12 Kasım 2011 Cumartesi

Almanya niye bu kadar güçlü?

Küresel ekonomik krizin kazdığı kuyuya düşenlerden birinin de Avrupa Birliği olduğu hepimizin malûmu... 


Mevcut krizden ziyadesi ile etkilenen birlik ülkeleri ise, bu beladan kurtulmak için Avrupa Birliği'nin adeta kasası durumunda olan Almanya'dan medet ummaya devam ediyorlar. 


Öteden beri güçlü bir ekonomik yapıya sahip olagelmiş Almanya'nın bu özelliğini hâlâ koruyor olması, doğal olarak bir çok araştırmacının dikkatini çekmekte. Dolayısı ile de dünya üzerinde bu konuya dair yazılmış ve yazılan bir dolu araştırma mevcut. Buna en son eklenen araştırmalardan biri de George Friedman tarafından yazılan "The Next 100 Years" (Gelecek 100 Yıl) başlıklı kitap. Kurucusu olduğu ünlü düşünce kuruluşu Stratfor'da bu kitabının tanıtımı yayınlanan Friedman, konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: 

Devamını gör...

9 Kasım 2011 Çarşamba

Cehalet ve Zulmün Kıskacında Kürt Meselesi

Adnan Menderes Kaya 
Haber Akademi  
4 Kasım 2011


19. yüzyıl başlarından günümüze kadar devam eden Kürt meselesi, Kerkük konusuyla birlikte yeni bir şekil almaya başladı. Bir Kürt isyanı neticesinde terk etmeye mecbur kaldığımız Kerkük-Musul bölgesinin Irak’a ait olduğunu 1926 Ankara Antlaşmasıyla onayladık.


Bu durumda Misak-ı Milli sınırları içinde olduğu için zaten Türk Devleti’nin bir parçası olan Kerkük-Musul, eğer Irak parçalanırsa Türk Devleti’ne ilhak edilmelidir.


Ülkemizde de Türk Devleti’ni bölmeyi, Türk Milleti’ni bir iç savaşa sürüklemeyi hedefleyen Kürtçülük faaliyetleri bilindiği gibi 1980’li yılların başlarından itibaren gerekli ve yeterli tedbirler alınmaması sebebiyle azgınlaşmış ve mevcut durumda neredeyse terörist başının affedilme ihtimaline kadar uzanmıştır.

Devamını gör...

3 Kasım 2011 Perşembe

Türkiye'yi ele geçiren vasatlar cuntası!..

Adına "küreselleşme" denilen bir illet, dünya ülkelerinin sadece ekonomik varlıklarını bir sülük gibi emmekle kalmıyor,  binlerce yıldan bu güne süzülerek gelmiş koca bir dünya kültürünü de bir kemirgen hızıyla yeyip bitirerek arkasında, adına "kültür" denilemeyecek kadar iğrenç bir atık bırakıyor. 


Dünyadaki her bir şeyi ölçüp biçmekte "maddiyat ölçeği"nden başka bir ölçek tanımayan bu "küresel elit", yediği bunca herze yetmiyormuş gibi bir de, kurduğu çadır tiyatrosunda sahneye çıkardığı çengilere bizden "sanatçı" muamelesi yapmamızı bekliyor!.. 


Seviyesizliğin her türlüsünün yüceltilmeye ve ödüllendirilmeye değer bulunduğu bu yapay dünyada, olan bitenleri büyük bir merakla takip eden ve yeni katılımlarla giderek büyüyen ve bir "sürü" haline gelen bir "güruh"un varlığı her ne kadar bir gerçek ise de, bu sürüye dahil olmayı sonuna kadar reddeden önemli bir topluluğun varlığını korumakta olduğu da inkâr edilemez. 


"Sürü"ye dahil olmayı reddederek seviyesini korumakta direnen kararlı insanlar için giderek yaşanması zor bir hale gelen bu yapay dünyada, "sufliyet" ile "asalet" arasında derinden derine yaşanan bu çatışma, bakalım nasıl sonuçlanacak diyelim ve konu ile ilgili güncel bir vak'ayı mükemmel bir şekilde tahlil eden aşağıdaki makaleyi okumaya geçelim:  


Neşet Ertaş'tan Nihat Doğan'a Nasıl Düştü Bu Ülke?

