23 Aralık 2010 Perşembe
Asıl sıkıntımız...
İktidar olmak için "yetki" istedikleri milletin içinde, Atatürk'ün yolunda yürümeye azmetmiş insanların sayısını o kadar "az" buluyor olmalılar ki, kendilerini, bu cumhuriyetin adına dahi tahammül edemeyen kimi "guruplara" mavi boncuk dağıtmak ihtiyacı içinde görüyorlar! O kadar ki, açıkça etnik milliyetçilik yapan ve ayrılıkçılara omuz verenleri, cemaat hocalarına övgüler dizenleri dahi parti yönetimine dahil etmekte hiç bir beis görmüyorlar!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Aralık 23, 2010
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
21 Aralık 2010 Salı
Altın Piyasasındaki Büyük Oyun
HABLEMİTOĞLU BU ÇETENİN ÜSTÜNE GİTMİŞTİ
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Aralık 21, 2010
0 yorum Etiketler: Ekonomi ve Bağımsızlık, Ekonomi Yazıları

Posts Relacionados
19 Aralık 2010 Pazar
Okuyun!!!
İşte, o satırlar:
Okuyun!!!Devamını gör...
26-27.11.2007 tarihleri arasında Cizre Barajı ile ilgili olarak fizibilite incelemesi yapmak üzere Cizreye gittim.
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Aralık 19, 2010
0 yorum Etiketler: Türkiye'nin Ekonomisi

Posts Relacionados
18 Aralık 2010 Cumartesi
"Serbest Piyasa" ışığında(!) Türk siyaseti
Bugün, şiddetle muhalefet ettikleri bir düşünceyi iktidara taşıyan ortamı hazırlayanın bu "vurgun düzeni" olduğunu bilseler, acaba bu konuya bu kadar bigâne kalırlar mıydı? Siyaset yapmak adına sadece "vatanseverliklerini" ortaya koymanın yeterli olduğunu düşünenler, halkın; kendilerine düşündükleri kadar rağbet etmemesini, onların bilinçsizliklerine ve duyarsızlıklarına bağlıyor ve onları; oylarını bir kaç torba kömür ve makarnaya satmakla itham ediyorlar. Ellerinde; halka sunacakları hiç bir tutarlı proje olmadan, sadece: "Bunlar iktidardan insin, yerine bizim gibi demokrat ve vatanını seven insanlar gelsin!" demekle de halkın kendilerine, bugün olmasa da, "elbet bir gün", (gerçekleri anladıkları an) rağbet etmeye "mecbur kalacaklarını" düşünüyorlar.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Aralık 18, 2010
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
8 Aralık 2010 Çarşamba
Gerçekten özgür müsünüz?..
Şimdi, işin bir de şu yönü var ki, daha "giderilememiş" bunca ihtiyacınız varken, inayet olası fakir fukaraya şöyle gönlünüzce yardım da edemiyorsunuz tabii ki!.. Bir gün, şöyle bir eliniz "bolalsın" da inşallah...
İşin şakası, sitemi bir yana; "ihtiyaçlarımız" arttıkça, "muhtaçlığımız" da artmıyor mu? Hani duymuşsunuzdur; adamın biri Hz. Muhammed'e: "Ya Resulallah, zengin olmak istiyorum, ne tavsiye edersiniz?" diye sorunca, Hz. Peygamber, şöyle buyuruyor: "İhtiyaçlarını azalt!" Bu, bir "savuşturma" cümlesi değil, aksine, üstünde uzun uzun düşünülmesi gereken, kısa ama muhteşem bir cevaptır. Çünkü, görüldüğü üzere; ihtiyaçlar arttıkça, muhtaçlık da artmakta, muhtaçlığın artması ise insanı o muhtaçlığı gidereceği düşünülen her kim veya her neyse, işte ona mahkûm etmektedir. Bir başka deyişle, edinilen, kazanılan, sahip olunan her şeyin karşısında, derhal onları "kaybetme korkusu" belirivermektedir.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Aralık 08, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist Kültür ve Politikalar

Posts Relacionados
7 Aralık 2010 Salı
Somali kıyılarının ve Hint Okyanusu'nun gerçek korsanları kim?
"Who are the real pirates off the coast of Somali in the Indian Ocean?" diye soruyor, www.notmytribe.com adresli internet sitesinde Tony Logan ve şöyle devam ediyor:
"Son bir kaç hafta içinde, kuırumsal basının, taşlanarak öldürülen genç bir kız ve 'korsanlar' merkezli haberlere yoğunlaşması, Amerikan devletinin, kurumsal basını demirden pençesiyle nasıl kontrol ettiğinin açık bir göstergesidir. Pentagon'un yarattığı ülkede milyonlarca aç mültecinin varlığı ise nedense kimsenin aklına gelmiyor. Amerikan medyası için onlar bir "Indiana Jones" hikayesi! Ve korsanlar da onunla hep eğlenceli oyunlar oynayan neşeli insanlarlar! Peki, o halde Somali kıyılarının ve Hint Okyanusu'nun gerçek korsanları kim? İşte; "Asia Times Online" haber sitesi bize, tam da bu konuyla ilgili kimi bilgileri veriyor: NATO reaches into the Indian Ocean (NATO, Hint Okyanusuna el attı)
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Aralık 07, 2010
0 yorum Etiketler: Dünyadan Haberler, Emperyalist Kültür ve Politikalar

