17 Ekim 2013 Perşembe

Bunu anlamak bu kadar mı zor?..


Yalancı bir serabın ardına düşerek olmadık hülyalarla ömür geçirenler, en yalın mantık süzgeçlerine müracaat etme gereği bile duymadan ve adeta kör bir inatla "olmayan bir tarih" yaratmak ve bunun üzerinden bu millete yeni bir gelecek çizmek için beyhude bir şekilde çabalayıp duruyorlar.

Halbuki, önümüzde aşılmayı bekleyen daha nice sarp yamaç varken, tarihin gören gözler önüne apaçık serdiği gerçeklerden yüz çevirmek, tarihe değil ancak ona yüz çevirenlere zarar verecektir. Saplantılı bir tarih anlayışı ile hareket eden, kendi rüyalarını hakikatmiş gibi halka aktarmaya kalkanların ve bu tipten insanların ardına düşenlerin sonu hüsrandır. İnsan; aklın, bilimin ve gerçeklerin ışığında yürüdükçe felah bulur, ileriye gider ve rahat eder. Akıldan ve realiteden kopuk ütopyaların arkasına düşerek mahvolmamış hiç bir millet yoktur!

Bütün bunları şunun için tekrar tekrar yazıyor ve söylüyoruz ki, dünya tarihi için daha dün mesabesinde olan olaylar dahi, kendilerini tarihçi olarak tanıtan ama aslen malûm bir zihniyetin hizmetinde bulunan bir kısım propagandistler tarafından çarpıtılmaya kalkışılmakta ve tarihimiz, bölgemizi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışanların anlayışına uydurulmaya, ya da o anlayışla uyumlu hale getirilmeye uğraşılmaktadır.

Allahtan ki, bunların arkasına düşerek kendi tarihlerini inkâr edenleri ayıktıracak namuslu aydınlar da yok değil. Bunlardan biri de gazeteci Hayrullah Mahmud ve günlük yazılarını koyduğu "ultra-turkler.blogspot.com" adresli bloğundaki; "Ayniyle vaki ve/veya 2007'de "ters ayak" üzerinde yakalanmanın neticesi?!"  başlıklı makalesinin bir yerinde şu çarpıcı tespitleri yapıyor:

Devamını gör...

25 Ağustos 2013 Pazar

İngilizler İstanbul'u neden terketti?

Osmanlıcı/İslamcı geçinen malûm tayfa, gün geçmiyor ki, bu milleti millet eden değerleri tahrif etmek, onları yok saymak için yeni bir yalan uydurmasın! 

İşi; "kurtuluş savaşı gibi bir savaş zaten hiç olmadı ki?.." boyutuna kadar taşıma cür'eti gösteren bu güruh, meydanın o kadar boş, insanımızın da yalanın bu denlisine bile inanıp, kanacak kadar saf ve salak olduğuna herhalde artık iyice kani olmuş olmalı ki, hesapsız kitapsız, delilsiz ispatsız sallayıp durmaya devam ediyor!..

Bunların son yalanlarından biri de özetle şöyle:

"Madem Atatürk savaşı kazandı, öyleyse İngilizler İstanbul'u niçin savaşmadan, öyle kolayca terkettiler? Çünkü, Atatürkle aralarında gizlice anlaştılar. Mustafa Kemal, İngilizlere bir takım sözler ve teminatlar verdi. Onlar da ikna oldular ve alacaklarını almış olmanın huzuru içinde çekip memleketlerine gittiler!.." vs. vs...

Tabii burada, sırf  Müslüman(!) oldukları için mağdur edilmiş adamlar görüntüsü veriyorlar diye bunların yalan söylemeyeceğini düşünen, iyi niyetli, fakat araştırıp-soruşturma özürlü vatandaşlara da seslenmeden geçmemek lazım.

Geçenlerde, internette gezinirken güzel bir söze rastladım. Orada düşünürün biri insanlara şöyle sesleniyordu: "Bu devirde cahil kalmak, artık bir tercih meselesidir!.."

Yalan da değil hani!

Çünkü, internet üzerinden yapılacak küçük bir "karşılaştırmalı-araştırma" dahi bunların yalanını açığa çıkarmaya yeter, tek şartla ki, siz yalana kanmaya teşne biri olmayın!

Şimdi geçelim konumuza:

İngilizler, İstanbul'u neden terketti?

Devamını gör...

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Ne olacak bu din meselesi?..

İnsanlığın bilinen tarihi, bir bakıma kutsal sayılan inançlar adına yapılan kıyımlar ve katliamların da tarihidir.

İnsanlığı doğru yola iletmek üzere ortaya konan, ya da böyle bir iddia ile yola çıkan dinler, zamanla ona inananların elinde acımasız bir silah haline gelmiş ve zalimane "inanç dayatmaları"na dönüşmüştür.

21. Yüzyılın ilk yılların idrak ettiğimiz şu günlerde dahi din adına yapıldığı iddia edilen vahşetlerin hâlâ ve hız kesmeden devam ediyor olması ve üstelikte bütün bunların sözümona yüce ve ulvi bir maksada dayanıyor olduğu iddiası, aklen, fikren ve vicdanen izah edilebilir bir durum değildir!

