9 Haziran 2014 Pazartesi

Daha ne desin...

Başımıza gelen her felaketten sonra olduğu gibi Soma katliamı sonrasında da yine değişen bir şey olmadı ve tek sermayeleri tumturaklı nutuklar atmak olan makam sahipleri usulca ortadan kayboldu, el-ayak çekilirken ölen yine öldüğü ile kaldı, olan ne var ise gene geride kalana oldu.

"Sosyal bir hukuk devleti" olduğu anayasasında yer alan bu ülkenin (fakir-fukara takımındandır diyerek) cömertçe harcamaktan çekinmediği bu vatandaşlarına yaptığı üvey evlat muamelesinde de-aşağıda da görüleceği üzere-yine bir değişiklik olmadı ve her türlü siyasi ikbal hesabının yapıldığı bu ülkede ancak oyu kadar değeri olan ve her defasında kaderine terk edilen bu milyonlar, (klasik avuntular dışında) bir gün olsun bu ikbal hesaplarının içinde kendine bir yer bulamadı.

Üçüncü dünya ülkelerinin uyduruk demokrasilerine has çığırtkan politikacıları eşliğinde sürdürülen bu yalan ve talan ekonomisini beslemenin ve ayakta tutmanın zorunlu memuru olan bu milyonların ahı, ülkenin sosyal fay hatlarına bir stres ögesi olarak ha bire yüklenip duruyor. Diğer stres ögeleri ile kaçınılmaz olarak bir gün birleşince kopacak gümbürtünün şiddeti de herhalde en aldırmaz kulakların bile duymak zorunda kalacağı kadar yüksek olacaktır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın...


 




...

Devamını gör...

29 Mayıs 2014 Perşembe

Helal Cumhurbaşkanlığı olur mu?!..


Bir şeyin ruhunu, özünü, mânâsını bir kere ıskaladın mı, o şeyin cismaniyeti, yani dış dünyaya verdiği görüntü de tıpkı ölü bedenler gibi bir müddet sonra çürüyor, bozuluyor, kokuşuyor ve çevreye rahatsızlık veriyor.

İçi boşaltılmış bir İslam anlayışına sırtlarını dayayanların "helal" konusunda gösterdiği duyarlılık ise akıllara seza! Kendi cepleri söz konusu oldu mu işlerini kitabına uydurmayı gayet güzel becerliyorlar. Konu ne olursa olsun, yeter ki ucunda para olsun, üzerine helal damgasını vurdun mu olay bitiyor! Gelsin paralar, sağılsın davarlar!

Sayıları giderek artan bu ensesi kalın, cebi şişkin "helalci taifesi", şüphesiz her sektörde iştah uyandırıyor. Sattığı ya da pazarladığı her ne ise onun üzerine işte bu "helal damgası"nı vurdurtmayı becerebilenler ise köşe olacağını biliyor. Neyse, aslında konumuz bu değil ama bu dediklerimiz az sonra diyeceklerimizle ilintili, ya da en azından bir vatandaş okuduğu bir haberden yola çıkarak bu haberi kafasındaki soru işaretleri ile ilintilendirmiş ve ortaya-çok da haksız diyemeyeceğimiz-daha başka bir soru çıkmış. Fakat önce o haber:

Devamını gör...

15 Mayıs 2014 Perşembe

Soma faciası


Sözü uzatmayacağız: Sırf "ekmeğe muhtaç" diye insan canı hiç bu kadar hiçe sayılmadı! İster doğal, ister iş esnasında doğabilecek tehlikeleri akıl ve ilim ile öngörmek ve önlemek bugün büyük ölçüde mümkün iken korkulan oldu ve her gün tedbirsiz önlemsiz yerin yüzlerce metre altına gönderilen yüzlerce can, ölümün en acı şekliyle karşı karşıya bırakıldı! 

Ocak sahipleri daha çok kâr etsinler diye alınmayan önlemleri alınmış gibi gösteren, çocuklarının vakıflarına bağış yapanları her türlü idari ve mali denetimin dışında tutan bir zihniyetin 19. yüzyıl Avrupa'sındaki benzer kazalardan örnek vererek bu büyük acıyı ve kendi sorumluluğunu geçiştirmeye çalışması ve görevinin baştaki zata müşavirlik yapmak olduğunu öğrendiğimiz ayakları kırılası bir vicdansızın bir protestocuyu büyük bir hırsla tekmelemesi, bu ülkenin vicdanında kapanmayacak bir yara daha açarak tarihteki yerini aldı.


