1 Ocak 2009 Perşembe
Kimliksiz, Karaktersiz bir Toplum ?
Ne ? Türk mü dedin ? Irkçı faşist seni...
Evet, artık ben Türküm demek sizi totoriter,otoriter,lotoriter faşist yapıyor.
Ama Kürdüm demek, lotoliter motoliter yapmıyor. Türküm dediğinde ırkçı olursun alimallah! Kürdüm dersen, demokrat, devrimci..vs..
Geldiğimiz süreç tam manasıyla budur.
BOP Projesi kapsamında, bölgenin tarihsel bütünlüğünü ve Haçlı Emperyalizmi karşısında “kimliksizleştirme” politikası nazarınca müdahale altına alınışı görmeksizin tavır sergilemek, bunu demokrasi, ya da herhangi bir ideoloji adına yapmak, mutlak manada işbirlikçiliktir.
Kimliksiz, vatansız, bayraksız bir din yarattılar. Bunun yarattığı konjonktürde, insanların durumu içselleştirebilmesi için teraneler uydurdular...
Türk dersen, totoriter, otoriter, faşist, ırkçı, despot rejimci olursun, ama Kürt dersen sorun yok.
Türk ulusu dersen Ergenekoncusun, Kürt ulusu dersen ilerici, demokrat aydın devrimcisin...
George Soros (Velid bin Muğire) ve Rotzchild (Ebu Cehil) ekseninde gelişen bu durum, bölgenin “bop” iklimine uyarlanabilmesi için öngörülmüş bir karakter inşası sürecinin neticesidir.
23 ülkenin sınırlarını belirleyen bu çerçevenin hakimleşmesi adınadır bu durum...
YAHUDİ HEGEMONYASI!
Osmanlı bölünmeden “küçük İsrail” kurulamazdı. Lakin İspanya’dan sürülen Yahudilerin Abdülhamit’ten talep ettikleri toprak karşısında aldıkları yanıt belliydi. Tarih boyunca, toplumsuz-kimliksiz yaşamış Yahudiliğin; siyasal düzlemde etkinleşmesi bu durumu bu hale getirmiştir. Kimliksizleşme, bu anlamda bir Yahudi projesidir.
Osmanlı bölününce “küçük İsrail” kuruldu. Türkiye bölününce de “büyük İsrail” kurulur. Evet, tüm proje bu eksende gelişmektedir. Büyük İsrail’in anahtarı, Türkiye’nin bölünmesinde gizlidir. Kimliksiz, bayraksız bir İslam; tipik bir YAHUDİ projesidir. Bu gaza gelmiş olanların, kendisini sığaya çekmesi gerekir...
ANAYASA VE TÜRKLÜK
Emperyalizmin konjonktürel talepleri gereği, yeni anayasa süreci “bop” projesinin bölgesel koşullarına uydurulmuş bir dışgüdümlü projedir. Bu minvalde, temel amaç; “Özerk Kürdistan” inşa etmektir. Bunun dışında hiçbir amaç yoktur.
Anayasa’dan Türklüğü kaldırmak ile, daha fazla Türklük vurgusu yapmak; bölünmeye teşvik edecek her türlü girişim, bu süreçte emperyalizme yarayacaktır.
Emperyalizm, bu coğrafyada , etnik ve dinsel temelde çatışma yaratarak; halkların birbirini kırmasını; akabinde bölge haritasının yeniden tartışılarak “bop sürecine uygun bir hal” almasını öngörüyor.
O halde, bu çerçevede tavır sergilemek; işbirlikçilik olacaktır...
ÜTOPYALARI RAFA KALDIRALIM!
Bir sosyalist için sınır, bütün dünyadır. Bir muvahhid (tevhid eri ) için de durum aynıdır. Benim memleketim tüm yeryüzüdür. Sınıflar, sınırlar lağv olmalıdır. Lakin bu hedefe ulaşabilmek için öncelikle emperyalizm ile mücadele edilmelidir. Çünkü, mevcut sınıf ve sınırları yaratan olgu odur.
O halde, ütopik ve insani istemlerimiz dahi; bugün emperyalizme yarayabilir. Bu hakikat gereği; dile getirilen “ilgili talepleri” konjonktürel politik tavır sahibi bir tutumla ele almalıyız.
Aksi takdirde, maşa, oyuncak oluruz...
EMPERYALİZM İLE SAVAŞINIZ!
Ben bir Türküm. Kürt benim gardaşım! Aynı evin bireyleriyiz. Ne Kürt kürtlüğünden, ne de Türk türklüğünden utanmamalıdır.
Haçlı namussuzluğu, yeryüzünü kendisine dar eden Türk Müslümanlara, Türk ve Müslüman oluşuna pişman etmeye çalışıyor. Türküm dediğinizde sizleri ırkçı, faşist diye yaftalayarak; bunu söyletmemeye çalışıyorlar.
En nihayetinde sınıfsız toplumu savunsam da; Türk olmaktan utanmıyorum. Çünkü Türk demek; “toprakta özel mülkiyetin olmayışı demektir.” Yahudilerin Osmanlı’ya yerleşmesi öncesinde; ahilik, tımar gibi sistemler üzerinden kamuculuk demektir. Kadim devletçilik demektir. Türk demek, doğrudan bunlar demek olduğundan, bugün Türk demeyi; soykırım, öldürme, barbarlık, otoriter, totoriter, dikta, dükta gibi zırvalar ile eşdeğer kılıyorlar.
Emperyalizm ile savaşmayana devrimci denmez! Akıllı olmamız lazımdır.
SOROSYALİSTLER!
Bu durumdan etnik ırkçılık çıkartanlar da var. Türkün tarihsel karakterinin bu yüzünü görmeyip, bunu etnik bir söyleme dönüştürmek de “emperyalizme yarayacaktır.” Haçlı kendisi ile savaşanlara Türk demiştir. Türk’ün kapsayıcılığını görmeyip, etnik bir karakter ile formülize etmek, bizzat sürece katkı sunar.
Aynı şekilde, emperyalizmin siyasetine karşı olup, felsefesine karşı olmamak gibi bir tutarsızlığı da eleştirmeliyiz. Çünkü bu tutarsızlık, bizzat aynı köklerden besleniyor. Emperyalizmin siyaseti ile savaşalım, felsefesi ile savaşmayalım düşüncesi, bir takım ifrat odaklarının varlık sebebi haline gelmiş görünüyor...
Düşünelim, akledelim ve mücadele edelim...
Eren ERDEM / AYDINLIK GZT. / 22 Aralık 2012
Devamını gör...
Evet, artık ben Türküm demek sizi totoriter,otoriter,lotoriter faşist yapıyor.
Ama Kürdüm demek, lotoliter motoliter yapmıyor. Türküm dediğinde ırkçı olursun alimallah! Kürdüm dersen, demokrat, devrimci..vs..
Geldiğimiz süreç tam manasıyla budur.
BOP Projesi kapsamında, bölgenin tarihsel bütünlüğünü ve Haçlı Emperyalizmi karşısında “kimliksizleştirme” politikası nazarınca müdahale altına alınışı görmeksizin tavır sergilemek, bunu demokrasi, ya da herhangi bir ideoloji adına yapmak, mutlak manada işbirlikçiliktir.
Kimliksiz, vatansız, bayraksız bir din yarattılar. Bunun yarattığı konjonktürde, insanların durumu içselleştirebilmesi için teraneler uydurdular...
Türk dersen, totoriter, otoriter, faşist, ırkçı, despot rejimci olursun, ama Kürt dersen sorun yok.
Türk ulusu dersen Ergenekoncusun, Kürt ulusu dersen ilerici, demokrat aydın devrimcisin...
George Soros (Velid bin Muğire) ve Rotzchild (Ebu Cehil) ekseninde gelişen bu durum, bölgenin “bop” iklimine uyarlanabilmesi için öngörülmüş bir karakter inşası sürecinin neticesidir.
23 ülkenin sınırlarını belirleyen bu çerçevenin hakimleşmesi adınadır bu durum...
YAHUDİ HEGEMONYASI!
Osmanlı bölünmeden “küçük İsrail” kurulamazdı. Lakin İspanya’dan sürülen Yahudilerin Abdülhamit’ten talep ettikleri toprak karşısında aldıkları yanıt belliydi. Tarih boyunca, toplumsuz-kimliksiz yaşamış Yahudiliğin; siyasal düzlemde etkinleşmesi bu durumu bu hale getirmiştir. Kimliksizleşme, bu anlamda bir Yahudi projesidir.
Osmanlı bölününce “küçük İsrail” kuruldu. Türkiye bölününce de “büyük İsrail” kurulur. Evet, tüm proje bu eksende gelişmektedir. Büyük İsrail’in anahtarı, Türkiye’nin bölünmesinde gizlidir. Kimliksiz, bayraksız bir İslam; tipik bir YAHUDİ projesidir. Bu gaza gelmiş olanların, kendisini sığaya çekmesi gerekir...
ANAYASA VE TÜRKLÜK
Emperyalizmin konjonktürel talepleri gereği, yeni anayasa süreci “bop” projesinin bölgesel koşullarına uydurulmuş bir dışgüdümlü projedir. Bu minvalde, temel amaç; “Özerk Kürdistan” inşa etmektir. Bunun dışında hiçbir amaç yoktur.
Anayasa’dan Türklüğü kaldırmak ile, daha fazla Türklük vurgusu yapmak; bölünmeye teşvik edecek her türlü girişim, bu süreçte emperyalizme yarayacaktır.
Emperyalizm, bu coğrafyada , etnik ve dinsel temelde çatışma yaratarak; halkların birbirini kırmasını; akabinde bölge haritasının yeniden tartışılarak “bop sürecine uygun bir hal” almasını öngörüyor.
O halde, bu çerçevede tavır sergilemek; işbirlikçilik olacaktır...
ÜTOPYALARI RAFA KALDIRALIM!
Bir sosyalist için sınır, bütün dünyadır. Bir muvahhid (tevhid eri ) için de durum aynıdır. Benim memleketim tüm yeryüzüdür. Sınıflar, sınırlar lağv olmalıdır. Lakin bu hedefe ulaşabilmek için öncelikle emperyalizm ile mücadele edilmelidir. Çünkü, mevcut sınıf ve sınırları yaratan olgu odur.
O halde, ütopik ve insani istemlerimiz dahi; bugün emperyalizme yarayabilir. Bu hakikat gereği; dile getirilen “ilgili talepleri” konjonktürel politik tavır sahibi bir tutumla ele almalıyız.
Aksi takdirde, maşa, oyuncak oluruz...
EMPERYALİZM İLE SAVAŞINIZ!
Ben bir Türküm. Kürt benim gardaşım! Aynı evin bireyleriyiz. Ne Kürt kürtlüğünden, ne de Türk türklüğünden utanmamalıdır.
Haçlı namussuzluğu, yeryüzünü kendisine dar eden Türk Müslümanlara, Türk ve Müslüman oluşuna pişman etmeye çalışıyor. Türküm dediğinizde sizleri ırkçı, faşist diye yaftalayarak; bunu söyletmemeye çalışıyorlar.
En nihayetinde sınıfsız toplumu savunsam da; Türk olmaktan utanmıyorum. Çünkü Türk demek; “toprakta özel mülkiyetin olmayışı demektir.” Yahudilerin Osmanlı’ya yerleşmesi öncesinde; ahilik, tımar gibi sistemler üzerinden kamuculuk demektir. Kadim devletçilik demektir. Türk demek, doğrudan bunlar demek olduğundan, bugün Türk demeyi; soykırım, öldürme, barbarlık, otoriter, totoriter, dikta, dükta gibi zırvalar ile eşdeğer kılıyorlar.
Emperyalizm ile savaşmayana devrimci denmez! Akıllı olmamız lazımdır.
SOROSYALİSTLER!
Bu durumdan etnik ırkçılık çıkartanlar da var. Türkün tarihsel karakterinin bu yüzünü görmeyip, bunu etnik bir söyleme dönüştürmek de “emperyalizme yarayacaktır.” Haçlı kendisi ile savaşanlara Türk demiştir. Türk’ün kapsayıcılığını görmeyip, etnik bir karakter ile formülize etmek, bizzat sürece katkı sunar.
Aynı şekilde, emperyalizmin siyasetine karşı olup, felsefesine karşı olmamak gibi bir tutarsızlığı da eleştirmeliyiz. Çünkü bu tutarsızlık, bizzat aynı köklerden besleniyor. Emperyalizmin siyaseti ile savaşalım, felsefesi ile savaşmayalım düşüncesi, bir takım ifrat odaklarının varlık sebebi haline gelmiş görünüyor...
Düşünelim, akledelim ve mücadele edelim...
Eren ERDEM / AYDINLIK GZT. / 22 Aralık 2012
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Ocak 01, 2009
0 yorum Etiketler: Seçilmiş Makaleler

Posts Relacionados
Bu da Kayıt Dışı Diplomasi!..
Kayıt Dışı Ekonomiyi Bilirdik De
Kayıt dışı ekonomiyi bilirdik de, kayıt dışı diplomasiyi bilmezdik… Çok şükür AKP iktidarında bunu da öğrendik… Hükümet kimle ne görüşüyor, görüşmelerinde taahhüt mü veriyor, görüşmenin amacı, içeriği nedir gibi soruların yanıtsız kaldığı, kayıt altına alınmayan bir görüşmeyi başka tarifle izah etmek mümkün değil maalesef... Kayıt dışı yapılan bu görüşmelerin milletten gizli yapılması bir yana, devlet geleneği ile bağdaşmayan uygulamaların gayretle devam ettirilmesi sonucunda yapılıyor olması da önemli...
İşte bu açıklamaya örnek teşkil eden son görüşme de, Başbakan’ın CIA Başkanı David Petraeus ile olan görüşmesidir… CIA Başkanı’nın açıklaması olmasa bunu da öğrenemeyecektik…
CIA Başkanı David Petraeus demişken, 2003’e dönmekte yarar var..
4 Temmuz 2003’te, Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye kentinde bulunan 11 Türk askerinin ABD askerleri tarafından başına çuval geçirilerek gözaltına alınıp, Süleymaniye’den Bağdat’a götürülmesi ve 60 saat sonra serbest bırakılması emrini veren,
Bu icraatından sonra ödül olarak önce Afganistan’daki NATO güçlerinin komutasına, sonrasında da ABD Senatosu tarafından CIA Başkanlığı’na atanan, görevine başlamadan önce de ilk ziyaretini 2011’in Temmuzunda Türkiye’ye gerçekleştiren Orgeneral Petraeus’u hatırlamakta yarar var…
Olaya önce devlet geleneği açısından bakarsak, CIA Başkanı’nın muhatabı MİT Müsteşarı’dır. Devletin itibarı ve düzeyi bakımından Başbakanın görüşmesine gerek yoktur… CIA Başkanına iletilmek istenen bir konu varsa, bu müsteşar aracılığı ile iletilir… Ancak ne var ki Başbakan, hem devlet geleneğine uymayarak hem de görüşmeleri gizli ve kayıt dışı tutarak CIA Başkanı ile görüşmüştür…
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ ın bu görüşmeye yönelik açıklaması ise şöyledir…
“CIA, dünyada dikkatle izlenen bir istihbarat örgütü… Ülkemizi ziyaret eden böyle bir kurumun başında olan kişiyle en azından MİT Başkanı’nın görüşmesi kadar, Sayın Başbakan’ın da sormak istediği konular varsa kendilerini kabul etmesinde bence hiçbir sakınca yok.”
O halde işin bir de esasına bakalım…
Bizim bildiğimiz, ziyarete gidenin bir maksadı, muradı vardır… Ya özlemiştir, özlemini giderecektir; ya herhangi bir talebi vardır, yerine getirilmesini isteyecektir; ya da bir derdi vardır, çaresini isteyecektir...