Devamını gör...

Asıl tehdit İstanbul medyasıdır

İstanbul, konumu ve geçmişi itibarı ile diğer dünya metropollerinden elbette çok daha farklı bir şehir. Ancak onu diğerlerinden ayıran öyle bir farkı daha var ki, bu fark, bütün bir Türk milletini, yüzyıllardır bir beladan diğerine sürükleyip durmakta... 


Kendini gizlemekte, ya da bu milletten biri gibi görünmekte son derece ustalaşmış olan bu gizli elin ne derece şerir olduğunu çok iyi bilen Mustafa Kemal'in, yeni cumhuriyete başkent olarak Ankara'yı seçmesi rastgele alınmış bir karar değildir. 


O daha genç bir subay iken: "İstanbul, İstanbul'da kalınarak idare edilemez. İstanbul, ancak ona hakim olunabilecek bir noktadan idare edilmelidir!.." diyerek, daha o günden bu o "çok önemli" gerçeğin altını çizmiş oluyordu.


Konuyu daha bir anlaşılır kılmak bakımından şunu açıkça belirtelim ki, İstanbul'un fethi ile birlikte başlayan o tarihi süreçten bu yana, devlet kademelerinde önemli mevkiler edinmiş bir "dönmeler ve devşirmeler" zümresinin hakimiyeti altında bulunmaktan kendini bir türlü kurtaramamış olan İstanbul, eskiden olduğu gibi bugün de Türkiye'nin kaderini kendi çıkarı doğrultusunda dizayn etmek adına, hamle üzerine hamle yapmaktan bir an bile geri durmuyor!.. 

Devamını gör...

26 Ekim 2011 Çarşamba

CHP ve MHP Anayasa çalışmalarından derhal çekilmelidir!..

ABD, AB ve PKK'nın ısrarla talep ettiği ve AKP'nin de vazife kabul ettiği "yeni anayasa" çalışmalarına "görüş"(!) bildirmek üzere katılacaklarını beyan eden MHP ve CHP, şayet bu kararlarından vazgeçmezler ise millet ve tarih nezdinde büyük vebal altında kalacaklardır!.. 


Artık şunu iyice anlamış olmaları gerekir ki, "Bölünme Anayasası" olduğu apaçık belli olan ve Cumhurbaşkanı tarafından "ideolojisiz anayasa" olarak tarif edilen bu "Türkiye'yi Türksüzleştirme anayasası"nı yürürlüğe koymak için iktidarın, bu iki muhalefet partisinin ne görüşlerine, ne de fikirlerine ihtiyacı vardır. AKP'nin bu aşamada ihtiyacı olan tek şey, "meşruiyet" tartışmalarına meydan vermeden "vazifesini" bir an önce kotarmaktır. Sayısal anlamda bunu engelleme imkânı bulunmayan muhalefet, değiştiremeyeceği bir netice için "dolgu malzemesi" olmayı kabul etmek yerine, bu, çok önceden tasarlanmış senaryonun figüranı olmayı reddettiğini açıkça beyan etmelidir!.. 


Hülâsa, muhalefete düşen iş-eğer gerçekten muhalefet ise-(bir başlarsa, bir daha durdurmaya güç yetiremeyeceği) anayasa çalışmalarını asla başlatmamaktır!.. Hele ki, karşılarında; "sadece "cumhuriyet" kelimesine dokunmayacağız!.." diyen bir iktidar partisi varken!..

Devamını gör...

Uzaylılar kara deliklerde mi yaşıyor?


Her geçen gün dünya ötesi yaşama dair yeni iddalar türetiliyor. Uzaylı kolonilerinin kara deliklerde gizlendiği iddia ediliyor 


Moskova'daki Rus Bilimler Akademisi Nükleer Araştırma Enstitüsü'nden Profesör Vyacheslav Dokuchaev'e göre, bazı kara deliklerin iç yapısı karmaşık ve bu karmaşık iç yapı fotonların, moleküllerin ve gezegenlerin merkezi bir tekilliğin yörüngesinde dönmesine imkan veriyor.