O halde zaman, şimdi durup bir düşünme ve şimdiye kadar inandıklarımızı (ya da inandırıldıklarımızı) gözden geçirme zamanıdır. Aşağıya alıntıladığımız "Tekamül Aşamaları" başlıklı makale de bizce bu yönde atılmış önemli bir adımdır.

* * *

Devamını gör...

13 Ağustos 2013 Salı

Kuzey Amerika'nın kolonizasyon süreci

Bilişim teknolojilerinin sağladığı olanaklarla hazırlanmış ve hareketli görsellerle desteklenmiş güzel bir sunum...


Devamını gör...

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kapitalist demokrasilerin sisteme sadık muhalefetini "bilişim devrimi" ile aşmak ve Beppe Grillo hareketi


İnsana ve insanlığın maddi manevi değerleri üzerine kara bir kuş gibi çökerek, et-kemik demeden ne varsa kursağına indiren global kapitalist düzen, nihayetinde kendi kazdığı kuyuya kendisi düşecek gibi görünüyor.

Artık giderek yavanlaşmaya başlayan ve ardı arkası kesilmeyen yolsuzluk ve hırsızlıkları örtmeye yetmeyen "demokrasi" yaveleri ve aynı şekilde bu kuru söylemin ardına gizlenerek "yetkili mercilerden" "sıra sende!" talimatı bekleyen "sistemin sadık muhalefet partileri", hızlı bir şekilde gelişen ve dünyayı gerçek anlamı ile "global bir köy"e döndüren "bilişim devrimi" karşısında tam anlamı ile "beş paralık" olmak üzereler!..

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de İtalya'da ortaya çıkan Bippo Grillo Hareketi...

Korkut Boratav hocanın kaleminden okuyacağınız konuyla ilgili aşağıdaki değerlendirme, (kendi vardığı sonucu ayrı tutarsak) "bilişim devrimi" ile şimdiye kadar sesini duyuramamış geniş halk kitleleri lehine gelişen bu durum, aynı zamanda ülkemizin muhalefetsizlikten kıvır kıvır kıvranan halk kitlelerine de sağlıklı bir çıkış yolu işaret eder mahiyette...

* * *

Beppe Grillo hareketi üzerine

Devamını gör...

1 Ağustos 2013 Perşembe

Erdoğan, PYD konusunda tam anlamı ile "senkronize" olamamış...


Hemen söyleyeyim, yazının başlığı Cengiz Çandar'ın "Rojava'da yeni sayfa - Salih Müslim'in ardından..." adlı yazısından alınmadır.

Çandar, her ne kadar başbakanın bu durumunu PYD ile ilişkilendirse de, bizce başbakanın bu "senkronize olamama" durumu sadece o bahsettiği olayla sınırlı değil! Daha önce, "Taksim olayları, bu kadar hırçınlık niye ve bu ülke nereye gidiyor?"  başlığıyla kaleme aldığımız yazımızda da dilimiz döndüğünce izaha çalıştığımız üzere, "başbakan, şimdiye kadar Türkiye'nin milli güvenliğini ilgilendiren olayların hangisiyle senkronize olabildi ki?.." diye artık ciddi ciddi sormak ve sorgulamak gerekiyor!..

Şimdi gelelim asıl konuya:

Kamuoyunun zihnini alıştırmak maksadı ile gündemde çok da öne çıkarılmadan ama daima özenle de gündemde tutulan bir konu var. O da, "Apo" nam katilin affı meselesi!

Mâlum, köprülerin altından çok sular geçti. Onun hakkında şimdiki başbakanca sarf edilen "sayın" ifadesi ile milletin hop oturup, hop kalktığı günlerden Apo'nun barış güvercini olduğu günlere geldik! "AK medya"nın bu neticeyi elde etmekte gösterdiği gayreti ise doğrusu kimse inkâr edemez!

Doğrusunu söylemek gerekirse, bir vatandaş olarak içimizde artık "Apo affedilecek mi?" diye bir kaygı da "hamdolsun" ki kalmadı!

Birileri için bir zamanlar imkânsız olan hayaller öyle bir gerçek oldu ki, bunları görünce "Apo affedilse ne olur, affedilmese ne olur" diyesi geliyor insanın!

Başbakandaki bu "senkronizasyon bozukluğu"nu tespit eden ve yıllardır adeta gönüllü bir "Kürtçü" gibi "görev" yapan Cengiz Çandar, gündemdeki olaylardan yola çıkarak lafı ustaca Apo'nun affı meselesine getiriyor ve başbakanın süregelen bu asenkronik durumuna kendince şöyle bir ayar veriyor:

Devamını gör...

21 Temmuz 2013 Pazar

Bu "Faşist Anayasa" değişmeliymiş!..

Ülke gündemini epey bir zamandır işgal eden "anayasa tartışmaları", vatandaşın beynini yıkamaya yönelik büyük bir propaganda hücumuna dönüşmüş durumda. 