Yani, ziyarete gelen sizden bir şey ister, siz bir şey istemezsiniz… Hele de gelen CIA Başkanı ise…
CIA demişken bu noktada Prof. Dr. Nurullah Aydın’ın Küresel Güç Oyunları kitabından bir paragrafı aktarmak yerinde olacaktır…
“CIA; 16 bin ajanı, 4 milyar dolarlık bütçesi, ülke dışında binlerce ajanı ile 1940’larda kurulmuştur. CIA Başkanı George Tenet “Bizim işimiz gün geçtikçe teknolojik oldu ama görevimiz her zaman aynı. Biz casusuz, gizli işlerle uğraşırız, bunun için de gizli ajanlarla çalışırız.” derken, dost ya da dost olmayan ülke ayrımı olmadığını belirterek “ABD’nin yaşamsal çıkarları yalnız bize karşı olan ülkelerle değil, bizim için hiç tehlikeli olmayan dost ülkelerde de söz konusudur.” diyerek hedef belirlemesini net ortaya koymaktadır. “ (S.34-35)
Öyleyse, CIA Başkanı Petraeus’un ziyareti, bu bilgiler ışığında ve geçtiğimiz günlerde ABD Başkan Yardımcısı’nın Türkiye’ye gelip “İsrail’in güvenliği bizim için her şeyden önemli” sözleriyle birlikte değerlendirildiğinde CIA Başkanı’nın, Başbakan Erdoğan’la özlem gidermek için Türkiye’ye gelmediği anlaşılabilir… O halde taleple gelmiştir…
Peki nedir bu talepler?..
Ziyaretin kokusu yakında çıkar ama tahmin yürütmek hiç zor değil…
ABD Irak’tan çekilirken Irak’ın kuzeyini Barzani ve Talabani’ye bırakarak, Kuzey Irak’taki fiili duruma meşruiyet kazandırıp, Türkiye’nin başını belaya sokmuştu... Başı belada olan Türkiye aracılığı ile Arap Baharı’nı Suriye’de de açtırmak istiyor. Bir yandan da İran’ın nükleer füzelerine karşı Malatya’ya üs inşa ediyor. Kısacası, Ortadoğu uzun zamandır kaynayan kazan misali…
Dolayısıyla ABD, Mehmetçiğin Suriye’ye girmesini, İran’la Türkiye’nin çatışmasını ve sonuçta bölgede Kürdistan’ın kurulmasını ve bu sürecin hızlandırılmasını yani, kaynayan kazanı karıştıracak kevgir olmasını talep etmiş olabilir. Bu olası talepleri, CIA Başkanı, her ne kadar İmralı ile Kandil arasında iletişimi sağlayan mevkidaşı MİT Müsteşarı ile görüşüp iletmişse de; ABD yönetimi talebin, Başbakan Tayyip Erdoğan’a CIA Başkanı ajan Petraeus tarafından bizzat iletilmesini daha münasip görmüş olmalı…
ABD’nin Türkiye’ye münasip uygulaması budur da, bizim merakımızın ve sorumuzun muhatabı Başbakan’dır… O halde soralım…
Sayın Başbakan, CIA Başkanı ve ajanı, çuvalcı general David Petraeus ile yaptığınız bu görüşmeyi, milletin temsilcisi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak değil de BOP Eş Başkanı olarak yaptığınız için gizli tutmuş olabilir misiniz?..
Özlenen Deniz İNANÇ / 15 Mart 2012
Haberokur.com
Devamını gör...
Kayıt dışı ekonomiyi bilirdik de, kayıt dışı diplomasiyi bilmezdik… Çok şükür AKP iktidarında bunu da öğrendik… Hükümet kimle ne görüşüyor, görüşmelerinde taahhüt mü veriyor, görüşmenin amacı, içeriği nedir gibi soruların yanıtsız kaldığı, kayıt altına alınmayan bir görüşmeyi başka tarifle izah etmek mümkün değil maalesef... Kayıt dışı yapılan bu görüşmelerin milletten gizli yapılması bir yana, devlet geleneği ile bağdaşmayan uygulamaların gayretle devam ettirilmesi sonucunda yapılıyor olması da önemli...
İşte bu açıklamaya örnek teşkil eden son görüşme de, Başbakan’ın CIA Başkanı David Petraeus ile olan görüşmesidir… CIA Başkanı’nın açıklaması olmasa bunu da öğrenemeyecektik…
CIA Başkanı David Petraeus demişken, 2003’e dönmekte yarar var..
4 Temmuz 2003’te, Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye kentinde bulunan 11 Türk askerinin ABD askerleri tarafından başına çuval geçirilerek gözaltına alınıp, Süleymaniye’den Bağdat’a götürülmesi ve 60 saat sonra serbest bırakılması emrini veren,
Bu icraatından sonra ödül olarak önce Afganistan’daki NATO güçlerinin komutasına, sonrasında da ABD Senatosu tarafından CIA Başkanlığı’na atanan, görevine başlamadan önce de ilk ziyaretini 2011’in Temmuzunda Türkiye’ye gerçekleştiren Orgeneral Petraeus’u hatırlamakta yarar var…
Olaya önce devlet geleneği açısından bakarsak, CIA Başkanı’nın muhatabı MİT Müsteşarı’dır. Devletin itibarı ve düzeyi bakımından Başbakanın görüşmesine gerek yoktur… CIA Başkanına iletilmek istenen bir konu varsa, bu müsteşar aracılığı ile iletilir… Ancak ne var ki Başbakan, hem devlet geleneğine uymayarak hem de görüşmeleri gizli ve kayıt dışı tutarak CIA Başkanı ile görüşmüştür…
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ ın bu görüşmeye yönelik açıklaması ise şöyledir…
“CIA, dünyada dikkatle izlenen bir istihbarat örgütü… Ülkemizi ziyaret eden böyle bir kurumun başında olan kişiyle en azından MİT Başkanı’nın görüşmesi kadar, Sayın Başbakan’ın da sormak istediği konular varsa kendilerini kabul etmesinde bence hiçbir sakınca yok.”
O halde işin bir de esasına bakalım…
Bizim bildiğimiz, ziyarete gidenin bir maksadı, muradı vardır… Ya özlemiştir, özlemini giderecektir; ya herhangi bir talebi vardır, yerine getirilmesini isteyecektir; ya da bir derdi vardır, çaresini isteyecektir...
Yani, ziyarete gelen sizden bir şey ister, siz bir şey istemezsiniz… Hele de gelen CIA Başkanı ise…
CIA demişken bu noktada Prof. Dr. Nurullah Aydın’ın Küresel Güç Oyunları kitabından bir paragrafı aktarmak yerinde olacaktır…
“CIA; 16 bin ajanı, 4 milyar dolarlık bütçesi, ülke dışında binlerce ajanı ile 1940’larda kurulmuştur. CIA Başkanı George Tenet “Bizim işimiz gün geçtikçe teknolojik oldu ama görevimiz her zaman aynı. Biz casusuz, gizli işlerle uğraşırız, bunun için de gizli ajanlarla çalışırız.” derken, dost ya da dost olmayan ülke ayrımı olmadığını belirterek “ABD’nin yaşamsal çıkarları yalnız bize karşı olan ülkelerle değil, bizim için hiç tehlikeli olmayan dost ülkelerde de söz konusudur.” diyerek hedef belirlemesini net ortaya koymaktadır. “ (S.34-35)
Öyleyse, CIA Başkanı Petraeus’un ziyareti, bu bilgiler ışığında ve geçtiğimiz günlerde ABD Başkan Yardımcısı’nın Türkiye’ye gelip “İsrail’in güvenliği bizim için her şeyden önemli” sözleriyle birlikte değerlendirildiğinde CIA Başkanı’nın, Başbakan Erdoğan’la özlem gidermek için Türkiye’ye gelmediği anlaşılabilir… O halde taleple gelmiştir…
Peki nedir bu talepler?..