Posts Relacionados
6 Aralık 2010 Pazartesi
Bunları da mı milli irade istedi ?!..
"Amerikan tipi Demokrasi" dedikleri de herhalde bu olsa gerek!
Sözü uzatmadan, nedir bu milli irade ve nedir bu, bunların demokrasisi, anlamak için gelin; 5 Aralık 2010 tarihinde, Yeniçağ Gazetesi'nde yazan Selcan Taşçı'nın köşesine gönderilen bir okur mektubunu birlikte okuyalım:
"Halkın yüzde 80’inden fazlasının ABD politikalarına karşı olduğu bir ülkede nasıl oluyor da ‘milli irade’, ABD politikalarını uygulamakla yükümlü partileri ve politikacıları işbaşına getirecek biçimde ‘tecelli’ ediyor? Bir terslik yok mu bu işte!
Ey “Biz katile katil deriz” diyen Recep Tayyip Bey, Irak’ı kan gölüne çeviren katil Amerikan askerlerine “kahraman” demenizi ve bu katiller sürüsünün “evlerine sağ salim dönmeleri için dua etmenizi” sizden “milli irade” mi
istedi?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Aralık 06, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak Demokrasi

Posts Relacionados
3 Aralık 2010 Cuma
Kuantum Fiziği ve Bilinç
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Aralık 03, 2010
0 yorum Etiketler: Genel Kültür

Posts Relacionados
2 Aralık 2010 Perşembe
Şems'in 40 kuralı
KURAL 2: Hak Yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!
KURAL 3: Kuran dört seviyede okunabilir. ilk seviye zahiri manadır. Sonraki Batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
KURAL 4: Kainattatki her zerrede Allahın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allahı görüp yaşayan olmadığı gibi, Onu görüp ölen de yoktur. Kim O nu bulursa, sonsuza dek Onda kalır.
KURAL 5: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:
Bırak kendini, ko gitsin; Alık kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var.
KURAL 6: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.
KURAL 7: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Aralık 02, 2010
0 yorum Etiketler: İslamiyet ve din kültürümüz

Posts Relacionados
1 Aralık 2010 Çarşamba
WIKILEAKS BELGELERİ, ERDOĞAN’IN SERVETİ VE YEŞİL CENNETTEKİ SIR HESAPLAR
Bugünlerde, bizde olduğu gibi diğer bir çok hükümetin de başını ağrıtan "Wikileaks Belgeleri" de, dünyada artık yeni bir dönemin başladığının adeta habercisi sanki.
Bu belgelerden Türkiye'nin payına düşenler ise epey bir baş ağrısına sebep olacak gibi. Bunların başında ise sayın başbakanımızın serveti ile ilgili bölümler geliyor.
Bu belgelerde söylenenlere bakınca insan, ister istemez biraz daha gerilere gitmek ihtiyacını duyuyor. Mesela;
-Daha AKP kurulurken Rahmi Koç gibi ülkenin en önde gelen bir işadamı; "Erdoğan'ın 1 Milyar Doları var!" demek gereğini neden duymuştu?
-Daha sonraları aynı konu yeniden gündeme gelmiş, Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Sabahattin Önkibar, 6 Şubat 2010 tarihinde; "Wikipedia sitesinde yer alan: “Tayyip bey; Brunei Sultanı, Suudi Kralı ve Körfez Emirlerinden sonra dünyanın en zengin 7. lideridir. 2 milyar dolarlık serveti var.” bilgisini köşesine taşımış, ardından Rahmi beyin söyledikleri karşısında sessiz kalan Erdoğan, Önkibar’a karşı ise sessiz kalmamış ve derhal dava açmıştı. Önkibar, bunu köşesinde şöyle dile getiriyordu:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Aralık 01, 2010
0 yorum Etiketler: Milli Güvenlik Meselelerimiz, Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
28 Kasım 2010 Pazar
O KADAR BÜYÜTMEMELİ!
O KADAR BÜYÜTMEMELİ!
2 general ve 1 amiralin açığa alınması gibi olağan dışı bir olay sonrasında “milli irade” madeninden türetilmiş büyük devlet adamlarımız(!), sanki sıradan, kendiliğinden ve olması gereken şekilde yürütülen yasal bir süreç hakkında gayet masumane ve tarafsız bir eda ile konşuyorlar:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Kasım 28, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak "Demokrasi"

Posts Relacionados
Yürek burkan bir gözlem
Nakledilen haber şu:
"Sevgili Can Ataklı; 21 Kasım 2010 günü mahalle kasabına gittim. Kasaba gelen bir vatandaş utana sıkıla elindeki paketi kasaba verdi. Kasap fiyat söyledi parasını aldı gitti. Kasaba “Hayrola” dedim “Nedir bu?” Meğer parası olmayanlar Kurban Bayramı’nda gelen etleri kasaba para karşılığında satıyorlarmış. Durum bu kadar vahim demek ki. Yazıp duyurursanız halk ve yöneticiler okusun. Olayın geçtiği yer Kırklareli’dir. Bilgilerinize, selamlar. Ş.M"
"Benim vatandaşım" bu nankörlüğü ne zaman bırakacak acaba, değil mi "benim" sayın ve değerli başbakanım?!.. Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Kasım 28, 2010
0 yorum Etiketler: Türkiye laik ve sosyal bir hukuk devletidir?