Esasen bu propaganda işine dört elle sarılanlar şunu çok iyi biliyorlar ki, vatandaşın zihnini iğfal etmeden Türkiye Cumhuriyetini "değiştirip, dönüştürmek" çok da kolay bir iş değildir.

Bunun önemini iyi kavramış olan "proje sahipleri", anlaşılıyor ki, maksatlarına nail olabilmek için yandaşlaştırdıkları medya kanalları aracılığı ile bu "iğfal" işine iyiden iyiye hız vermiş durumdalar. 

"Ücretli yiğitler" ve içerden-dışardan fonlanan maşalar da, bu konudaki bütün maharetlerini ortaya koymak için adeta can havliyle yırtınıp durmaktalar!.. 

Sarıldıkları en son "argüman" ise şu: "Faşist anayasa istemiyoruz!.."

Çünkü, bir önceki söylemleri "sivil anayasa" idi ve daha yumuşak bir söylemdi. Herhalde artık ikinci aşamaya geçilmiş olmalı ki, söylemleri biraz daha tatlı-sert hale döndü: "Artık bu faşist anayasayı istemiyoruz!..."

Vay anasını! 

Sağcısı, liberali, eski solcusu ve İslamcısı ile bu kadar çok "demokrat(!)" adam bu amaç etrafında toplaştığına ve büyük bir gayretkeşlikle bu konuyu gündemde tuttuklarına göre, demek ki durum bu sefer gayet ciddi!..

Bu durumda insan sormadan edemiyor: Değiştirilmedik çok az maddesi kalmış, yani "o eski halinden pek bir eser kalmamış" 1982 anayasasını tamamen ortadan kaldırmak, acaba neden bu kadar "acil" ve acaba neder bu kadar önemli?..

Mevcut anayasayı "toptan" iptal edip "yenisini yapmak" işi, sakın o "değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez"  "ilk dört madde" ile ilgili olmasın?

Bittabii "taciz atışları" bu kadarla da sınırlı değil! Bir de şu var:
   

Devamını gör...

14 Temmuz 2013 Pazar

Çanakkale'de Atatürk'ü yok sayanlara!


Devamını gör...
 

"Allahsız Oğlu Allahsız"

Firavunların Laneti ile Damgalandı: "Allahsız Oğlu Allahsız" - Açık İstihbarat

Sizi artık ne gücünüz, ne malınız mülkünüz, ne gizli hesaplardaki paranız, gizli ortaklıklarınız, sansürünüz, RTÜK'ünüz, her yıl yenisini yaptırmakla övündüğünüz hapishaneleriniz, eteğinizi öpen basınınız, biat etmiş yargıçlarınız, silah arkadaşları bin bir iftirayla tutuklanırken size topuk selamı veren generalleriniz;

Ne öfke ve kin kusan diliniz, korku filmine dönen çehreniz, yalakalarınız, dalkavuklarınız, jurnalcileriniz, gaz bombalarınız, özel yetkili mahkemeleriniz, 'akilleriniz'...

Allah'ı kandırmak, güya günahlarınızın kefaletini ödeyip sıyırmak amacıyla, halkın parasıyla inşa ettirmeye giriştiğiniz cami-mabed'leriniz..

Hiç birisi kurtaramayacak demektir...

Devamı...

Perdenin arkasında hava kötü

Sürece Diyarbakır'dan bakınca...


Örgütün gizli ajandasını anlamamız
için son iki gün içinde yerinde teyit ettiğim üç noktayı kayda geçeyim:

1- Örgüte katılım artıyor.Yeni yapıda rol almak için dağa çıkanlar artıyor. Burada örgütün şöyle bir taktiği var. Çekilme adı altında gidenlerin ciddi bir kısmı bu yeni katılımlar. Bir yandan da tecrübeliler içeride bekletiliyor. Hem bölgedeki koordinasyonu yapıyorlar hem de olası bir yol kazası sonrası çatışmaya hazır bekliyorlar. Plana göre ekime kadar tecrübeliler çıkmayacak. Sonra da kar kış bahanesiyle kalmaya çalışacaklar.

2- PKK ağır silahlarını ve bombaları belli bölgelerde depoladı.
Etraflarını da bubi tuzakları ve mayınlarla çevirdi. Dolayısıyla ihtiyaç halinde lojistik sorunu yaşamayacak. Asker bir şekilde buralara girmek isterse de ağır zayiat verecek.

3- Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak gördüğü için önceki gün yeni bir kampanyanın startını verdi. Bundan sonra herkes evine ve işyerine Öcalan posterleri asacak.

4- Örgüt uyuşturucu ekimine hız vermiş. Diyarbakır kırsalı esrar tarlalarıyla dolu. Diyarbakır neredeyse suç ihraç ediyor. 'Nasıl olsa çözüm sürecindeyiz operasyon olmaz' diye köylüleri de baskı altına almışlar.

Başka örnekler de vermek mümkün. Yani örgüt bir yandan çözüm/barış diyor ama öbür taraftan başka bir ajandanın yol haritasını uyguluyor.