12 Mart 2015 Perşembe

Peki, savaşı ya Almanlar kazansaydı?..


Duygusal bir millet olduğumuzdan olsa gerek, Almanya'ya karşı geçmişteki "silah arkadaşlığı"mızdan ötürü diğer Avrupa milletlerine nazaran hep daha fazla bir yakınlık duyduğumuz-en azından benim de içinde bulunduğum kuşağa kadar-bilinen bir realite idi. Hattâ bizler göremedik ama biliyoruz ki II. Dünya savaşı başladığında Türkiye'de Almanların tarafını tutanların sayısı hatırı sayılır ölçüde yüksekti.

Bunda tabii belki sadece duygusallıktan gelen değil ama iki milletin arasındaki tarihsel koşulların şekillendirdiği benzerliklerden kaynaklanan bir etki de vardır ama her halûkârda yakın bir zamana kadar bizde böyle bir durum vardı. Fakat yine de, tarihin bir köşesinde anlaşılmayı bekleyen kimi hatıralara baktığımızda ne denli saf bir millet olduğumuzu bir kez daha anlıyoruz demekten kendimizi alamıyoruz!

Bilindiği üzere, kendi milli birliğini diğer Avrupa devletlerinden daha geç-ama bizden daha erken-kuran Almanya'nın koloni paylaşım savaşlarına geç kalmış olması nedeni ile yaşadığı hırçınlığı ustalıklı siyasi manevralarla Doğu'ya, yani Osmanlı toprakları üzerine yönelten İngiliz aklı, bu potansiyel tehlikeyi bir süreliğine de olsa kendinden uzaklaştırmayı başarmış ve ardından dünyayı herkesin malûmu olan I. Dünya savaşının eşiğine kadar getirmişti. Bu anlamda, konumuz açısından ilginç bulduğumuz iki hatırayı burada aktaracak olursak:  

Devamını gör...

1 Mart 2015 Pazar

II. Abdülhamid'den Atatürk'e tekamül eden tarih ve araya giren "Neo-Enver"ler

Bir ülkenin gelişmişliğinde en etkin parametrelerden biri olan bilginin entelektüel bir merakla işlenmiş olmasının bir zorunluluk olduğu gerçeği ülkemizdeki insanların büyük çoğunluğu tarafından ne yazık ki yeterince anlaşılmış görünmüyor. Anlaşılmış olmak bir yana, sanki kulaktan kulağa oyunu oynarmış gibi babadan oğula aktarılan özünden oldukça uzağa düşmüş bilgi desen denmeyecek söylentileri bir inanç gibi sahiplenen oldukça büyük bir kitle var ortada... Bu kitle, karakter olarak da tıpkı, "bizi atalarımızın dininden vazgeçirmeye mi geldin?" diyerek kendilerine yeni ve doğru şeyler söyleyen bir peygambere hücum eden "cahiliye dönemi Arapları" gibi... 

Halbuki "ilerleme" bilgiyle, daha doğrusu bilginin doğru yöntemlerle elde edilmesi ve elde edilen bu bilginin doğru yöntemlerle işlenmesi ile olur. Tarihte olmuş hataları tekrar edip durmaktan, yani "tarihi tekerrür ettirmekten" kurtulmak ve onu tekemmül ve tekamül ettirerek (olgunlaştırarak, mükemmel hale getirerek...)  işe yarar bir hale koymak ancak bu şekilde mümkün olur. Yoksa, "ben büyüklerimden böyle duydum" diyerek kulağını ve aklını diğer her şeye kapatmanın insanın ne kendisine, ne başkasına, ne de ülkesine bir faydası vardır. Dahası, aynı zamanda kendi aklına olan güvensizliğin de bir delili olan bu türden yaklaşımları olan bir insan, sahte mehdilerin ve sahte tarihçilerin ardına düşer, hiç yoluna telef olup gider de bundan haberi dahi olmaz!

Devamını gör...

28 Şubat 2015 Cumartesi

Süleyman Şah Türbesi, ya da "stratejik derinlik"te "ver kurtul"dan "kaç kurtul"a aşamasına geçiş





Kendi söylediklerine kendilerinin de inanmadıklarına giderek benim de inanmaya başladığım "Neo-Ottoman"ların üst üste kırdığı potların sayısını saymaya doğrusu artık yürek yetmiyor! Son olarak şu malum Süleyman Şah Türbesi'nin "geri çekilme" hadisesi "stratejik derinlik"lerinin üzerine tam anlamıyla tüy dikti!..

Açıkistihbarat sitesi, "Süleyman ŞAH, Davud MAT" başlığı ile yayınladığı makalede onların bu stratejilerine "derinlik veren"(!) önemli bir unsura da dikkat çekiyor ve haklı olarak soruyor:

"Yeni Osmanlı ekolünü temsil ettiğini iddia edenlerin, Mekke'deki Ecyad kalesi Suud hanedanı tarafından yerle bir edilirken sessizlikleri hala akıldadır. Bu sessizliğin arka planında, Suud hanedanının ziyareti sırasında Çırağan sarayına diplomatik bavullarla taşınan dolarların etkili olup olmadığını bir gün tarih yazacaktır."

Biz de diyoruz ki, hadi geçtik Ege denizindeki adaların birer bire Yunanlıların eline geçmesini, aşikâr bir yönsüzlük ve çapsızlıkla ortaya koyduğunuz şu son uluslararası skandal bile ülkenin hangi ellere, hangi kafalara emanet edildiğini ortaya fazlası ile koyuyor:

Çünkü:

Devamını gör...

29 Ekim 2014 Çarşamba

Cumhuriyetimizin 91. yılı münasebeti ile


KAÇ KİŞİ FARKINDADIR BİLEMEM AMA OSMANLIYA YAZILAN BİR İDAM FERMANI HÜKMÜNDE OLAN VE TARİHE BİR UTANÇ VESİKASI OLARAK GEÇEN O ÜNLÜ (ANLAŞMA DEĞİL) "SEVR DAYATMASI"NIN TEMEL TEMASI ŞU İDİ: BİZE DİYORLARDI Kİ: 

"OSMANLIDAN GERİYE BİR MİLLET DEĞİL, BİR ÜMMET KALMIŞTIR. DOLAYISI İLE ÜMMETLERİN DEVLETİ OLMAZ, MİLLETLERİN DEVLETİ OLUR. İŞTE BİZ BU ŞARTLARI SİZE BU HAKİKATE GÖRE DÜZENLEDİK!.."
İŞTE, BUGÜN 91. YILINI İDRAK ETTİĞİMİZ CUMHURİYETİMİZİ BİZİM İÇİN ŞEREFLİ VE ÜZERİNE TİTRENESİ BİR DEĞER YAPAN ŞEY M. KEMAL'İN ONLARIN BU İDDİALARINA CEVABEN ORTAYA KOYDUĞU VE BATI ÜZERİNDE ADETA ŞAMAR ETKİSİ YAPAN İŞTE BU "TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ"DİR. EVET, ATATÜRK, HAKİKATEN DE TÜRKLÜĞÜNÜ UNUTARAK ÜMMET SEVİYESİNE DÜŞMÜŞ BİR MİLLETİ YENİDEN AYAĞA KALDIRAN VE ONA ÜZERİNDE HÜR YAŞAYABİLECEĞİ BİR DEVLET HEDİYE EDEN O KADAR BÜYÜK BİR ADAMDIR.

LAYIK OLUNMASI DİLEĞİ İLE...

BAYRAMINIZ KUTLU VE EBEDİ OLSUN!..


NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..



29 EKİM 2014, A. Hüsnü Sezgin


Devamını gör...

25 Ekim 2014 Cumartesi

"ABD istihbarat belgelerinde Kürtler"



ABD merkezli, "siyonist+kapitalist/emperyalist ittifak"ın birlikte geliştirdiği, "İslamcı" ve "Kürtçü"lerin de taşeronluğunu üstlendiği Büyük Ortadoğu Projesi, şimdiye kadar herhangi bir büyük yol kazasına uğramadan bugünlere kadar geldi. Deyim yerinde ise, satranç tahtasında karşı tarafın piyonları ele geçirildi ve bunların kendi şah ve vezirlerine karşı kullanılması sağlanarak, nerede ise zayiatsız bir zaferle "şah" çekilmesine ramak kalındı!

Evet, zaman, surları delik deşik edilmiş o "kale"yi şimdi bütünü ile ele geçirmek zamanı!

Bunun için de şimdi yine iş, öteden beri Türkiye'nin yumuşak karnı olan ve-mermere sürekli damlatılan su misali-Türkiye Cumhuriyetinin birlik ve bütünlüğü üzerine ısrarla damlatılan "Kürt Sorunu"nun aktörlerine düşüyor.

Peki ama "büyük balığı" yakalamak için oltanın ucuna takılmış olan bu "zoka" gerçekten işe yarayacak mı?

Devamını gör...