Ziyaretin kokusu yakında çıkar ama tahmin yürütmek hiç zor değil…
ABD Irak’tan çekilirken Irak’ın kuzeyini Barzani ve Talabani’ye bırakarak, Kuzey Irak’taki fiili duruma meşruiyet kazandırıp, Türkiye’nin başını belaya sokmuştu... Başı belada olan Türkiye aracılığı ile Arap Baharı’nı Suriye’de de açtırmak istiyor. Bir yandan da İran’ın nükleer füzelerine karşı Malatya’ya üs inşa ediyor. Kısacası, Ortadoğu uzun zamandır kaynayan kazan misali…
Dolayısıyla ABD, Mehmetçiğin Suriye’ye girmesini, İran’la Türkiye’nin çatışmasını ve sonuçta bölgede Kürdistan’ın kurulmasını ve bu sürecin hızlandırılmasını yani, kaynayan kazanı karıştıracak kevgir olmasını talep etmiş olabilir. Bu olası talepleri, CIA Başkanı, her ne kadar İmralı ile Kandil arasında iletişimi sağlayan mevkidaşı MİT Müsteşarı ile görüşüp iletmişse de; ABD yönetimi talebin, Başbakan Tayyip Erdoğan’a CIA Başkanı ajan Petraeus tarafından bizzat iletilmesini daha münasip görmüş olmalı…
ABD’nin Türkiye’ye münasip uygulaması budur da, bizim merakımızın ve sorumuzun muhatabı Başbakan’dır… O halde soralım…
Sayın Başbakan, CIA Başkanı ve ajanı, çuvalcı general David Petraeus ile yaptığınız bu görüşmeyi, milletin temsilcisi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak değil de BOP Eş Başkanı olarak yaptığınız için gizli tutmuş olabilir misiniz?..
Özlenen Deniz İNANÇ / 15 Mart 2012
Haberokur.com
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Ocak 01, 2009
0 yorum Etiketler: Seçilmiş Makaleler

Posts Relacionados
31 Aralık 2008 Çarşamba
Türk'ün Öfkesi; Devlet'in Aklı Erdoğan'ı Sahneden Çekecek
03.06.2013
Tayyip Erdoğan'ın siyaset sahnesine yüklenişi hiç bir kula nasip olmayacak "ilahi tesadüflerle" doludur.
Normal şartlarda; oğlunun trafik kazasında öldürdüğü sanatçı Sevim Tanürek vakasından, Üsküdar Adliyesi'nde dondurulan kalpazanlık dosyasına kadar hiç bir siyasetçinin kaldıramayacağı bir bagajla siyaset sahnesine çıkmıştır. Baykal'ın attığı destekle siyasi yasağın kaldırılması da normal şartlarda açıklanamayacak bir "ilahi tesadüftür"
|
Devlet, 1999 yılından itibaren küresel dinamiklerle eşgüdümlü bir dönüşüm projesine başlamıştır ve kendini revize ederken bu projeyi taşıyacak bir lider arayışına girmiştir. Bu lideri, toplumun çevre kesimlerini de sisteme dahil edecek karizmatik bir portre olarak Tayyip Erdoğan da bulmuş ve küresel ortaklarının da üzerinde uzlaştığı bir isim olarak Tayyip Erdoğan'ı siyaset sahnesine lider olarak Devlet taşımıştır.
Bu süreci ayrıntıları ile analiz eden yazımızı ; "Batı Bey'in Can Polat'ı"
başlıklı yazımızda bulabilirsiniz.
Belli bir süre , Devlet'in dönüşüm projesinde başarılı ile rol alan, Devlet'in günlük ihtiyaçları doğrultusunda şekilden şekile giren Tayyip Erdoğan rolünde palazlandıkça Pinokyo olduğunu unutmaya başladı ; kendini esas oğlan zannetmeye başladı.
Bu gidişatı görenlerden samimi olanlar, Tayyip Erdoğan'ı , gidişatı konusunda uyarırken;
onun karakterini çok daha iyi tahlil etmiş olan şeytani kanat, Çinlilerin aşağıdaki atasözüne uygun bir yaltaklanma kuşağı kurdular etrafında:
"Atı zayıf olanı, atının ne kadar güçlü olduğu konusunda övün, pohpohlayın. Bu övgülerin etkisi ile atını çok zorlayacak ve çatlatacaktır"
Ve çevresindeki yaltakçı kuşağı ile kendini padişah ve hatta peygamber zannetmeye başlayan Tayyip Erdoğan, hızını alamayıp atını çatlattı.
Bir ağaç ile başlayan olaylar, bir ormana dönüştü ve zamanında Devlet için bir kıymet ifade eden Tayyip Erdoğan artık Devlet ve küresel ortakları için bir risk olmaya başladı.
Üst siyaset odakları toplantı üzerine toplantı yapıyor.
Tayyip Erdoğan'ın gitmesi gerektiğini savunanlarla, "daha işimize yarar" diyenler arasındaki bilek güreşi sürüyor.
Kendisini halkın iktidar yaptığını zanneden Tayyip Erdoğan şimdide kendisini "çapulcu" diye nitelendirdiği halkın götüreceğini düşünüyorsa yanılıyor.
Halkın biriken ve sokaklara taşan öfkesi bu süreçte sadece bir araçtır.
Erdoğan'ı kim getirdiyse onlar götürecek ve bir taşla iki kuş vuracaklar:
1) Kontrolden çıkan adamlarını tasfiye
2) Yeni adamlarını Halk nezdinde sempatik kurtarıcı olarak lanse etme.
Bu yolda ilk işaretler geliyor.
İngiliz aklından nasiplenmiş Abdullah Gül; akıllı bir şekilde, Tayyip'in arkasına dolandı, köprüye getirdi ve çırptı bile.
Abdullah Gül'ün Tayyip Erdoğan'I arayıp, polisleri çekmesini sağladığı haberleri yayılıyor.
Ve bu akşam haberlere Tayyip Erdoğan'ın dört günlüğüne bir yurtdışına çıkacağı haberi ekranlara düşüyor.
Tahmin edersinzi ki; "Kaçıyor" nidaları gırla. Kaçıp kaçmadığı önemli değil.
Önemli olan, olayları önemsemediğini belli etmek adına yurtdışına çıkan Tayyip Erdoğan'ın hala kendini kandırıyor olması.
Bu olayların toplumsal zeminini küçümsüyor olsa dahi, jeo-politik arka planını küçümsememesi gereken Erdoğan'ın bu kritik konjonktürde dört gün ülkeden uzaklaşması, üst siyaset odaklarına istediği alanı açacaktır.
Daha da önemlisi, #diktatörkaçıyor hashtagini uluslararası arenaya taşıyacaktır.
Zamanında Devlet için bir değer ifade eden Erdoğan'ın gittikçe kontrolsüzleşen portresi artık o Devlet için bir risktir.
Son olaylar bu riski somutlaştırarak, ikna olmayanları da ikna olma noktasına getirmiştir.
Ekranlara düşen 4 günlük Fas-Tunus gezisi, Erdoğan'a üst siyaset odaklarının yapacağı "çekil" çağrısının kamuoyuna yansımış şeklidir.
Türkiye'de siyaset kartları yeniden karılıp, dağıtılırken; bu yeni kart setinin jokeri Abdullah Gül olacaktır.
Tayyip Erdoğan'ı ne AKP gençlik kolları, ne onbinlerce polis, ne de Fatih Altaylı'nın çanakçılığı kurtarabilir.
Halkın değil, birilerinin Başbakanı olduğunu unutan Erdoğan için uyandırma saati gelip çatmıştır.
Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/haberdetay.aspx?id=10353 Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Aralık 31, 2008
0 yorum Etiketler: Seçilmiş Makaleler

Posts Relacionados
1 Aralık 2008 Pazartesi
Ermenilerin Peşinden Giden Kürtler
PKK 35 bin kişinin kanını ellerinde taşıyan PKK lideri Artin Agopyan (APO) ermenidir.
“Parmaksız Zeki” kod adlı Şemdin Sakık, Ermeni’dir. Nenesinin Ermeni olduğunu kendisi açıklamıştır.
Bölücü Kürt partisi milletvekili Sırrı Sakık Ermeni’dir.
Bölücü Kürt partisi sözde “eş başkanı” Emine Ayna, katıksız bir Ermeni’dir.
Bölücü Kürt partisi sözde “eş başkanı” Emine Ayna, katıksız bir Ermeni’dir.