Tekillik, kara delikte uzayın ve zamanın sonsuz olduğu bölgeye deniyor. Ama profesör, belli kara deliklerin merkezinde ve doğru koşullar altında uzay ve zaman çatısının bir kez daha var olduğu bir bölgenin mevcudiyetini iddia ediyor.


Buna göre, eğer yüklü ve dönen bir kara delik yeterince büyükse, olay ufkunun yani ışığın ve hiçbir şeyin olmadığı noktanın ötesindeki çekim güçlerini zayıflatabilir ve kara deliğin çekiminden kaçabilmek söz konusu olabilir.

Devamını gör...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Amerikan kılavuzluğunda PKK ile mücadele!..

Son olmasını can-ı gönülden dilediğimiz ve fakat bu gidişle bunun "son" olamayacağını içimiz kan ağlayarak gördüğümüz PKK terörü, bir gün arayla 32 vatan evladının daha canına kıydı. Bu yazının yazıldığı gün, ne yazık ki, 3 şehadet haberi daha geldi.


Söylemeye ne kadar gerek var, bilemiyorum, rutin olduğu üzere, televizyon ekranlarından derhal; "savaş uçaklarımız Kandil'i bombalıyor!.." haberleri geçmeye başladı!.. Şehit sayısının yüksekliği, "güzel şeyler olacak" diyen cumhurbaşkanını bile ürkütmüş olmalı ki, durumun vehameti, kendisine "intikam" sözcüğünden başka bir söz sarfetme imkânı bırakmadı. Daha bir kaç gün önce, askere "moral" vermek için "gizlice" ziyaret ettiği (fakat ne hikmetse ziyaretten sonra poz poz resimleri basına dağıtılan bu ziyaretten sonra) birliğimiz 8 koldan PKK saldırısına maruz kaldı!..


Bu defa rutinin dışına çıkıldı ve "Kandil'e Hava Harekâtı"na ek olarak, "başkomutan sıfatı ile harita üzerinde, harekâta dair subaylardan brifing alan cumhurbaşkanı resimleri eşliğinde" sınır ötesi harekât başlatıldığı haberleri verilmeye başlandı. Ardından da, "flaş haber" olarak Amerika ile "nokta istihbarat" konusunda anlaşmaya varıldığı haberleri geldi. Lâkin, çok geçmeden "sınır ötesine" bir harekât yapıl(a)madığı bizzat Genel Kurmay tarafından duyuruldu!.. Arkasından da; "aralarında üst düzeyden olanlar da dahil 40 küsür teröristin etkisiz hale getirildiği" ilan edildi ve böylece millet üzerinde büyük bir infial yaratan bu son hadisenin şoku nispeten hafifletilmiş oldu.


Buraya kadar, bunlar hepimizin bildiği, kamuoyu önünde cereyan eden şeyler. 


Fakat bir de bu işin bir arka yüzü var ki, tam anlamı ile içler acısı!..  

Devamını gör...

15 Ekim 2011 Cumartesi

Sahi, ne oldu Kaddafi ?!..


Daha bir kaç ay öncesine kadar Libya'nın "özgürleştirilmesi" faaliyetlerini "canlı canlı" bütün dünyaya ulaştıran ajanslar, arada bir de Kaddafi'nin ya da oğullarından birinin yakalandığını anons etmeyi ihmal etmiyorlardı. Daha seyrek olmakla beraber şimdi de bu türden haberler duyuluyor ama yine arkası boş çıkıyor. Daha bir kaç gün önce Libya'nın başkenti Tripoli'de Kaddafi güçlerinin muhaliflere ciddi bir saldırıda bulunduğu haberleri geldi. Öyle anlaşılıyor ki, Kaddafi'yi saf dışı bırakmak göründüğü kadar kolay olmayacak.


...








Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.