Bu elim olayda hayatlarını kaybedenlerin cümlesine Allah'tan rahmet, geride bıraktıkları eş, evlat, dost ve akrabalarına ve Türk milletine baş sağlığı diliyor, insanımızın hiç olmazsa bundan sonrasında akıl ve bilimin hak ettiği mevkiye oturtulduğu ve böylece bu gibi büyük acıların kendini göstermeye bir daha fırsat bulamadığı yeni bir Türkiye'de yaşama imkânına kavuşmak için akıl ve izanlarını harekete geçirmelerini temenni ediyoruz. 


          

Devamını gör...

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Barış varsa niye bu çocukları götürüyorlar?


"Bizim çocuklarımızı gasp etmişler. 15 yaşındaki çocuğun yaşı hata çağıdır. Her an hata yapabilirler. Onun ne iradesi olabilir ki anne ve babasının velayeti altındadır. Askerlik çağı 20 yaştır. Onu alıp asker gibi alıyorlar. Çocuğa gaz veriyorlar, sen bunu yaparsın, şunu yaparsın diye çocuk hemen bir de dağları göreyim diye. Bu hiç etik değil, sen ha çocuğumu alıp gasp ettin, ha öldürdün. Ben çocuğumu onlardan istiyorum. Benim çocuğum yoksa bana hayat yok, bana hayat yoksa çevremde kimseye hayat yok. Benim çocuğum gelmezse benim ne yapabileceğimi ben bile tahmin edemiyorum. Beni gelip burada öldürsünler. Kapım demir kapı bile değil tahtadır. Ben burada doğdum büyüdüm, benim memleketim burası kimse benim çocuğumu gasp edemez. Ben çocuğumu bazı insanlarla avanta parayla büyütmemişim, çocuğumu inek sağarak inek pisliği temizleyerek, hamallık yaparak büyüttüm. Ben çocuğumu kimseye vermem. Benim çocuğumu göndersinler, onlar da biraz insanlık varsa çocuğumu yollasınlar. Buradan sayın Cumhurbaşkanımızdan, Başbakanımıza kim yetkiliyse çocuğumu istiyorum. Ben kimsenin tarafı değilim ben bir işçiyim, vatandaşım çocuğumu istiyorum"

Yukarıdaki sözler, diğer bir çokları gibi çocuğunu eli kanlı terör örgütüne kaptıran bu ülkenin vatandaşı bir “Kürt” babaya ait. Yüreği yanık anne ise: "Yani diyorlar barış var. Barış varsa niye çocukları götürüyorlar?" diye haklı olarak sormakta.

Devamını gör...

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Ağır çekim ışık hızı

Işık, yapılan ölçümlere göre vakum ortamda saniyede 299.792.458 m. yol almaktadır. Bu hız, cam, su gibi maddelerin içinden geçerken bir miktar azalmaktadır. FPS (Frame Per Second) adı verilen hızlı çekim kameraları sayesinde bir çok fiziksel olay aydınlığa kavuşturulabilmektedir. İşte aşağıdaki görüntü de saniyede trilyon kare film çeken bir FPS kamerası ile çekilmiş ve ışığın su dolu bir PET şişe içindeki yolculuğunu ağır-çekim izlemek mümkün olmuştur.

 

Devamını gör...

8 Nisan 2014 Salı

Halkın tercihine saygı duymak?..

Yabancı basının gözünden balkon konuşması

* * *

Bir seçim dönemini daha geçirdik ama görmediğimiz rezillik de "hamdolsun ki" kalmadı! Milli iradenin tezahür yolu olan vatandaş oylarının nasıl ve hangi rezil oyunlarla ve nasıl yüzsüzce gasp edildiğine bu defa daha da açık bir şekilde şahit olduk.

“Her iki kişiden biri” yalanı ile muhaliflerini ümitsizliğe düşüren sinsi bir propaganda tezgâhının nasıl işlemekte olduğunu bir kere daha ama bu sefer bütün açıklığı ile görme fırsatı bulduk.

İşin daha da vahim tarafı, vatandaşın hakkını arayabileceğin bir mercii de kalmadı!
Baştaki zat, kafası attı mı anayasa mahkemesi dahil hiç bir mahkemenin kararını takmadığını, takmayacağını ulu orta beyan etmekten bile artık çekinmez oldu!
İstenmeyen bir karar verenin "paralelci" damgası yemesi an meselesi!  
Yani, mahkeme, kendi yanlarında ise mahkeme.
Hakim, savcı kendi yanlarında ise hakim, savcı!
Yani?
"Benim savcım, benim hakimim, benim valim..."
Yani?
"O da benim..., bu da benim!..
Kısacası:
"Ya benimsiniz, ya toprağın!.."