Posts Relacionados
24 Kasım 2010 Çarşamba
Bir de böyle bir "Dünya" var...
Konuyu şöyle açalım: Yüce Allah, insan için, yerde ve gökte sayısız nimetler yarattığını söylemiyor mu? Bilinmelidir ki, aslolan "vermek"tir, "verme konumunda" olmaktır! Bakın doğadaki bitki ve hayvanlara; yerdeki ve gökteki sayısız canlının sürekli "vermekte" olduklarına şahit olmuyor musunuz? Elma ağacı, portakal ağacı, zeytin ağacı , kiraz ağacı vb. meyve vermek için sizinle pazarlığa mı oturuyor? Meyvesi için sizden bir fiyat, bir ücret mi talep ediyor? Sadece yaradılışının gereği olarak, zamanı geldiğinde meyvesini veriyor... Kişi ayrımı yapıp; "bu meyvelerimden ancak şunlar, şunlar yiyebilir, bunlar bunlar yiyemez" mi diyor? Hayır! Çünkü o, ölene kadar hep verir, vermeye devam eder. Gücü yettiğince, az ya da çok ama mutlaka verir. Bakın denizlere, bakın diğer hayvanlara, hepsi aynı minval üzerinedirler. Niye?!.. Çünkü, Allahü Teala, yaratıp akıl verdiği insanı yeryüzünde acımasızca bir "rızk mücadelesi"ne muhatap kılmamak, bilakis onu bu zahmetten kurtararak ve onu; bütün bir zamanını bu uğurda sarfetmek zorunda bırakmayarak, ona "tefekkür" edecek "geniş bir zaman" bırakmak istiyor, bu yüzden de insanın "nimetlerine" ulaşmasını olabildiğince kolaylaştırıyor. Bir tohumdan yüz "dane" çıkararak size veriyor. "1 dane veririm amma, verdiğimi de 6 ay sonra 10 dane olarak geri isterim ha!", da demiyor. Denizlerden tonlarca hamsi, palamut vb. vererek nimetlerini alabildiğine de genişletiyor. Ama bunun karşılığında insanlar içinden bir gurup çıkıyor, kendilerine, kendilerince bir "düzen" kuruyor ve Yüce Allah'ın bütün insanlığa "cömertçe" ihsan ettiği bu nimetleri kendi tekellerine alıyor ve onları diğer insanlara "satmaya" kalkışıyor!.. Ne adına? Kapitalizm, liberalizm, serbest piyasa vb. adına!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Kasım 24, 2010
0 yorum Etiketler: Batı Medeniyeti ve Türkler, İslamiyet ve din kültürümüz

Posts Relacionados
20 Kasım 2010 Cumartesi
Nedir bu "Antimadde"?
Antimaddenin kısa tarihi
HÜRRİYET’in dünkü birinci sayfasında sürmanşetten verilmiş bir haber, ‘Huzurlarınızda antimadde’ başlığını taşıyordu. Cenevre’deki meşhur Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi CERN’in bilim insanları anti hidrojen atomları yapmıştı.
Çoğumuz, ‘antimadde’yi Amerikalı romancı Dan Brown’ın ‘Melekler ve Şeytanlar’ isimli kitabından (ve aynı isimli filmden) duymuştuk. Romancı dramatik kurgusu için bilimi çarpıtmış, CERN’de üretilen anti-maddeyi bir kutunun içine koymuş, bu yetmiyormuş gibi romanında bu kutunun kötü kişilerce çalınmasını da sağlamıştı.
Oysa anti-maddeyi taşıyacak ve bir yerden bir yere nakledilmesini sağlayacak bir kutunun olması, en azından şimdilik, imkansız.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Kasım 20, 2010
0 yorum Etiketler: Genel Kültür

Posts Relacionados
17 Kasım 2010 Çarşamba
Akıl ve Bilimin Zaferi
"İnsan aklının düşünebildiği, hayal edebildiği her şey", gerçekleşmesi mümkün şeylerdir. Bir başka deyişle; "insan, gerçekleştiremeyeceği şeyleri hayal edemez." İnsan aklının rasyonel bir şekilde kullanılmasının insan hayatını kolaylaştırdığına elbette şüphe yoktur. Koşullardaki olumsuzluğa boyun eğmek zorunda kalmamak da ancak akılla mümkündür. Kısaca, insanın gücü aklıdır ve bu akılla geliştirdiği ilimdir. Bunu doğrulayan en ilginç güncel olaylardan biri de, geçtiğimiz günlerde Çin'de gerçekleşti: 15 Katlı bir otelin inşaatı 6 gün içinde tamamlandı.
Önce videoyu izleyelim:
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Kasım 17, 2010
0 yorum Etiketler: Dünyadan Haberler

Posts Relacionados
13 Kasım 2010 Cumartesi
Hay ömrüne bereket Osman Hocam!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Kasım 13, 2010
0 yorum Etiketler: Ekonomi Yazıları

Posts Relacionados
11 Kasım 2010 Perşembe
Havanda "hava" dövmek!

Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Kasım 11, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak "Demokrasi", Milli Kültür

Posts Relacionados
5 Kasım 2010 Cuma
Kitle İletişim Araçları - MEDYA?...
"Suyun taşı delmesi gücünden değil sürekliliğindendir"
LATİN DEYİŞİ
Yaşadığımız günlerde kitle iletişim araçlarıyla (KİA) geniş çevremiz için bilgi edinebildiğimiz bir gerçektir. Bu bir nimet midir, yoksa bize zararlı olabilen bir şey midir?... Bu çok tartışılabilecek bir konudur. Çünkü KİA aracılığla sadece gelişen sanat olayları ile yapıtları, bilimsel açılım haberleri gibi konuları değil, dünyada olan bitenler konusunda haberleri de alırız.
Sokaktaki adam açısından haber, yakın ya da uzak çevrede olan biteni öğrenmek anlamını taşır. Ama haberci açısından bu konu biraz farklı algılanmaktadır. Artık klasikleşmiş "Köpeğin insanı ısırması değil, insanın köpeği ısırması haber niteliğini taşır" özdeyişini bir yana koyarsak, habercinin başka açılardan da haber niteliğine yaklaştığını görürüz.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Kasım 05, 2010
0 yorum Etiketler: Genel Kültür

Posts Relacionados
4 Kasım 2010 Perşembe
Asıl öfkelenmesi gerekenler kim?
Zira, esasen Türklerin kendilerine bir türlü "Türk" diyememesinin temelinde de hep bu "birilerinin" mağduriyet yaygaraları yatmıyor mu?
Türkler, her türlü mihnetini yüklendikleri, her türlü bedelini ödedikleri bu topraklarda, sırf birileri alınmasın, darılmasın, gücenmesin diye, kendilerini "Türk" olarak tanıtmaktan ve böyle tanınmaktan sürekli imtina etmek durumunda kalmadılar mı?
Kimi kez "Osmanlı" oldular, kimi kez "müslüman" oldular, "sağcı" oldular, "solcu" oldular ama bir türlü "Türk" olamadılar! Olamadıkları halde, bir de "Türklükleri" sürekli başlarına kakılmadı mı? Herhangi bir konudaki itirazları ve hak arayışları; "ırkçılıkla ve Türkçülük"le damgalanıvermedi mi?
Böyle böyle; "sen kimsin?" diye sorulduğunda, öz yurtlarında yaşadıkları halde, "Haşa huzurdan Türküm" demek noktasına kadar getirilmediler mi? "Etrak-ı bî-idrak" (idraksiz Türkler) aşağılaması da ta o zamanların bir hatırası olarak milli şuurumuza kazınıp kalmadı mı?
İşte şimdi aynı oyun, yine aynı yüzsüzlükle yeniden sahneleniyor.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Kasım 04, 2010
0 yorum Etiketler: Milli Birlik Yazıları, Milli Güvenlik Meselelerimiz

Posts Relacionados
28 Ekim 2010 Perşembe
"Türkiye, demokratik, lâik, sosyal, hukuk devleti" ise...
...bu nedir?
Üniversitelerdeki antidemokratik uygulamalar ocak ayından bu yana büyük artış gösterirken parasız eğitim istediği için 9 aydır tutuklu bulunan Ferhat Tüzel’in annesi Hayat Tüzel, oğlunun fiziksel saldırıya maruz kaldığını söyledi.
Hayat Tüzel, “Oğlum adam mı öldürdü? Erdoğan’ın katıldığı toplantıda pankart açtı. Parasız eğitim istediği için tutuklandı. Bu yüzden psikolojik olarak yıpratılıyor” dedi.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Ekim 28, 2010
0 yorum Etiketler: Türkiye laik ve sosyal bir hukuk devletidir?

Posts Relacionados
27 Ekim 2010 Çarşamba
Somali'nin Korsanları
Yaşı benim gibi biraz geçkince olanlar hatırlayacaklardır; eskiden bu memlekette "eşkiya"lar vardı. Biz de buna ucundan kıyısından yetiştik. Şimdilerde kalmadı, çünkü "eşkiyalık" yapmak için artık "dağa çıkmaya" ihtiyaç kalmadı! "Kravatlı eşkiyalar"la rekabet etmekte aciz kalan eski eşkiyaların artık esamisi okunmuyor! Zira "liberal demokrasi"yi ihdas edenler, bu konuya daha "pratik" çözümler getirdiler ve "namlı, şanlı bir eşkiya" olmak için gerekli olan "yiğitlik ve mertlik" gibi fazlalıklardan eşkiyalığı arındırarak, işi doğrudan bir "para kazanmak" gibi daha "sade" bir hedefe oturttular. Ne de olsa; daha "çok para", daha çok şöhret" demek! Siz, "kahramanların" manşetlere taşındığını, hakkında arka arkaya röportajlarının ve boy boy resimlerinin yayınlandığını hiç gördünüz mü? Neyse, konuyu genişletmek mümkün ama biz yazımızın konusuna dönelim.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Ekim 27, 2010
0 yorum Etiketler: Dünyadan Haberler

