Başımıza gelen her felaketten sonra olduğu gibi Soma katliamı sonrasında da yine değişen bir şey olmadı ve tek sermayeleri tumturaklı nutuklar atmak olan makam sahipleri usulca ortadan kayboldu, el-ayak çekilirken ölen yine öldüğü ile kaldı, olan ne var ise gene geride kalana oldu.
"Sosyal bir hukuk devleti" olduğu anayasasında yer alan bu ülkenin (fakir-fukara takımındandır diyerek) cömertçe harcamaktan çekinmediği bu vatandaşlarına yaptığı üvey evlat muamelesinde de-aşağıda da görüleceği üzere-yine bir değişiklik olmadı ve her türlü siyasi ikbal hesabının yapıldığı bu ülkede ancak oyu kadar değeri olan ve her defasında kaderine terk edilen bu milyonlar, (klasik avuntular dışında) bir gün olsun bu ikbal hesaplarının içinde kendine bir yer bulamadı.
Üçüncü dünya ülkelerinin uyduruk demokrasilerine has çığırtkan politikacıları eşliğinde sürdürülen bu yalan ve talan ekonomisini beslemenin ve ayakta tutmanın zorunlu memuru olan bu milyonların ahı, ülkenin sosyal fay hatlarına bir stres ögesi olarak ha bire yüklenip duruyor. Diğer stres ögeleri ile kaçınılmaz olarak bir gün birleşince kopacak gümbürtünün şiddeti de herhalde en aldırmaz kulakların bile duymak zorunda kalacağı kadar yüksek olacaktır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın...
...
9 Haziran 2014 Pazartesi
Daha ne desin...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Haziran 09, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye laik ve sosyal bir hukuk devletidir?

Posts Relacionados
29 Mayıs 2014 Perşembe
Helal Cumhurbaşkanlığı olur mu?!..
İçi boşaltılmış bir İslam anlayışına sırtlarını dayayanların "helal" konusunda gösterdiği duyarlılık ise akıllara seza! Kendi cepleri söz konusu oldu mu işlerini kitabına uydurmayı gayet güzel becerliyorlar. Konu ne olursa olsun, yeter ki ucunda para olsun, üzerine helal damgasını vurdun mu olay bitiyor! Gelsin paralar, sağılsın davarlar!
Sayıları giderek artan bu ensesi kalın, cebi şişkin "helalci taifesi", şüphesiz her sektörde iştah uyandırıyor. Sattığı ya da pazarladığı her ne ise onun üzerine işte bu "helal damgası"nı vurdurtmayı becerebilenler ise köşe olacağını biliyor. Neyse, aslında konumuz bu değil ama bu dediklerimiz az sonra diyeceklerimizle ilintili, ya da en azından bir vatandaş okuduğu bir haberden yola çıkarak bu haberi kafasındaki soru işaretleri ile ilintilendirmiş ve ortaya-çok da haksız diyemeyeceğimiz-daha başka bir soru çıkmış. Fakat önce o haber:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Mayıs 29, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
15 Mayıs 2014 Perşembe
Soma faciası
14 Mayıs 2014 Çarşamba
Barış varsa niye bu çocukları götürüyorlar?
Yukarıdaki sözler, diğer bir çokları gibi çocuğunu eli kanlı terör örgütüne kaptıran bu ülkenin vatandaşı bir “Kürt” babaya ait. Yüreği yanık anne ise: "Yani diyorlar barış var. Barış varsa niye çocukları götürüyorlar?" diye haklı olarak sormakta.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Mayıs 14, 2014
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak Kürtçülük

Posts Relacionados
12 Mayıs 2014 Pazartesi
Ağır çekim ışık hızı
Işık, yapılan ölçümlere göre vakum ortamda saniyede 299.792.458 m. yol almaktadır. Bu hız, cam, su gibi maddelerin içinden geçerken bir miktar azalmaktadır. FPS (Frame Per Second) adı verilen hızlı çekim kameraları sayesinde bir çok fiziksel olay aydınlığa kavuşturulabilmektedir. İşte aşağıdaki görüntü de saniyede trilyon kare film çeken bir FPS kamerası ile çekilmiş ve ışığın su dolu bir PET şişe içindeki yolculuğunu ağır-çekim izlemek mümkün olmuştur.

Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Mayıs 12, 2014
0 yorum Etiketler: Bilim-Teknik