Fakat şu nüansa da dikkat:
"Ondan yana olmak" onu tatmin etmiyor!
Koluna taktığı bir saat gibi, ayağına giydiği bir çorap gibi kayıtsız şartsız onun olacaksınız!

Devamını gör...

28 Mart 2014 Cuma

Cehenneme giden yolun taşları böyle döşendi


Bütün bir ülke tüm dikkatini, koltuğunu muhafaza kaygısına düşmüş bir hükümetin adeta "can havli" ile sürdürdüğü seçim mücadelesine vermişken, ülkenin içine düştüğü "güvenlik zaafiyeti"nin boyutları da inanılmaz derecede vahim noktalara ulaşmış durumda!


İnternet ortamına her gün bir yenisi sızdırılan görüşmeleri "alçaklık" ve "ihanet" olarak nitelemekten öte elinden bir şey gelmediği anlaşılan "sağlam irade"(!), dün itibarı ile sızdırılan çok daha vahim bir kayıtla yeniden ama bu defa daha derinden sarsıldı!

Etrafını kuşatanlar tarafından "dünya lideri"(!) olarak ilan edilen başbakan ise-ne yazık ki, her zaman olduğu gibi bu defa da-bütün bunları yine birilerinin üzerine atarak yeniden "mağdur adam" kisvesine bürünmek kolaycılığını tercih etti. Halbuki, böyle bir "alışkanlığın" dünya liderliği ile bağdaşmayacağı gerçeğini bir an önce görmeli ve-geçtik dünya liderliğinden-hakiki bir lider gibi davranarak ve bütün sorumluluğu kendi üzerine alarak "gereğini" yapmalıydı.

Bunları not ettikten sonra, gelelim "cehenneme giden yollara" döşenen olan taşlara:

İçerdiği tehlikeden kaç kişinin haberi vardır orasını Allah bilir ama Türkiye ile Avrupa Birliği arasında, 16 Kasım 2013'de, Ankara'da, "Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ile Geri Kabul Anlaşması" adı altında bir anlaşma imzalandı. Ve bu anlaşma kamuoyuna yandaş medya tarafından "AB'den vize serbestliği müjdesi" mealinde, yani "bir müjde gibi" duyuruldu!

Her konuda olduğu gibi bu konuda da zafer kazanmış komutan edası ile konuşan başbakan, o gün göğsünü gere gere şöyle demişti:

Devamını gör...

6 Mart 2014 Perşembe

Ah şu kahrolası paraleller!



Her biri bir hükümet düşürmeye yetecek skandalların ardı ardına patlaması dahi hükümeti ve ona fanatikçe bağlananları saplandıkları fikirsizlik batağından çıkışa iknaya maalesef yetmiyor!

Bu öylesine bir hal ki, bütün inançlarının bir şahıs üzerinde tezahür ettiğine inananlar için ortaya çıkan kimi gerçekleri kabullenebilmek, adeta tutunduğu dalı bırakırsa uçuruma düşeceğini gören bir adamın hissiyatına benziyor. 

Tabii, bu arada, her şeyin farkında oldukları halde-Hayrullah Mahmud'un tabiri ile-"aman ağzımızın tadı kaçmasın" diyerek olayı geçiştirmeye çalışanları da unutmamak gerek!

Büyük bir iddia ile ortaya koydukları "Siyasal İslam" düşüncesinin dünyevî menfaatler karşısında bu kadar kolay bir hezimete uğraması aslında başlı başına ele alınması gereken bir olay. Siyaseten çoktan mevta olmuş bir iktidara kuru bir inatla hâlâ sunî teneffüs yaptırmak ve serinkanlılıkla durum muhakemesi yapmak yerine despotik kararlarla zaman kazanmaya çalışmak sağlıklı bir aklın eseri midir?

Cumhuriyetin kurucularına  "iki ayyaş" diyerek laf dokunduranların bugün içine düştükleri durum "ayyaşlık"tan çok daha vahim! Güneri Cıvaoğlu'nun “3 metre patiska” başlığı altında köşesine aldığı hikaye-kendi deyimi ile-nasıl "cumhuriyet’i kuranların karakterini" yansıtıyor ise, bugün kendi mitinglerinde bile açılan "hırsız var" pankartları da halk nezdinde kendi düştükleri durumu aynı derecede yansıtmıyor mu?  

Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.