PKK’nin önderlik ettiği, şimdi pek adı duyulmayan “sürgünde Kürdistan hükümeti” delegesi, 1959-Silvan doğumlu Semra Bakır, Ermeni’dir.
Semra’nın kardeşi Orhan Bakır’ın asıl adı Armenak’tır. Ermeni terör örgütü TİKKO mensubu idi, Örgütün merkez komitesine kadar yükselen Orhan Bakır, güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülmüştür.
Semra’nın kardeşi Orhan Bakır’ın asıl adı Armenak’tır. Ermeni terör örgütü TİKKO mensubu idi, Örgütün merkez komitesine kadar yükselen Orhan Bakır, güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülmüştür.
1977-Silvan doğumlu Bülent Bakır Ermeni’dir.
“Sürgündeki hükümet” delegesi Meryem Tabaş Ermeni’dir. Dedesi Hokar, nenesi Haykanuş’tur.
“Zazan Bertin” kod adlı 1980-Silvan doğumlu Ruşen Tapancı Ermeni’dir.
Dedesinin adı Ohannis’tir. “Mavi Çarşı”nın yakılması eylemine katılmıştır.
1975 doğumlu Yusuf Cihangir Ermeni’dir. Dedesinin adı Vartan’dır.
1965-Karakaçan doğumlu Adnan Dizin Ermeni’dir. Dedesinin adı Kirkor’dur.
1970-Siirt doğumlu Nihat Türksoy, hiç de TÜRK soylu değildir, Ermeni’dir. Dedesinin adı Serkis, nenesinin adı Zerdo’dur.
1977-Bozova doğumlu Mehmet Güzel Ermeni’dir. Dedesinin adı Mıgırdıç, nenesinin adı İlsevik’tir.
“Cihan” kod adlı, 1974-Pertek doğumlu Akif Yadigâroğulları Ermeni’dir. Büyük dedesi Apkar, nenesi Maryam’dır.
1973-Ömerli doğumlu Metin Gümüş Ermeni’dir. Büyük dedesi Artin, ninesi Dihram’dır.
1948-Palu doğumlu Zülküf Demirtaş Ermeni’dir. Bu Hıristiyan herif, “HADEP İmamlar Birliği” üyesi olmuştur!..
1978-Silvan doğumlu Sidar Şimşek Ermeni’dir. DEHAP ilçe teşkilatında görev yapmıştır. Büyük dedesi Bedros, nenesi Luşin’dir
.
1977-Diyarbakır doğumlu Mehmet Sami Geniş Ermeni’dir. Uyuşturucu madde kaçakçısıdır.Yakalanıp, 11.12.2002 tarihinde İstanbul; 6.DGM mahkemesinde CK/405 ve CK/403: Uyuşturucu madde ticaretinden yargılanarak 6 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Büyük dedesi Serkis, nenesi Şuşi’dir.
1975-Afşin doğumlu Özgür Erbil Ermeni’dir. Sahte belgeler ile yurtdışına çıkmıştır.Almanya’da, uyuşturucu taciridir. Büyük dedesi Akup (agop), nenesi Lüsye’dir.
1977-Silvan doğumlu Orhan Olsen Ermeni’dir. Büyük dedesinin adı İliyo, nenesinin adı Mari’dir. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.
1968-Muş doğumlu Kutbettin Akşula Ermeni’dir. 1992 yılında Muş ilinde PKK terör örgütüne maddî yönden destek sağlamak amacıyla silah kaçakçılığı yapmaktan tutuklanmıştır Büyük dedesi Vartan, nenesi Zelha’dır. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.
1979-Yurtbeyi doğumlu Barış Başak Ermeni’dir. Büyük nenesinin adı Kotine’dir. DTP kurucu üyesidir.
1953-İdil doğumlu Abdülaziz Özdemir Ermeni’dir. Dedesi Yusuf, ninesi Kazo’dur. 21.2.1991 günkü çatışmada ölü ele geçirilmiştir.
1972-Siverek doğumlu Levent Kayadağ Ermeni’dir. Dedesi Migdat, ninesi Havuş adındadır. 16.10.1993 günü çatışmada ölü ele geçirilmiştir.
1954-Beytüşşebap doğumlu Mehmet Öztunç Ermeni’dir. Dedesinin adı Musa, nenesinin adı Miran’dır. PKK’ye yardım ve yataklıktan tutuklanmış, daha sonra HADEP Antalya İl Kurulu’na seçilmiştir.
1977-Karayazı doğumlu İdris Sefil Ermeni’dir. Terörden hapis yatmış, sonra bir ara Konya HADEP Gençlik Komitesi üyeliği yapmıştır. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir. İdris’in akrabası Ersin Sefil de Ermeni’dir. Kuzey Irak’ta çatışmada öldürülmüştür.
1974-Hazro doğumlu Hacı İçer’in hacılıkla hocalıkla alâkası yoktur, Ermeni’dir. Dedesi Ali, nenesi Gule’dir. HADEP Hazro İlçe Yönetim Kurulu üyesi idi. O da sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.
1973-Yaylayanı doğumlu Dilâver Öncü Ermeni’dir. HADEP Konak Şubesi Yönetim Kurulu üyesi idi. İzmir’de misyonerlik faaliyetinde bulunmuş, kilisede vaaz vererek Hıristiyanlık propagandası yapmıştır.
1965-Firke doğumlu Edip Yıldız Ermeni’dir. Büyük dedesi Gaço, nenesi Rihan’dır. HADEP Parti Meclisi üyesi idi. PKK’li suçluların avukatlığını yapmaktadır. Nevşehir E tipi cezaevinde yatan PKK terör örgütü mensubu Nimet Can’ın avukatlığını yapmıştır.
“Sürgündeki hükümet” delegesi Meryem Tabaş Ermeni’dir. Dedesi Hokar, nenesi Haykanuş’tur.
“Zazan Bertin” kod adlı 1980-Silvan doğumlu Ruşen Tapancı Ermeni’dir.
Dedesinin adı Ohannis’tir. “Mavi Çarşı”nın yakılması eylemine katılmıştır.
1975 doğumlu Yusuf Cihangir Ermeni’dir. Dedesinin adı Vartan’dır.
1965-Karakaçan doğumlu Adnan Dizin Ermeni’dir. Dedesinin adı Kirkor’dur.
1970-Siirt doğumlu Nihat Türksoy, hiç de TÜRK soylu değildir, Ermeni’dir. Dedesinin adı Serkis, nenesinin adı Zerdo’dur.
1977-Bozova doğumlu Mehmet Güzel Ermeni’dir. Dedesinin adı Mıgırdıç, nenesinin adı İlsevik’tir.
“Cihan” kod adlı, 1974-Pertek doğumlu Akif Yadigâroğulları Ermeni’dir. Büyük dedesi Apkar, nenesi Maryam’dır.
1973-Ömerli doğumlu Metin Gümüş Ermeni’dir. Büyük dedesi Artin, ninesi Dihram’dır.
1948-Palu doğumlu Zülküf Demirtaş Ermeni’dir. Bu Hıristiyan herif, “HADEP İmamlar Birliği” üyesi olmuştur!..
1978-Silvan doğumlu Sidar Şimşek Ermeni’dir. DEHAP ilçe teşkilatında görev yapmıştır. Büyük dedesi Bedros, nenesi Luşin’dir
.
1977-Diyarbakır doğumlu Mehmet Sami Geniş Ermeni’dir. Uyuşturucu madde kaçakçısıdır.Yakalanıp, 11.12.2002 tarihinde İstanbul; 6.DGM mahkemesinde CK/405 ve CK/403: Uyuşturucu madde ticaretinden yargılanarak 6 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Büyük dedesi Serkis, nenesi Şuşi’dir.
1975-Afşin doğumlu Özgür Erbil Ermeni’dir. Sahte belgeler ile yurtdışına çıkmıştır.Almanya’da, uyuşturucu taciridir. Büyük dedesi Akup (agop), nenesi Lüsye’dir.
1977-Silvan doğumlu Orhan Olsen Ermeni’dir. Büyük dedesinin adı İliyo, nenesinin adı Mari’dir. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.
1968-Muş doğumlu Kutbettin Akşula Ermeni’dir. 1992 yılında Muş ilinde PKK terör örgütüne maddî yönden destek sağlamak amacıyla silah kaçakçılığı yapmaktan tutuklanmıştır Büyük dedesi Vartan, nenesi Zelha’dır. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.
1979-Yurtbeyi doğumlu Barış Başak Ermeni’dir. Büyük nenesinin adı Kotine’dir. DTP kurucu üyesidir.
1953-İdil doğumlu Abdülaziz Özdemir Ermeni’dir. Dedesi Yusuf, ninesi Kazo’dur. 21.2.1991 günkü çatışmada ölü ele geçirilmiştir.
1972-Siverek doğumlu Levent Kayadağ Ermeni’dir. Dedesi Migdat, ninesi Havuş adındadır. 16.10.1993 günü çatışmada ölü ele geçirilmiştir.
1954-Beytüşşebap doğumlu Mehmet Öztunç Ermeni’dir. Dedesinin adı Musa, nenesinin adı Miran’dır. PKK’ye yardım ve yataklıktan tutuklanmış, daha sonra HADEP Antalya İl Kurulu’na seçilmiştir.
1977-Karayazı doğumlu İdris Sefil Ermeni’dir. Terörden hapis yatmış, sonra bir ara Konya HADEP Gençlik Komitesi üyeliği yapmıştır. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir. İdris’in akrabası Ersin Sefil de Ermeni’dir. Kuzey Irak’ta çatışmada öldürülmüştür.
1974-Hazro doğumlu Hacı İçer’in hacılıkla hocalıkla alâkası yoktur, Ermeni’dir. Dedesi Ali, nenesi Gule’dir. HADEP Hazro İlçe Yönetim Kurulu üyesi idi. O da sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.
1973-Yaylayanı doğumlu Dilâver Öncü Ermeni’dir. HADEP Konak Şubesi Yönetim Kurulu üyesi idi. İzmir’de misyonerlik faaliyetinde bulunmuş, kilisede vaaz vererek Hıristiyanlık propagandası yapmıştır.
1965-Firke doğumlu Edip Yıldız Ermeni’dir. Büyük dedesi Gaço, nenesi Rihan’dır. HADEP Parti Meclisi üyesi idi. PKK’li suçluların avukatlığını yapmaktadır. Nevşehir E tipi cezaevinde yatan PKK terör örgütü mensubu Nimet Can’ın avukatlığını yapmıştır.
1964-Benek doğumlu Haşim Benek Ermeni’dir. Büyük dedesinin adı Şiho, nenesinin adı Kitro’dur. 16.03.1985 günü Şırnak ilçesi Dereler Köyü civarında, Eşek Mağaraları mevkiinde güvenlik kuvvetleri ile teröristler arasında çıkan çatışmada sağ olarak ele geçirilmiş ve Diyarbakır mahkemesinde CK/ 1 68 : yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanmıştır. Hapis yatmış, sonra DEP Antalya-Muratpaşa Belediye Encümeni adayı olmuştur.
1954-Kamberşeyh doğumlu Mahmut Hakkı Eşiyok Ermeni’dir. Büyük dedesinin adı Hokar, nenesinin adı Haykanuş’tur. HADEP İstanbul il teşkilatı sekreterliği yapmıştır.
1959-Urfa doğumlu İzzettin Kalaycı Ermeni’dir. 11.7.1986 tarihinde Diyarbakır 1. As. mahkemesinde CK/168 : Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanmış 8 yıl 8 ay hapis yatmış, sonra Şanlıurfa HADEP il teşkilatında görev almıştır. 23.06. 1 996 tarihinde Ankara’daki HADEP 2. olağan kongresinde Türk bayrağının indirilerek PKK bayrağı asılması olayına karışmıştır.
1948-Kölük doğumlu Mehmet Cantekin Ermeni’dir. Büyük dedesi Bedros, nenesi Meryem’dir. Diyarbakır merkez Kayapınar Belediye başkanlığı yapan Mehmet Cantekin, 1 995 tarihli milletvekili seçimlerinde Diyarbakır HADEP Milletvekili adayı olmuştur.
Mehmet Cantekin Kulp Karpuzlu da köy koruyucularını yönlendirerek terör örgütü PKK’ye lojistik destek sağlamaktadır. 2003 yılında PKK’nin 1978′de kurulduğu Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde DEHAP ve Göç-Der yöneticileri ile birlikte ‘barış ağacı’ adı altında ağaç dikmek töreni düzenlemiştir. Törende bölücü başı Öcalan’ı övücü sloganlar atılmıştır.
1953-Siirt doğumlu Maruf Altın Ermeni’dir. Büyük dedesi Ohanis, ninesi Pori’dir. Ama babasının dönme adı Hüseyin, anasının dönme adı Nafiye’dir. Böylece pek çok kişinin yaptığı gibi Ermeni olduklarını gizlemişlerdir. DEP İzmir-Konak ilçe teşkilatı üyesi idi. 23 Eylül 1998 tarihinde TCK 1 68 : Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan 1 2 yıl 6 ay ağır hapis cezasına mahkûm olmuştur.
1973-Urfa doğumlu Mehmet Sait Yalçın Ermeni’dir. Dedesi Girbuş, ninesi Varti’dir. Ancak babasının dönme adı Mehmet Kerim, anasının dönme adı Mevlude’dir. 1997′deki Bodrum bombalı saldırısının sorumlusudur. Müebbet hapse mahkûm olmuştur.
1975-Hazro doğumlu Zana mazak Yezidî’dir.
1954-Kamberşeyh doğumlu Mahmut Hakkı Eşiyok Ermeni’dir. Büyük dedesinin adı Hokar, nenesinin adı Haykanuş’tur. HADEP İstanbul il teşkilatı sekreterliği yapmıştır.
1959-Urfa doğumlu İzzettin Kalaycı Ermeni’dir. 11.7.1986 tarihinde Diyarbakır 1. As. mahkemesinde CK/168 : Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanmış 8 yıl 8 ay hapis yatmış, sonra Şanlıurfa HADEP il teşkilatında görev almıştır. 23.06. 1 996 tarihinde Ankara’daki HADEP 2. olağan kongresinde Türk bayrağının indirilerek PKK bayrağı asılması olayına karışmıştır.
1948-Kölük doğumlu Mehmet Cantekin Ermeni’dir. Büyük dedesi Bedros, nenesi Meryem’dir. Diyarbakır merkez Kayapınar Belediye başkanlığı yapan Mehmet Cantekin, 1 995 tarihli milletvekili seçimlerinde Diyarbakır HADEP Milletvekili adayı olmuştur.
Mehmet Cantekin Kulp Karpuzlu da köy koruyucularını yönlendirerek terör örgütü PKK’ye lojistik destek sağlamaktadır. 2003 yılında PKK’nin 1978′de kurulduğu Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde DEHAP ve Göç-Der yöneticileri ile birlikte ‘barış ağacı’ adı altında ağaç dikmek töreni düzenlemiştir. Törende bölücü başı Öcalan’ı övücü sloganlar atılmıştır.
1953-Siirt doğumlu Maruf Altın Ermeni’dir. Büyük dedesi Ohanis, ninesi Pori’dir. Ama babasının dönme adı Hüseyin, anasının dönme adı Nafiye’dir. Böylece pek çok kişinin yaptığı gibi Ermeni olduklarını gizlemişlerdir. DEP İzmir-Konak ilçe teşkilatı üyesi idi. 23 Eylül 1998 tarihinde TCK 1 68 : Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan 1 2 yıl 6 ay ağır hapis cezasına mahkûm olmuştur.
1973-Urfa doğumlu Mehmet Sait Yalçın Ermeni’dir. Dedesi Girbuş, ninesi Varti’dir. Ancak babasının dönme adı Mehmet Kerim, anasının dönme adı Mevlude’dir. 1997′deki Bodrum bombalı saldırısının sorumlusudur. Müebbet hapse mahkûm olmuştur.
1975-Hazro doğumlu Zana mazak Yezidî’dir.
Zeki Şaşmaz Yezidî’dir.