Posts Relacionados
8 Nisan 2014 Salı
Halkın tercihine saygı duymak?..
Bir seçim dönemini daha geçirdik ama görmediğimiz rezillik de "hamdolsun ki" kalmadı! Milli iradenin tezahür yolu olan vatandaş oylarının nasıl ve hangi rezil oyunlarla ve nasıl yüzsüzce gasp edildiğine bu defa daha da açık bir şekilde şahit olduk.
“Her iki kişiden biri” yalanı ile muhaliflerini ümitsizliğe düşüren sinsi bir propaganda tezgâhının nasıl işlemekte olduğunu bir kere daha ama bu sefer bütün açıklığı ile görme fırsatı bulduk.
İşin daha da vahim tarafı, vatandaşın hakkını arayabileceğin bir mercii de kalmadı!
Baştaki zat, kafası attı mı anayasa mahkemesi dahil hiç bir mahkemenin kararını takmadığını, takmayacağını ulu orta beyan etmekten bile artık çekinmez oldu!
İstenmeyen bir karar verenin "paralelci" damgası yemesi an meselesi!
Yani, mahkeme, kendi yanlarında ise mahkeme.
Hakim, savcı kendi yanlarında ise hakim, savcı!
Yani?
"Benim savcım, benim hakimim, benim valim..."
Yani?
"O da benim..., bu da benim!..
Kısacası:
"Ya benimsiniz, ya toprağın!.."
Fakat şu nüansa da dikkat:
"Ondan yana olmak" onu tatmin etmiyor!
Koluna taktığı bir saat gibi, ayağına giydiği bir çorap gibi kayıtsız şartsız onun olacaksınız!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Nisan 08, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye'nin demokrasisi

Posts Relacionados
28 Mart 2014 Cuma
Cehenneme giden yolun taşları böyle döşendi
Bütün bir ülke tüm dikkatini, koltuğunu muhafaza kaygısına düşmüş bir hükümetin adeta "can havli" ile sürdürdüğü seçim mücadelesine vermişken, ülkenin içine düştüğü "güvenlik zaafiyeti"nin boyutları da inanılmaz derecede vahim noktalara ulaşmış durumda!
İnternet ortamına her gün bir yenisi sızdırılan görüşmeleri "alçaklık" ve "ihanet" olarak nitelemekten öte elinden bir şey gelmediği anlaşılan "sağlam irade"(!), dün itibarı ile sızdırılan çok daha vahim bir kayıtla yeniden ama bu defa daha derinden sarsıldı!
Etrafını kuşatanlar tarafından "dünya lideri"(!) olarak ilan edilen başbakan ise-ne yazık ki, her zaman olduğu gibi bu defa da-bütün bunları yine birilerinin üzerine atarak yeniden "mağdur adam" kisvesine bürünmek kolaycılığını tercih etti. Halbuki, böyle bir "alışkanlığın" dünya liderliği ile bağdaşmayacağı gerçeğini bir an önce görmeli ve-geçtik dünya liderliğinden-hakiki bir lider gibi davranarak ve bütün sorumluluğu kendi üzerine alarak "gereğini" yapmalıydı.
Bunları not ettikten sonra, gelelim "cehenneme giden yollara" döşenen olan taşlara:
İçerdiği tehlikeden kaç kişinin haberi vardır orasını Allah bilir ama Türkiye ile Avrupa Birliği arasında, 16 Kasım 2013'de, Ankara'da, "Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ile Geri Kabul Anlaşması" adı altında bir anlaşma imzalandı. Ve bu anlaşma kamuoyuna yandaş medya tarafından "AB'den vize serbestliği müjdesi" mealinde, yani "bir müjde gibi" duyuruldu!
Her konuda olduğu gibi bu konuda da zafer kazanmış komutan edası ile konuşan başbakan, o gün göğsünü gere gere şöyle demişti:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Mart 28, 2014
0 yorum Etiketler: Milli Güvenlik Meselelerimiz

Posts Relacionados
6 Mart 2014 Perşembe
Ah şu kahrolası paraleller!
Her biri bir hükümet düşürmeye yetecek skandalların ardı ardına patlaması dahi hükümeti ve ona fanatikçe bağlananları saplandıkları fikirsizlik batağından çıkışa iknaya maalesef yetmiyor!
Bu öylesine bir hal ki, bütün inançlarının bir şahıs üzerinde tezahür ettiğine inananlar için ortaya çıkan kimi gerçekleri kabullenebilmek, adeta tutunduğu dalı bırakırsa uçuruma düşeceğini gören bir adamın hissiyatına benziyor.
Tabii, bu arada, her şeyin farkında oldukları halde-Hayrullah Mahmud'un tabiri ile-"aman ağzımızın tadı kaçmasın" diyerek olayı geçiştirmeye çalışanları da unutmamak gerek!
Büyük bir iddia ile ortaya koydukları "Siyasal İslam" düşüncesinin dünyevî menfaatler karşısında bu kadar kolay bir hezimete uğraması aslında başlı başına ele alınması gereken bir olay. Siyaseten çoktan mevta olmuş bir iktidara kuru bir inatla hâlâ sunî teneffüs yaptırmak ve serinkanlılıkla durum muhakemesi yapmak yerine despotik kararlarla zaman kazanmaya çalışmak sağlıklı bir aklın eseri midir?
Cumhuriyetin kurucularına "iki ayyaş" diyerek laf dokunduranların bugün içine düştükleri durum "ayyaşlık"tan çok daha vahim! Güneri Cıvaoğlu'nun “3 metre patiska” başlığı altında köşesine aldığı hikaye-kendi deyimi ile-nasıl "cumhuriyet’i kuranların karakterini" yansıtıyor ise, bugün kendi mitinglerinde bile açılan "hırsız var" pankartları da halk nezdinde kendi düştükleri durumu aynı derecede yansıtmıyor mu?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Mart 06, 2014
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados













