmesinin daha yeğ olduğuna" gönülden iman ediyorsa, Türk odur, Türk milliyetçisi odur!


Vatanları için kâh çöl sıcaklarında, kâh dondurucu soğuklarda cepheden cepheye yetişmeye çalışırken genç yaşta canlarını veren bu mübârek toprakların yiğit evlatlarını bu vesile ile bir kez daha rahmetle anıyor, atalarına lâyık evlatlar yetiştirmekten bir an bile yüksünmemiş bu Gâzi Anadolu'nun sıradan bir evladı olmaktan her zaman gurur duyuyorum.





28.07.2009

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.