Posts Relacionados
26 Ekim 2010 Salı
İşte Atatürk'ün gerçek sesi
Atatürk'ün daha önce hiç duymadığınız gerçek sesi ve görüntüleri ortaya çıktı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirilen "Osmanlı İmparatorluğu, Cumhuriyetin İlk Yılları ve Atatürk'e ait yazar tabanlı filmlerin restorasyon" projesinin tanıtımı yapıldı.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Bu kayıtlar uzun süreden bu yana üniversitede duruyormuş sonra bunların restore edilmesi konusundan bir anlaşma yapma ihtiyacı doğdu. Telif Hakları Sinema TV Genel Müdürlüğümüzle üniversitemiz arasında böyle bir işbirliği ortaya çıktı" şeklinde konuştu.
Bu görüntüleri daha önce çizgili ve cızırtılı izlediğini kaydeden Bakan Günay, "Ama bu kez sanki yeni çekilmiş bir yapım gibi son derece net bir şekilde ögreneceğiz " dedi. Günay, "Toplumun geçenlerde çok ilgisini çekti. Atatürk'ün gerçek sesine ulaşıldı diye. Doğru. Yani biz Atatürk'ü 10. Yıl Nutk'unda o tiz sesle dinlemeye alışmışız. Halbuki hepimizin ses tonuna benzeyen ortalama bir ses tonuyla meclise hitabı var " diye konuştu.
DHA Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Ekim 26, 2010
0 yorum Etiketler: Milli Kültür

Posts Relacionados
Tony Bennett gözüyle Irak'taki Amerika
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Ekim 26, 2010
0 yorum Etiketler: Dünyadan Mizah

Posts Relacionados
25 Ekim 2010 Pazartesi
Yoksulluk bireysel bir sorun mudur?

Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Ekim 25, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist Kültür ve Politikalar

Posts Relacionados
20 Ekim 2010 Çarşamba
Olacağı budur!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Ekim 20, 2010
0 yorum Etiketler: İslamiyet ve din kültürümüz, Milli Güvenlik Meselelerimiz

Posts Relacionados
11 Ekim 2010 Pazartesi
Bu da oldu...
Millî olan ne varsa, Türk adı, Türkiye adı, Atatürk adı nerede geçiyorsa, onları oradan kazımaya, bütün bunlar kimlerin gönlünde yaşıyorsa, onları sindirip, susturmaya ve Türk ve Türklüğe dair ne varsa, onların kendini ve izini bu topraklardan silmeye kararlı olan bu, "uluslararası organizasyon"un etkisini ve varlığını, bu milletin her ferdi, artık kendi şahsında, bizzat hissediyor. Durumun ne raddeye geldiğini görmek bakımından, Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Selcan Taşçı'ya gönderilen bir okur mektubuna bakmak yetiyor. İşte o mektup:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Ekim 11, 2010
0 yorum Etiketler: 2. Cumhuriyetçiler, Türkiye'nin demokrasisi

Posts Relacionados
9 Ekim 2010 Cumartesi
CIA Böyle Öğretti
"Dokuz Sivil Bir Subay On Eder"
"Ergenekon" adı altında, yaklaşık üç yıldan bu yana sürdürülen "operasyon"larla, aralarında ağırlıklı olarak bir çok subay, astsubay, öğretim görevlileri ve gazetecilerin bulunduğu bir çok insan, ardı ardına tutuklanarak ceza evlerine konulmuştu. Halen süren ve nerede, nasıl biteceğini kestiremediğimiz (bu da mı "bin yıl sürecek" acaba?) bu tutuklama ve soruşturmaların başladığı ilk günlerde Bülent Esinoğlu'nun kaleme aldığı bir makaleyi, tarihten bir "hatırlatma" babında yayınlıyorum.Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Ekim 09, 2010
0 yorum Etiketler: 2. Cumhuriyetçiler, Cemaatler ve Dinler arası Diyalogcular, Tarihten hatırlatmalar

Posts Relacionados
8 Ekim 2010 Cuma
Çok manidar bir karikatür...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Ekim 08, 2010
0 yorum Etiketler: Siyasi Mizah

Posts Relacionados
AKP ile Sabah Siftahı
Televizyon kanallarını gezinirken, NTV'de yayınlanan bir sabah programına rastlıyorum. Programa konuk olan isim Bülent Arınç.
Konu; güncel siyaset. Ve lâf dönüp dolaşıp CHP'nin taze genel başkanı Kılıçdaroğlu'nun, memleketin bunca hayati meselesi içerisinden en öncelikli görerek seçip, yeniden alevlendirdiği "Türban" meselesine geliyor.
Tıpkı, yüzde yüz golle sonuçlanacak bir akın geliştiren bir takımın, son pası yanlışlıkla rakip oyuncuya vererek bütün bir akını heba etmesi gibi, Kılıçdaroğlu'nun, kale önünde kendi ayağına gelmiş topu cömertce rakibine plase etmiş olması, belli ki Arınç'ı ziyadesi ile keyiflendirmiş.
Program sunucusu; "peki ama "kamusal alanda" da örtünme meselesi gündeme gelirse..." dedikçe, o hiddetleniyor ve: "Bırak şimdi kamusal mamusal alanı da üniversiteyi konuşalım. Konumuz bu, önce bunu halledelim..." diyerek lâfı programcının ağzına tıkıveriyor.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Ekim 08, 2010
0 yorum Etiketler: 2. Cumhuriyetçiler, Güncel

Posts Relacionados
Ekonominin kanunları bize vız geliyor!
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Ekim 08, 2010
0 yorum Etiketler: Ekonomi Yazıları