1971-Nusaybin doğumlu Abdullah Şaşmaz, kendini hiç de ALLAH’ın kulu saymaz, Yezidî’dir.
1975-Hazro doğumlu Nevzat Tedik Yezidî’dir. Halit-Revzete’den olma Nevzat Tedik’in nenesi Hüsna Tedik Diyarbakır il teşkilatı HADEP üyesi de olan PKK’nin gençlik örgütlenmesi içinde yer alan Nevzat Tedik, 11 Ekim 2001 tarihinde TCK 1 68: Yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.
1971-Nusaybin doğumlu Abdullah Şaşmaz, kendini hiç de ALLAH’ın kulu saymaz, Yezidî’dir.
1975-Hazro doğumlu Nevzat Tedik Yezidî’dir. Halit-Revzete’den olma Nevzat Tedik’in nenesi Hüsna Tedik Diyarbakır il teşkilatı HADEP üyesi de olan PKK’nin gençlik örgütlenmesi içinde yer alan Nevzat Tedik, 11 Ekim 2001 tarihinde TCK 1 68: Yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.
PKK’nin Avrupa’daki kasası Nuriye Kesbir Yezidî’dir.
Aynı zamanda Kongre-Gel PKK’nin cephe örgütü Avrupa Kürt Demokratik Toplum Koordinasyonu (CDK) sözde meclis üyesidir. Eylül 200 1 ‘de Hollanda’ya yasadışı yollardan girmek isterken yakalanmıştır.
1980-Midyat doğumlu Şevkiye Atalan Yezidî’dir.
1966-Midyat doğumlu Fahrettin Şahin Yezidî’dir.
Adana’da yakalanan PKK’li canlı bomba Hatice Arat Yezidî’dir. Dedesi Hasso, nenesi Meryem de Yezidî’dir.
1955-Beşin doğumlu Osman Ergin Yezidî’dir. DTP Merkez Yönetim Kurulu üyesidir.
Batılıların aleyhimize kullanmak için sözüm ona “Türkler” arasından seçtirdiği, Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknaz Uca, Yezidî’dir.
Feleknaz’ın babası Abdullah Uca, “Yezidî Kürdistan Birliği” başkanıdır, Elbette o da Yezidî’dir. Televizyonlarda boy gösteren Metin Uca nedir, size kalmış… Çünkü bu bölücü-militanların yumuşak uzantısı tüm medya, bürokrasi, parlamento ve hatta asker içindedir.
1971 -Midyat doğumlu Seyithan Alpar Süryânî’dir, yani SEYYİT Peygamber torunu) falan değil, düpedüz Hıristiyan’dır.
1976-Midyat doğumlu Metin Kesenci Süryânî’dir. “Beth Nehrin” adlı Süryânî ve Asurî örgütünün kurucusudur.
1975-Midyat doğumlu Adnan Kesenci Süryânî’dir.
1983-Nusaybin doğumlu Bilal Yürek Süryânî’dir.
1980-Pervari doğumlu Salih Boğdu Süryânî’dir.
1937-Ceylanpınar doğumlu Şemsi Emen Süryânî’dir. HADEP üyesi idi.
1969-Kurtalan doğumlu İhsan Kaya Süryânî’dir. Romanya’da PKK insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapmaktayken sahte pasaport ve kimlikle yakalanmıştır. Büyük dedesi Görgis, nenesi Şemuni’dir.
1962-Siirt doğumlu Basri Kaysi Süryânî’dir. Büyük dedesi Görgis, ninesi Şemuni’dir. İHD Siirt Şubesi üyesi, ve DEHAP Siirt il teşkilatı delegesi idi.
1980-Siirt doğumlu Ayhan Kaysi Süryâni’dir. Büyük dedesi Görgis, ninesi Şemuni’dir. Pek çok olaya karışmış, 1997′de teslim olmuştur. İtirafçı olmuş, 1999′da tahliye edilmiştir.
1952-Nusaybin doğumlu Mehmet Zeki Kanşiray Süryânî’dir. Büyük dedesi Zeytun, ninesi Meryem’dir. İzmir Köy Hizmetleri soygununa katılmıştır. 16.7.1990 günü Bornova Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü Personeli maaşlarının silah zoruyla gasp edilmesi olayında tutuklanmıştır. Hapis yatmış, sonra HADEP Gaziemir İlçesi Yönetim Kurulu üyesi olmuştur.
Aynı zamanda Kongre-Gel PKK’nin cephe örgütü Avrupa Kürt Demokratik Toplum Koordinasyonu (CDK) sözde meclis üyesidir. Eylül 200 1 ‘de Hollanda’ya yasadışı yollardan girmek isterken yakalanmıştır.
1980-Midyat doğumlu Şevkiye Atalan Yezidî’dir.
1966-Midyat doğumlu Fahrettin Şahin Yezidî’dir.
Adana’da yakalanan PKK’li canlı bomba Hatice Arat Yezidî’dir. Dedesi Hasso, nenesi Meryem de Yezidî’dir.
1955-Beşin doğumlu Osman Ergin Yezidî’dir. DTP Merkez Yönetim Kurulu üyesidir.
Batılıların aleyhimize kullanmak için sözüm ona “Türkler” arasından seçtirdiği, Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknaz Uca, Yezidî’dir.
Feleknaz’ın babası Abdullah Uca, “Yezidî Kürdistan Birliği” başkanıdır, Elbette o da Yezidî’dir. Televizyonlarda boy gösteren Metin Uca nedir, size kalmış… Çünkü bu bölücü-militanların yumuşak uzantısı tüm medya, bürokrasi, parlamento ve hatta asker içindedir.
1971 -Midyat doğumlu Seyithan Alpar Süryânî’dir, yani SEYYİT Peygamber torunu) falan değil, düpedüz Hıristiyan’dır.
1976-Midyat doğumlu Metin Kesenci Süryânî’dir. “Beth Nehrin” adlı Süryânî ve Asurî örgütünün kurucusudur.
1975-Midyat doğumlu Adnan Kesenci Süryânî’dir.
1983-Nusaybin doğumlu Bilal Yürek Süryânî’dir.
1980-Pervari doğumlu Salih Boğdu Süryânî’dir.
1937-Ceylanpınar doğumlu Şemsi Emen Süryânî’dir. HADEP üyesi idi.
1969-Kurtalan doğumlu İhsan Kaya Süryânî’dir. Romanya’da PKK insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapmaktayken sahte pasaport ve kimlikle yakalanmıştır. Büyük dedesi Görgis, nenesi Şemuni’dir.
1962-Siirt doğumlu Basri Kaysi Süryânî’dir. Büyük dedesi Görgis, ninesi Şemuni’dir. İHD Siirt Şubesi üyesi, ve DEHAP Siirt il teşkilatı delegesi idi.
1980-Siirt doğumlu Ayhan Kaysi Süryâni’dir. Büyük dedesi Görgis, ninesi Şemuni’dir. Pek çok olaya karışmış, 1997′de teslim olmuştur. İtirafçı olmuş, 1999′da tahliye edilmiştir.
1952-Nusaybin doğumlu Mehmet Zeki Kanşiray Süryânî’dir. Büyük dedesi Zeytun, ninesi Meryem’dir. İzmir Köy Hizmetleri soygununa katılmıştır. 16.7.1990 günü Bornova Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü Personeli maaşlarının silah zoruyla gasp edilmesi olayında tutuklanmıştır. Hapis yatmış, sonra HADEP Gaziemir İlçesi Yönetim Kurulu üyesi olmuştur.
1968-Derik doğumlu Fethi Oktay Süryânî’dir. Dedesi Turnas, nenesi Mennuş’tur. 1997′de yakalanmış, müebbet hapse mahkûm olmuştur.
1948-Palu doğumlu Zülküf Demirtaş Ermeni’dir. Büyük dedesi Kinkos, ninesi Nazlı’dır. İkisi de Ermeni idi.
HALA BU ERMENİLERİN PEŞİNDEN GİDEN KÜRTLERE ŞAŞARIM…..
1948-Palu doğumlu Zülküf Demirtaş Ermeni’dir. Büyük dedesi Kinkos, ninesi Nazlı’dır. İkisi de Ermeni idi.