10 Eylül 2014 Çarşamba

Dersimli Kemal, CHP ve "Şezlongçular"


En aklı başında sandığımız kimi üniversite hocaları da dahil olmak üzere kendilerini aydın bildiğimiz yazar-çizer bir çok insan CB seçimlerinde Ekmeleddin beye oy vermeyen milyonları duyarsızlık ve umarsızlıkla suçladılar ve hatta onlara duydukları öfkeyi "şezlongçular" diyerek ifade etmekten bile geri durmadılar! Yani, onların sandığa gitmeyişlerini işte bu kadar basit bir şekilde izah etmekte bir sakınca görmediler. Ki, halen de aynı minval üzere de sağda solda konuşup durmaktalar...

Görmek isteyen göz için durum aslında o kadar açık ki, ortada; "AKP kötü, o halde ben iyiyim" gibi sakat bir mantık üzerine kurulmuş bir, hatta iki muhalif siyasi yapı var.

Şu hafifliğe bir bakar mısınız: “Tek RTE gitsin de gerisi kolay!..”

Yapma yav!.. Demek bu kadar kolay ha?!..

Sahi bir söyler misiniz, bugüne kadar kaç adamdan kurtulmak istediniz? O adamların bir listesini yapmak hiç aklınıza gelmedi mi yoksa, bir düşünün bakalım?

Bir de, memlekette siz dahil her şey düzgün, bozuk olan bir tek RTE, öyle mi?

Devamını gör...

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Bilişşel (Kognitif) Tuzaklar


Hiç şüphesiz her eylem, bir kararın, her karar da bir düşüncenin eseridir.
Düşünce bulanık oldu mu sağlıklı bir karar almak da zorlaşır.
Dolayısı ile, böyle bir bulanıklık içinde verilmiş bir kararla başlatılmış bir eylem de bambaşka ve istenmeyen sonuçlar verebilir.
Bu bakımdan, insanın gerçekte neyi amaçladığını iyi bilmesi, zihninde oluşturacağı düşünceyi besleyecek olan alt yapının "sağlam" olması gerekir.

Evham ve endişelerle sarmalanmış, önyargılardan arındırılamamış bilgilerle oluşturulmuş bir altyapı ile doğru düşünceler üretilemeyeceği, dolayısı ile eyleme geçildiğinde istenilen sonucu vermeyecek yanlış kararlara yol açacağı açıktır.

Dr. Ramazan Kurtoğlu, işte bütün bu istenmeyen sonuçlarla karşılaşmamak için yazdığı "Küresel Para Savaşları ve Davranış Ekonomisi – Nörofinans" adlı kitabına "finansal karar alıcılar" için dikkat edilmesi gerekenlerin bir listesini "Bilişşel (Kognitif) Tuzaklar" başlığı altında ele almış.
Ama netice olarak, bu kriterlere bakıldığında genel olarak da işe yarar oldukları görülebildiği için ben de bu listeyi okuyucu ile paylaşmayı uygun gördüm. Dilerim yararlı olur.

İşte o liste:


Devamını gör...

14 Ağustos 2014 Perşembe

"Ne mutlu Türküm" sözü kime söylendi?


"Sen ne mutlu Türküm diyene dersen oradan biri çıkar, o da ne mutlu Kürdüm diyene der" diyerek asırlık cumhuriyet ağacının gövdesine balta sallayan Erdoğan gibi, Atatürk Türkiye'sinin 1930'lu yıllarda kaldığını; "CHP, 30'lu yılların CHP'si değildir. Artık bunu herkes kafasına soksun" mealinde sözler söyleyen "Neo-CHP"nin genel başkanı Kılıçdaroğlu da böylece, artık bu cumhuriyetin "eskidiği" konusunda Erdoğan'la aynı ortak paydada buluşmuş oluyor.

12 Eylül sonrası siyasi hayatla beraber dillendirilmeye başlayan "bu ülke hepimizin" söyleminin altında yatan sinsilik, AKP iktidarı ile beraber "Türk, Kürt, Abaza, Laz, Çerkez...vb." söylemine döndü. Buradaki amaç her ne kadar Türk milletini etnik aidiyetlere indirgeyerek ufalamak ise de, biz bugün bu konuyu ele almayacağız. Bunun yerine, Atatürk'ün "Ne mutlu Türküm diyene" sözünü hakikatte hangi maksatla söylediği üzerinde duracağız. Çünkü, onun bu sözü bugünlerde asimilasyoncu, ırkçı ve "faşistçe" bir söz olarak anlaşılıyor, dağlardan taşlardan söküldüğü gibi devlet dairelerinden de kaldırılarak diğer onlarca(!) etnik unsur bu sayede rahatlatılmış
(!) oluyor!

Konuya şu soruyu sorarak girelim: 

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.