Posts Relacionados
4 Ekim 2010 Pazartesi
Referandum sonucunu okuma kılavuzu!
Buyrun:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Ekim 04, 2010
0 yorum Etiketler: Milli Kültür, Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
3 Ekim 2010 Pazar
Sevr'i geri getirmeye "Bu Demokrasi" yeter!
Türkiye'ye Sevr'i getirecek 11-12 milyon oyDevamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazar, Ekim 03, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak "Demokrasi"

Posts Relacionados
27 Eylül 2010 Pazartesi
Kuzey kutbunda petrol savaşları
"Dünyanın en değerli dağı paylaşılamıyor"
Rusya, 2007 ilkbaharında Kuzey Kutbu'nun derinliklerine diktiği bayrakla yeni bir 'Soğuk Savaş'ı da başlatmış oldu. Aslında 2001 yılında Rusya Birleşmiş Milletler'e (BM) Kuzey Kutbu'nun kendisine verilmesi için başvurmuş, ancak yeterli kanıt sunmadığı gerekçesiyle başvuru reddedilmişti. Aradan 6 yıl geçtikten sonra gelen Moskova'nın hamlesi bir işaret fişeği gibiydi.
2007'de bayrak dikmek için okyanusun 4 kilometre dibine inen aralarında iki milletvekili ve bilimadamlarının bulunduğu Rus ekibinin amacı, 1.2 milyon kilometrekarelik Lomonosov Sıradağları'nın denizaltından kayalık silsilesiyle Rusya'ya bağlandığını kanıtlamaktı.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Eylül 27, 2010
0 yorum Etiketler: Dünyadan Haberler

Posts Relacionados
24 Eylül 2010 Cuma
İsrail'in "Kürt" ilgisi
Kürtler ve Yahudiler arasındaki genetik bağlar
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Eylül 24, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak "Kürtçülük"

Posts Relacionados
18 Eylül 2010 Cumartesi
"EVET" dediniz ve (ne) kazandınız!
Kuru bir inadı bir "fikir"miş gibi sahiplenmek, onu kesin bir inanç haline getirmekten haz duymak, uzunca bir zamandır bizde bir gelenek haline geldi. Halbuki, bir toplumun gelişmişliği; bilgiye karşı açlık duyan, merak eden, soru soran, durmadan bir şeyler öğrenmek ihtiyacı içinde olan insanların çokluğu ile doğru orantılıdır. Batı'da "intellectual curiosity " denen ve "entellektüel merak" olarak adlandırabileceğimiz bu, sürekli "öğrenme açlığı" çeken insan sayısının azlığı, bir toplumun her türlü iç ve dış manüpilasyona açık halde bulunduğunun bir göstergesidir. Boyuna, posuna, yürüyüşüne, bakışına, konuşma tarzına "hayran" olduğu bir insan vasıtası ile kendisine (pazarlamacı değil) "pazar esnafı" mantığı ile dayatılan sloganları-ki, bunun kibar adı "toplum mühendisliği" oluyor-adeta havada kapan ve sonra da bunları bir fikir imiş gibi "ölümüne" sahiplenmeyi bir "marifet" ve "yiğitçe" bir "sadakat" sayan fertlerden müteşekkil bir toplumun seçebileceği tek şey, olsa olsa, sırtına vurulacak semerin rengini seçmek olur! Şimdi, bu sözüm üzerine derhal vaveyla koparacak "EVETÇİ" vatandaşlardan, mesela şu aşağıda (benzer bir çokları içinden seçip) zikrettiğim konudan haberdar olup olmadıklarını sormak isterim:
GLOCAL FORUM NEDİR, NECİDİR, NE İŞ YAPAR, ADINI DUYMUŞLUĞUNUZ VAR MI?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Eylül 18, 2010
0 yorum Etiketler: 2. Cumhuriyetçiler

Posts Relacionados
16 Eylül 2010 Perşembe
Buyrun, "saygı" duyabiliyorsanız duyun!
Bir gün önce, sözde demokrasi adına, olur olmaz her şeye saygı duymaya "amade" bir zihniyete dair görüşlerimi izaha çalışmıştım. İlginçtir ki, hemen ertesi günü Odatv.com haber sitesinde benzer kaygılarla kaleme alınmış, konuyu çok daha kapsamlı bir şekilde ele alan bir makale ile karşılaştım. "AKP İKTİDARINI SÜRDÜRMENİN YOLUNU NASIL BULDU" başlığı ile yayınlanana bu makaleyi, konunun önemine binaen sizlerle paylaşmak istedim. "Demokrasi" adına, nasıl uyutulmak istendiğimizi, nasıl kandılımaya çalıştığımızı ve malûm zihniyetin bir "Tramvay" olarak tanımladığı "demokrasi" anlayışının "demokrasi" diye diye memleketi nerelere sürüklediğini ve bu kelimenin büyüsünden nasıl istifade ettiğini bütün çıplaklığı ile gözler önüne seren bu makaleyi, buyrun birlikte okuyalım:
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Eylül 16, 2010
0 yorum Etiketler: Türkiye'de Siyaset ve Siyasi Kültürümüz