HALA BU ERMENİLERİN PEŞİNDEN GİDEN KÜRTLERE ŞAŞARIM…..
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Aralık 01, 2008
0 yorum Etiketler: Seçilmiş Makaleler

Posts Relacionados
1 Ocak 2008 Salı
Ağzında Ayran Islık Çalabilir misin Abidin?
Kanlı terör örgütünü devletin siyasi muhatabı haline getirerek bölünmenin kapısını açan AKP, "açılım" ve "barış" kelimeleriyle perdelemeye çalıştığı ihanet sürecini sürekli inkâr politikası ile yürüttü.
Terör örgütü ve elebaşı ile hükümet düzeyinde görüşüldüğü iddiasını "İspatlamayan şerefsizdir" şeklinde inkâr eden Tayyip Erdoğan, tarihin en kirli siyasi halvetlerinden bir olan bu pazarlık ortaya çıktıktan sonra, bu kez "Ne verdiniz?" sorusuna muhatap kaldı.
Erdoğan, AKP sözcüleri ve AKP'nin basındaki sözcüleri, bu soruyu da inkâr ve belagatla bastırmaya çalıştı. Türk Milleti'ne yine yalan söylediler ve PKK'ya hiç bir taviz vermediklerini savundular.
PKK terör örgütünün elebaşlarından Murat Karayılan, geçen hafta Kandil'de sözüm ona bir
" basın toplantısı" düzenleyerek, sürecin kontrolünün nasıl kendi ellerinde olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Terörist Karayılan, ağzının suyu akan kişiliksiz bir medya güruhu karşısında yaptığı açıklamalarla PKK terör örgütününün sözüm ona "silah bırakmak" karşılığında ne tavizler elde ettiğini de net bir biçimde ortaya koydu.
Sadece Karayılan'ın açıklamalarından derlediğimiz tavizler şöyle:
-Süreç üç aşamadan oluşacak. Önce "ateşkes" sağlanacak (yani TSK silahı bırakacak), ardından "gerilla" geri çekilecek.
-Bu gerçekleştikten sonra "demokratikleşme" çerçevesinde yeni anayasa çalışması başlatılacak.
-Koruculuk, özel tim gibi Karayılan'ın deyimi ile tüm "savaş yapıları" devre dışı bırakılacak.
-Kürt halkının inkarını sona erdirilecek, varlığı ve özgürlü kabul edilecek. Tüm kimliklerin, inançların ve mezheplerin hak ve özgürlüklerini garanti altına alacak.
Karayılan, PKK'nın "silah bırakmasının" hangi şartlar kalıcı olarak yerine getirildikten sonra gerçekleşeceğini ise şöyle açıkladı:
"Önder Apo dahil herkesin özgürleşeceği bu sürecin pratikleşmesi paralelinde silahın tümden devre dışı kılınması ve gerillanın silahsızlanması gündeme girecektir."
Görüldüğü gibi Karayılan'ın Öcalan ve tüm PKK'lılar serbest bırakılmadan, "Kürt halkının özgürlüğü" kabul edilmeden "silah bırakmayacaklarını" açıkça söylemesine rağmen, büyük bir bölümü hükümet güdümüne giren veya korkunun esiri olan "Türk basını" bu sözde basın toplantısını "PKK çekiliyor" başlığıyla verdi.
AKP hükümeti ile yaptıkları ihanet pazarlığını dağda düzenlediği basın toplantısı ile ifşa edenKarayılan'ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan'dan "Hakan" şeklinde söz etmesi ayrıca dikkat çekti.
Bu gelişmenin ardından, girdiği angajmanın devamı getiren basın, terör örgütünün "mobilize" gruplarını "PKK'nın çekilme fotoğrafı" olarak takdim etti.
Ancak bu yalan da 24 saat geçmeden tuzla buz oldu. İngiliz Times gazetesi, Türkiye'den ayrılan 1500 PKK'lının Suriye'de Esad'a karşı savaşmaya başladıklarını duyurdu.
Böylece, AKP-PKK kirli pazarlığındaki bir diğer madde de açığa çıkmış oldu!
AKP'nin bütün inkârlarına rağmen Karayılan'ın açıklamaları ile birlikte çorap söküğü gibi sökülmeye başlayan "mutabakat", Murat Karayılan'ın Aslı Aydıntaşbaş'a verdiği "özel haberle" yeni bir boyut kazandı.
Bu röportajda, ABD'nin bu işin içinde olmadığı yalanını Aslı Aydıntaşbaş'a yutturduğu anlaşılan elebaşı İran'ın , PKK'ya Türkiye'den çekilmemesi durumunda silah desteği vaâdinde bulunduğu açıkladı.
Bir taşla iki kuş vurmuş oldu, üçüncü kuş gazeteci kılığında not alırken.
Bu röportajda, ABD'nin bu işin içinde olmadığı yalanını Aslı Aydıntaşbaş'a yutturduğu anlaşılan elebaşı İran'ın , PKK'ya Türkiye'den çekilmemesi durumunda silah desteği vaâdinde bulunduğu açıkladı.
Bir taşla iki kuş vurmuş oldu, üçüncü kuş gazeteci kılığında not alırken.
PKK'ya "hiç bir taviz verilmediğini" savunup, bu soruyu soranlara pek hiddetlenen Tayyip Erdoğan'dan şimdi kamuoyu iki açıklama bekliyor:
1-Terörist Karayılan'ın açıkladığı "şartlar", İmralı'da masaya gelmiş ve bu konuda AKP hükümeti taahüde girmiş midir?
2-İran'ın PKK'nın çekilmemesi halinde silah temininde bulunma teklifini "komşu ülkedeki terörü desteklemek" olarak görülüyor mu? Bu konuda Dışişleri, İran Büyükelçisi'ni çağırıp bilgi almayı düşünüyor mu?
Ve en önemlisi, İran size
"PKK'yı terör örgütü olarak değil, siyasi muhatabınız olarak tanıyorsunuz. Bu durumda bizi ülkenizdeki bölücü teröre destek vermekle suçlayamazsınız"
derse nasıl bir cevap vermek tasarlanıyor?
Ya da İran;
"Sen Suriye'de neler yapıyorsun?"
derse nasıl bir cevap ver heybede.
"PKK'yı terör örgütü olarak değil, siyasi muhatabınız olarak tanıyorsunuz. Bu durumda bizi ülkenizdeki bölücü teröre destek vermekle suçlayamazsınız"
derse nasıl bir cevap vermek tasarlanıyor?
Ya da İran;
"Sen Suriye'de neler yapıyorsun?"
derse nasıl bir cevap ver heybede.
Bu soruların cevabının Tayyip Erdoğan'da olmadığı bugünkü performansında ortaya çıktı.
Günün konuşmasını Marmaray ve İstanbul kanalı projesi üzerine yapan Erdoğan, ortada böyle önemli sorular dururken Anıtlar Yüksek Kurulu'nu hedef almayı tercih etti. Tarihi eserlerden "üç beş çatal kaşık ve çanak-çömlek" diye söz eden Erdoğan, Anıtlar Yüksek Kurulu'nu "Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesine erişmesini engellemekle" suçladı.
Günün konuşmasını Marmaray ve İstanbul kanalı projesi üzerine yapan Erdoğan, ortada böyle önemli sorular dururken Anıtlar Yüksek Kurulu'nu hedef almayı tercih etti. Tarihi eserlerden "üç beş çatal kaşık ve çanak-çömlek" diye söz eden Erdoğan, Anıtlar Yüksek Kurulu'nu "Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesine erişmesini engellemekle" suçladı.
Terör elebaşı Hakan Fidan'a , bizim çocuk muamelesi yaparken, Tayyip Erdoğan millete aptal muamelesi yapmaya devam ediyor.
Bu arada Abdullah Gül'ün bütün bu süreçte "arazi olması" gözlerden kaçmıyor.
Bu arada Abdullah Gül'ün bütün bu süreçte "arazi olması" gözlerden kaçmıyor.
Açık İstihbarat