Posts Relacionados
15 Eylül 2010 Çarşamba
Ne kadar da kolay saygı duyuveriyorsunuz böyle?!...
Güler misin, ağlar mısın dedikleri durum bu olsa gerek.
Yahu, bir kere siz hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?
Karşınızdakiler kim?
Anayasa Mahkemesi tarafından, mevcut anayasanın "laiklik" ilkesine karşı "odak" olduğu tescillenmiş bir parti değil mi? Bu durumun bir "kapatma" gerekçesi olması gerekirken "para cezası" ile yetinilmiş olması gerçeği ortada değil mi?
Devletin imkânlarının sonuna kadar kullanılmış olduğu, başbakanlık emrine tahsis edilen "örtülü ödenek"ten kullanılan paranın katrilyonu geçtiği gerçeği ortada değil mi?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Eylül 15, 2010
0 yorum Etiketler: Emperyalist bir argüman olarak "Demokrasi", Türkiye'nin demokrasisi

Posts Relacionados
6 Eylül 2010 Pazartesi
'ORYANTALİZM' ve BATI'NIN İDEOLOJİK HAKİMİYETİ
KAPİTALİZM:
Gerçek, kartezyen bilgiye dayanmakla birlikte göstermekle yetinmez; talepkardır. Soru sorar.
'ORYANTALİZM' ve BATI'NIN İDEOLOJİK HAKİMİYETİ : HALAYIKLAR,KAPIKULLARI..
Batı, her zaman 'öteki' hakkında berbat bir imgeler/semboller dizini ve hiyerarşik bir yapı üretmiştir: Karakafalı, barbar, vahşi, geri, uyuşuk, fanatik, hırsız, maço, saldırgan vs. Önce küçümseme ve hor görme, ardından koruyucu 'papaz' tavrı gelir. Bu tavırla gelen mesajın virüsü/truva atı, bulaşıcısı her zaman köleleştirme, ardından kendinden nefret ve kimliklerin inkarıdır. Bu sömürü ilişkisinin ayrı bir jargonu/dili vardır. İçlerinden bir kısmı daha yakındır kamçılı kolonyaliste; çiftliğin kâhyası mertebesine yükseltilir. Bunlar kapıkullarıdır. Diğer 'ötekilere' karşı 'elçi' görevini yaparlar. Misyonerler ve devşirmeler alınlarındaki secde izinden tanınırlar. Bugün de hemen hemen aynı format ve konsept hakimdir Doğu Batı ilişkilerine.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Pazartesi, Eylül 06, 2010
0 yorum Etiketler: Batı Medeniyeti ve Türkler

Posts Relacionados
2 Eylül 2010 Perşembe
SEN BİR "MELEK" (DEĞİL)SİN!
İnsanın "şerefi" Ku'ran'dadır. Yani Kuran-ı Kerîm, insanın şerefle yaşaması için gerekli "bilgi"lerin tamamını muhtevi, tamamını içeren bir kitaptır. Allah-u Teâlâ, bunu kitabında şöyle açıklıyor:
"(Allah:) şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim dedi. Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin dedi. Dediler ki: Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın. (Allah:) Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim." (Bakara Suresi, 30-33)
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Perşembe, Eylül 02, 2010
0 yorum Etiketler: İslamiyet ve din kültürümüz

Posts Relacionados
27 Ağustos 2010 Cuma
Sümela'nın teşekkürü(!) gecikmedi!
Yunanistan ekibi PAOK taraftarları, Ayasofya'nın tepesine haç dikti, minareleri yıktı...
Dün gece oynanan Avrupa Ligi playoff maçında Fenerbahçe'yi 1-1 berabere kalarak eleyen Yunanistan ekibi PAOK'un taraftar sitesinde (www.paokmania.gr) yer alan açılış introsu Türkleri ve Müslümanları ayağa kaldırdı.
Devamını gör...
25 Ağustos 2010 Çarşamba
"Sümela Ayini" bizi kesmez!
Bütün "korku"ların kendisinden köşe bucak kaçtığı sayın başbakanımız, böylece bir korkuyu daha "korkuttu" ve bir korku daha kendisini bekleyen o kaçınılmaz sondan kendisini kurtaramadı. Sayın başbakanımızın o, meşhur, o, Osmanlı'ya has, heybet ve azametinden öyle bir korktu, öyle bir korktu ki, onun da diğerleri gibi dizlerinin bağı çözülüverdi, direnemedi, "tırstı" ve "kaçtı"!
Gerçi, kendileri daha iyi bilir ya, geride; "bölünme korkusu", "terörist başı ile anlaşma korkusu" vs. gibi hepi topu üç beş "dandik korku" ya kaldı, ya kalmadı. Allah'ın izniyle onların da üstesinden gelip, alnının "ak"ıyla bu işin de içinden çıkacak olan yine benim başbakanımdır. Bundan kimsenin şüphesi olamaz! Bu konuda kimse bîtaraf da kalamaz. Kalan olursa, onun da hakkından oracıkta geliverir, onu da "bertaraf" ediverir, evvel Allah, sonra sayesinde ve anında ve hem de saniyesinde!
Bütün bunlar karşısında, kendine "MİLLİYETÇİ" diyenler ne yapıyorlar peki?
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Ağustos 25, 2010
0 yorum Etiketler: 2. Cumhuriyetçiler

Posts Relacionados
"Batı Tipi Demokrasi" inadının başımıza açtığı işler (3)
"Başka milletlerin, çoğu zaman pek pahalıya malolmuş siyasi tecrübelerinden zahmetsizce istifade edebilmek pek çekici bir şeydir. Fakat garbın düşünce tarzı ve ruhi halleri ile şarkın düşünce ve ruhu arasındaki ortak noktalar -ekseriya umulanın aksine- pek azdır. Bu yüzden, böyle bir istifadeye kalkışmak çok tehlikeli olur.
Gerçekten de, şark dünyası, garp dünyasından o kadar farklıdır ki, gayet basit kelimeler bile bir çok defa aynı mana ve şumulü taşımazlar. Mesela "eşitlik" tabiri, bizde hiçbir haset, kin veya tecavüz hissi uyandırmaz. Zira insanlar arasında, şahsi meziyetler sebebi ile meydaîa gelmiş olan eşitsizlik, açıkça demokrat olan İslam toplumu içinde gayet tabii sayılmıştır. Yine aynı sebeple "hürriyet" bizim için içtimai bir zinciri kırmak, siyasi bir kölelikten kurtulmak demek değildir.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Çarşamba, Ağustos 25, 2010
0 yorum Etiketler: Batı Medeniyeti ve Türkler

Posts Relacionados
21 Ağustos 2010 Cumartesi
"Batı Tipi Demokrasi" inadının başımıza açtığı işler (2)
Konuya "Devlet Kültürü" penceresinden bakarak ilk çağlara kadar inmek ve konuyu 4 ana başlık halinde ele alan genbilim.com sitesinin (http://www.genbilim.com/content/view/1741/86/ ) adresli ve "Türk Devletinin Özellikleri" başlıklı sayfasından yaptığımız "kısmî" alıntılar ile devam etmek istiyoruz.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cumartesi, Ağustos 21, 2010
0 yorum Etiketler: Batı Medeniyeti ve Türkler

Posts Relacionados
20 Ağustos 2010 Cuma
"Batı Tipi Demokrasi" inadının başımıza açtığı işler (1)
Her toplumun kendi ilerlemesi adına kendi içinden bir "aydın sınıf"a ihtiyaç duyması doğaldır, ancak bu ihtiyacın giderilmesinin yolunun ve yönteminin de o toplumun yapısal durumuyla uyumlu olması zorunluluğu vardır. Paket çözümler, olsa olsa ancak teknik konularda gündeme gelebilir. İşte bu sebepten; bu ihtiyaçlar, Batı ve Doğu Toplumlarında tarih içinde birbirinden çok farklı şekillerde tezahür etmiş ve birbirlerinden çok farklı dinamiklerin etkisi altında kalarak kendine "kendince" bir çıkış yolu aramıştır. Öyleyse ilk evvel yapılması gereken şey "ihtiyacın" ne olduğunu tespit edebilmek ve bu ihtiyacı doğuran kaynağı da doğru teşhis edebilmektir.
Devamını gör...
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Cuma, Ağustos 20, 2010
0 yorum Etiketler: Batı Medeniyeti ve Türkler

Posts Relacionados
17 Ağustos 2010 Salı
Politik Mizah
Gönderen A. Hüsnü Sezgin zaman: Salı, Ağustos 17, 2010
0 yorum Etiketler: Dünya Kültüründen...

Posts Relacionados
'Bize bişey olmaz (mı) abi!'
"Bir gün, Şam'ın, Halep'in, Beyrut'un elimizden çıkacağını söyleselerdi güler geçerdik. Her şey o kadar çabuk oldu bitti ki, şimdi İstanbul'un bile elimizde kalacağı şüpheli!.."
Bu işler böyledir! Devenin başını çadıra sokmasına bir defa izin verdin mi çadırdan dışarı atılman mukadderdir. İnsan seviyorsa kıskanır! Bu onun doğasındandır. Kıskanan insan ise sevdiğine bir zarar gelir endişesi ile gözünü dört açar, daima uyanık ve hassas olur. Vatanını sevmek de böyledir. Hassasiyetin yoksa kıskançlığın da yoktur, kıskanmıyorsan da sevmiyorsun, umursamıyorsundur! Kaldı ki, mevzuubahs olan vatanın olunca bir de ona olan muhtaçlığını hatırlamalısın. Tabii, insan olanın asıl muhtaçlığının hürriyet ve bağımsız yaşamak ihtiyacı olduğunu biliyorsan! "Yeyip içip, sırtüstü yatarım, başımızdakiler ne diyorsa ben ona inanır, ben ona bakarım" diyenlerdensen şunu hatırlatırım: Hayvan bile, hayvanlığıyla ormandaki yangından içgüdülerinin sesine uyarak kaçıyor; "Nasıl olsa bu yangın bana ulaşamaz!" demiyor. Sen ise, bırak yangını söndürmeyi, ondan kaçmayı bile akıl edemiyorsun, her hâl ve hareketinle; "Nasıl olsa bana kadar gelmez bu yangın" dediğini anlatıyorsun. Baba mirasın "Babalar gibi satılıyor" kılın kıpırdamıyor; ağzını yaya yaya, "Alan sırtına sarıp da götürecek mi sanki!" yavesine nasıl oluyor da bu kadar kolay sığınabiliyorsun?
Devamını gör...